1- Sosyal güvenlik kavramı ve kapsamı: Bir toplumda kişisel birikimler ile toplumsal katkılardan ya da sadece kamusal veya toplumsal fonlardan oluşturulan kaynaklardan yapılan sosyal içerikli, ayni ve nakdi her türlü ödeme ve yardımlar “sosyal güvenlik” olarak adlandırılır. Sosyal güvenlik, “sosyal yardımlar”, “sosyal hizmetler” ve “sosyal sigortalar” adı altındaki organizasyonlarla yürütülür ve toplumun belirli koşullardaki ve belirli niteliklerdeki kesimlerini kapsar. Sosyal güvenlik; mesleki, fizyolojik ve sosyo-ekonomik herhangi bir riske duçar kalması sonucu, çalışma ve gelir elde etme olanağından geçici veya sürekli olarak yoksun bulunan bireye, insan onuruna yakışır biçimde yaşamını devam ettirebilmesini sağlayan önlemlerin ve katkıların bütünü olarak da tanımlanabilir. Yaşamın kaçınılmaz doğal bir sonucu olarak karşılaşılacak risklere karşı korunabilmek; kimi yaşlılık ve ölüm gibi mutlak, kimi hastalık ve muhtaçlık gibi olası tüm risklere karşın geleceğe güven ve ümitle bakabilmek, toplumsal barış ve huzurun sağlanması açısından da çok büyük bir önem ve değer taşır. Sosyal güvenliğin gerekleri, ister sosyal güvenlik kuruluşu olarak bilinen ve sosyal sigorta veya emeklilik kurumu ya da emekli sandığı gibi adlar verilen kuruluşlar tarafından ve ister sosyal yardımlar ya da sosyal hizmetler yoluyla gerçekleştirilmeye çalışılsın, hepsinde de, sosyal risklerin, riske maruz kalan birey yerine, tüm topluma dağılımı ve doğan zararın toplum olarak bölüşülmesi amaçlanır. Sosyal yardım için, önceden belirli kurallara göre prim veya başka ad altında, yardım görecek kişinin herhangi bir ödemede bulunmuş olması söz konusu olmayıp, muhtaç olma tek ve yeterli koşuldur. Kamusal kuruluşlarca veya vakıf, dernek gibi özel kuruluşlarca yürütülen sosyal yardımların finansmanı, ya doğrudan doğruya devlet bütçesinden veya yardım kuruluşlarının kendi kaynaklarından sağlanır. Sosyal güvenliğin, sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler dallarına nazaran, sosyal sigortalar dalı, toplumda kapsamına aldığı kişilerin fazlalığı ve sağladığı hak ve çıkarların çeşitliliği, sürekliliği ve etkinliği açısından çok daha büyük bir önem arz etmekte ve çok geniş bir kitlenin koruyucu şemsiyesi olmaktadır. Nitekim, çoğu kez sosyal güvenlik deyince akla sosyal sigortalar gelmekte ve yine çoğu kez sosyal güvenlik ile sosyal sigorta ve emeklilik deyimleri, birbirleriyle özdeş terim ve sözcük dizileri olarak, aynı anlama gelmek üzere bir arada kullanılmaktadır. 2- Sosyal güvenlik kuruluşlarının kuruluş nedenleri: Tarih boyunca hemen her toplumda, daha çok sosyal yardım veya sosyal hizmet biçiminde çeşitli sosyal etkinliklerin yer aldığı görülmektedir. Söz konusu etkinliklerin büyük bir bölümü dinsel kaynaklı görevlerin yerine getirilmesi şeklinde başlamış olup, bu görevler batı toplumlarında kiliseler, İslam toplumlarında da vakıf ve benzeri hayır kurumları aracılığıyla gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Batı Avrupa ülkelerinin sanayi toplumları haline dönüştüğü 19. yüzyıldan itibaren, özellikle iş ve çalışma olanağı bularak sınai tesislerin çevresindeki kentlere yerleşenlerin yaşama ve çalışma koşullarının yanı sıra hastalık, malullük, yaşlılık ve işsizlik gibi sosyal risklerinin giderek artmasıyla birlikte, sosyal güvenlik hizmetlerinin daha sistemli ve organize bir şekilde yürütülmesi gereği ortaya çıkmıştır. Sosyal güvenlikle ilgili yükümlülükleri takip etmek ve belirli koşulların varlığı halinde, herhangi bir sosyal riskle karşı karşıya kalındığında, ilgiliyi sosyal güvenliğin olanaklarından yararlandırmak, her toplumda devletin kuracağı ve bir merkezden yöneteceği organizasyonlara ihtiyaç göstermiştir. Esasen, sunulan hizmetin önemi ve özelliği itibariyle kamusal bir nitelik taşıması, bu konuda yasal ve kurumsal düzenlemeleri zorunlu kılmıştır. Özellikle II. Dünya Savaşından sonraki tarihlerde yürürlüğe konulan çeşitli ülkelere ait anayasalarda, devletin niteliği belirtilirken, devletin sosyal hukuk devleti olduğu vurgulandıktan sonra, herkesin sosyal güvenlik hakkına sahip bulunduğuna ve devletin bu hakkın kullanımını sağlayacak ortamı ve olanakları hazırlaması gerektiğine ilişkin hususlar düzenlenmiştir. Birleşmiş Milletler tarafından 10.12.1948 tarihinde kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 22 nci maddesinde; her kişinin toplumun bir üyesi olarak sosyal güvenlik hakkına sahip olduğu ilkesine yer verilip, her ülkenin sosyal ve ekonomik kaynakları göz önünde tutularak söz konusu hakkın gerçekleşmesi için ulusal çaba ve uluslararası işbirliği öngörülmüştür. Birleşmiş Milletler Teşkilatı bünyesinde oluşturulan Uluslararası Çalışma Teşkilatı(1) ve Uluslararası Sosyal Güvenlik Teşkilatı(2) gibi kuruluşlara, Birleşmiş Milletlere üye ülkelerin sosyal güvenlik politikaları ve organizasyonlarına yardımcı olma görevi verilmiştir. 3-Sosyal güvenlik kuruluşlarının tarihçesi: Osmanlı Devletinde, ilk kuruluş yıllarından itibaren sosyal yardım ve sosyal hizmet niteliğinde çeşitli sosyal etkinlikler gerçekleştirilmiştir. İslamiyet’in yoksul, kimsesiz, hasta kişilere yönelik olarak öngördüğü kural ve kurumlar Osmanlı Devletinde sosyal güvenlik alanında çok önemli fonksiyonları yerine getirmiştir. Bu arada, sadece belirli meslek mensuplarını kapsamına almış olmakla beraber, Osmanlı döneminde “Lonca teşkilatları” da ekonomik olduğu kadar, sosyal alanda da hizmet veren kurumlardandır. Mesleki kuralların yanı sıra çırak, kalfa ve usta ilişkilerini düzenleyen Loncalar, aynı meslek kolundan “Harici aza” adını verdikleri güçsüz, malul ve hasta kişilere yardım ve destek de sağlamışlardır. Daha sonra özellikle, 1839 Tanzimat Fermanı’nı takip eden yenileşme hareketleriyle birlikte, Devlet memurlarının aylıklarının ödenmesi belirli usul ve esaslara bağlanırken, devlet hizmetinde çalışanların geleceklerine ilişkin bir kısım güvencelere sahip kılınmaları da gündeme gelmiş ve bugünkü anlamda sosyal güvenlik ilk kez kamu görevlileri için düşünülmüştür. Bu amaçla önce askeri personel için 1866’da ve daha sonra mülki personel için de 1880 yılında ayrı ayrı emeklilik sandıkları kurulmuştur. Bu sandıkların gelirleri, mensuplarının aylıklarından yapılan kesintiler ve çalıştıkları kurumlarca yapılan ödemelerden oluşturulmuştur. Bu arada, ordunun harp araç ve gereçlerini imal eden ustalar için “Tophane”, tersanede çalışanlar için “Bahriye” ve Denizyolları İdaresi personeli için de “İdare-i Mahsuse”adıyla ayrı emekli sandıkları kurulmuştur. Ancak, İdare-i Mahsuse adlı sandık dışında diğer sandıklar, II. Meşrutiyeti takiben 1909 yılında kaldırılmış; sivil ve askeri personel için ayrı ayrı sandıklar yerine, askeri ve idari personelin sosyal güvenlikleri, “Askeri ve Mülki Memurlar Sandığı” adı altında tek bir sandık çatısı altında birleştirilmiş ve Cumhuriyet dönemine bu Sandık intikal etmiştir. Osmanlı döneminden Cumhuriyet dönemine intikal eden ve askeri ve mülki personeli 1909 yılından itibaren tek çatı altına toplayan “Askeri ve Mülki Memurlar Sandığı”, hem sandık iştirakçisi personelin ve hem de bu personelin çalıştığı kurumların ödediği primlerden oluşan kaynakları kullanarak 1930 yılına kadar faaliyet göstermiştir. Ancak, geçmişteki sürekli savaşlar sırasında şehit ve malul olanlar ile bunların dul ve yetimlerinin sayısındaki artışlar nedeniyle, zaman içerisinde Sandık tarafından bağlanan aylıklar, mevcut gelir kaynaklarıyla karşılanamaz duruma gelince, 11.06.1930 tarihinde yürürlüğe konulan 1683 sayılı “Askeri ve Mülki Tekaüt Kanunu” ile prim sistemi terkedilmiş, Sandıkça yapılan ödemelerin tamamının, Devlet bütçesinden konulan ödeneklerle karşılanması uygulamasına geçilmiştir. 1683 sayılı Kanun, sadece genel bütçeye dahil kuruluşlar ile katma bütçeli 3 kuruluşu kapsamına almış; diğer katma bütçeli kuruluşlar ile özel idare ve belediyeler hakkında yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar eski hükümlerin uygulanmasını öngörmüştür. Bir süre sonra özel idare ve belediyelerin mevcut gelirleriyle kendi personelinin sosyal güvenliklerini sağlayamayacakları anlaşılınca, özel idare memurları ile öğretmenler için İçişleri Bakanlığı nezdinde, 1683 sayılı Kanuna göre faaliyet göstermek üzere, 1933 yılında 2097 sayılı Kanunla “Vilayetler Hususi İdareleri Tekaüt Sandığı” adıyla yeni bir Sandık oluşturulmuştur. Daha sonra, bu sandıklar kapsamına giremeyen kamu kuruluşları ve o kuruluşlarda görevli personel için de, sosyal güvenlik alanında, kendilerine özgü emekli sandıklarının kurulması dönemine geçilmiştir. 1947 yılına kadar prim esasına göre faaliyet göstermek üzere kamu iktisadi teşebbüsleri ile belediyeler ve katma bütçeli kuruluşlarda görevli bulunanlar için ayrı ayrı “Tekaüt Sandığı” veya “Emekli Sandığı” adı altında 9 sandık daha kurularak, emeklilikle ilgili toplam sandık sayısı 11’e yükselmiştir. Ancak, bu sandıkların her birinin ayrı kanunlara dayalı olması ve her kanunda, ilgili personelin sosyal güvenliği için birbirinden farklı yükümlülükler ve birbirinden farklı haklar öngörülmesi ve bu arada bazı sandıkların, yaptıkları ödemelerin finansmanı yönünden zorluklarla karşılaşmaları, tüm kamu personelinin sosyal güvenliğini aynı ilke ve kurallara bağlayacak ve tüm sandıkları tek bir çatı altında toplayacak yeni bir düzenlemeye olan ihtiyacı ortaya çıkarmıştır. Söz konusu bu ihtiyacı karşılamak ve kamu görevlileri ile ilgili çok sandıklı mevcut sosyal güvenlik sisteminden kaynaklanan sakıncalara son vermek amacıyla, tekaüt veya emekli sandığı adıyla çeşitli sandıklar kurulmasını öngören tüm kanunlar mülga kılınarak, yeni bir yasal düzenleme için çalışmaya başlanılmış ve bu çalışmalar 08.06.1949 tarihinde 5434 sayılı “Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu” nun kabulüyle sonuçlanmıştır. Bu arada, bazı sigorta dallarının kapsamına, işçi statüsünde çalışanlarında alınması amacıyla, 09.07.1945 tarih ve 4792 sayılı Kanunla “İşçi Sigortaları Kurumu” kurulmuştur. İlgili sigorta kanunlarını yürütmekle görevlendirilen bu kurumun faaliyete geçmesini takiben, 27.06.1945 tarih ve 4772 sayılı Kanunla iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortası, 02.06.1949 tarih ve 5417 sayılı Kanunla ihtiyarlık sigortası, 04.01.1950 tarih ve 5502 sayılı Kanunla da hastalık ve analık sigortasının uygulamasına başlanmıştır. Daha sonra 30.01.1957 tarih ve 6900 sayılı Kanunla, 5417 sayılı Kanun kaldırılarak, malullük, ihtiyarlık ve ölüm sigortasına ilişkin yeni hükümler getirilmiştir. İşçi statüsünde çalışanlara ilişkin sigorta kollarına ait çeşitli kanunlara dağılmış bulunan düzenlemeler, sosyal güvenlikle ilgili özel hükümler içeren 1961 Anayasasının yürürlüğe girmesini takiben yeniden gözden geçirilerek, 17.07.1964 tarih ve 506 sayılı “Sosyal Sigortalar Kanunu”nda birleştirilmiş; 01.03.1965 tarihinde yürürlüğe giren söz konusu kanunun 136 ncı maddesiyle İşçi Sigortaları Kurumu’nun unvanı da, “Sosyal Sigortalar Kurumu” olarak değiştirilmiştir. Anılan tüm bu düzenlemelerle, memurlar, diğer kamu görevlileri ve işçiler sosyal güvenceye kavuşturulurken, bu güvenceden yoksun kalan ve toplumun önemli bir kesimini oluşturan esnaf, sanatkar ve diğer bağımsız çalışanların da sosyal güvenlik kapsamına alınması amacıyla, 01.10.1972 tarihinde çıkarılan 1479 sayılı Kanunla “Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu (BAĞ-KUR)” kurulmuştur. 4- Sosyal güvenlik kuruluşlarının hukuki yapısı: Türkiye’de sosyal güvenlik hizmetleri için SSK, T.C. Emekli Sandığı ve BAĞ-KUR olmak üzere üç ana kuruluş teşkil edilmiştir. Bu arada, 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanunla 01.06.2000 tarihinde uygulamaya konulan “işsizlik sigortası”nı yürütmekle görevlendirilen Türkiye İş Kurumu(İŞ-KUR) da, istihdam alanındaki işlevlerinin yanı sıra, bu sigorta kolu açısından sosyal güvenlik hizmeti veren kuruluş niteliği kazanmıştır. 01.01.1946 tarihinde yürürlüğe giren 09.07.1945 tarih ve 4792 sayılı Kanunla kurulan ve zaman içinde kuruluş kanununda çok sayıda ek ve değişiklikler yapılarak, faaliyetini genel müdürlük düzeyindeki teşkilat yapısıyla yaklaşık 55 yıl boyunca sürdüren SSK, 29.06.2000 tarih ve 4588 sayılı Yetki Kanununa istinaden, Bakanlar Kurulunca 24.08.2000 tarihinde kararlaştırılan 616 sayılı KHK ile “Sosyal Sigortalar Kurumu Başkanlığı” unvanıyla yeniden yapılandırılmıştır. Anılan KHK ile Kurumun başkanlık statüsünde teşkilatlanması sağlanmış; sigorta ve sağlık hizmetleri birbirinden ayrılarak, Kurum Başkanlığına bağlı, ancak ayrı tüzel kişilikleri olmayan, Sigorta İşleri Genel Müdürlüğü ve Sağlık İşleri Genel Müdürlüğü oluşturulmuştur. Mülga 4792 sayılı Kanunun yürürlüğü süresince Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyetini sürdüren SSK’nın bu konumu 616 sayılı KHK ile değiştirilerek; Kurumun aynı Bakanlığa bağlı Sosyal Güvenlik Kurumu’nun ilgili kuruluşu olduğu hükme bağlanmıştır. SSK’nın özel hukuk hükümlerine tabi, tüzel kişiliği haiz, mali ve idari bakımdan özerk bir kamu kuruluşu olarak belirlenen nitelikleri ise yeni düzenlemede de aynen korunmuştur. T.C. Emekli Sandığı’nın kuruluş, görev ve yetkileri ile çalışma usul ve esasları 01.01.1950 tarihinde yürürlüğe giren 08.06.1949 tarih ve 5434 sayılı Kanunla düzenlenmiştir. Genel olarak, memur ve benzeri konumdaki kamu personelinin sosyal güvenliğini düzenleyen bir kanun olarak tanımlanabilecek olan 5434 sayılı Kanunda, yürürlüğe girişinden bu yana geçen 50 yılı aşkın süre içinde, Sandığa tabi kamu kurum ve kuruluşları ile buralarda görevli personelin sosyal güvenliklerine ilişkin ilke ve kuralların yanı sıra, Sandıkla ilgilendirilecek kuruluşlar ve görevlilerle ilgili çok sayıda değişiklikler yapılmış ve anılan kanuna ek madde, geçici madde ve ek geçici madde olarak, kanunun ana maddeleri kadar çok sayıda yeni hükümler getirilmiştir. T.C. Emekli Sandığı, anılan kanun ve sandık “Ana Yönetmeliği” ile belirli usul ve esaslar dahilinde Maliye Bakanlığı’na bağlı olarak faaliyetini sürdürmektedir. Türkiye’de esnaf ve sanatkarlar ile diğer bağımsız çalışanlar, ilk kez 01.10.1972 tarihinde yürürlüğe giren 1479 sayılı Kanunla sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmışlar ve bu kesimin sosyal güvenliklerine ilişkin tüm işlemleri yürütmek üzere, yine aynı kanunla, kısaca “BAĞ-KUR” olarak adlandırılan “Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu” kurulmuştur. Daha sonra, 29.08.1977 tarih ve 2108 sayılı Kanunla köy ve mahalle muhtarları, 19.04.1979 tarih ve 2229 sayılı Kanunla isteğe bağlı olarak ev kadınları ve 17.10.1983 tarih ve 2926 sayılı Kanunla da tarımda bağımsız çalışanlar, BAĞ-KUR kapsamında sosyal güvenlik olanaklarına kavuşturulmuşlardır. Öte yandan, başlangıçta uygulanmayan sağlık sigortası 05.11.1985 tarih ve 3235 sayılı Kanunla, önce 1479 sayılı Kanuna tabi olanlar için ve daha sonra 04.11.1998 tarih ve 4386 sayılı Kanunla da 2926 sayılı Kanuna tabi bulunan tarım sigortaları için uygulamaya konulmuştur. BAĞ-KUR tarafından yürütülen işlemlerin hukuksal dayanağını oluşturan 1479 ve 2926 sayılı Kanunlarda, yürürlüğe girdiklerinden bu yana değişen koşullar ve doğan yeni gereksinmeler sonucu bir çok değişiklikler yapılmış olmakla beraber, anılan kanunlarda en kapsamlı değişiklikler 4588 sayılı Yetki Kanunu uyarınca, Bakanlar Kurulunca 24.08.2000 tarihinde kabul edilen 619 sayılı KHK ile gerçekleştirilmiştir. 04.10.2000 tarih ve mükerrer 24190 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan söz konusu KHK’yle, daha önce 1479 sayılı Kanunun yanı sıra, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın kuruluşuna ilişkin 3146 sayılı Kanuna göre de, anılan Bakanlığın “bağlı kuruluşu” statüsünde bulunan BAĞ-KUR’un bu konumu, SSK’da olduğu gibi değiştirilerek, aynı Bakanlığa bağlı olarak yeni kurulan “Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı”nın “ilgili kuruluşu” olması öngörülmüştür. Kurumun özel hukuk hükümlerine tabi, tüzel kişiliği haiz, mali ve idari bakımdan özerk bir kamu kuruluşu olarak belirlenen niteliklerine ise yeni düzenlemede de aynen verilmiştir. 616 sayılı KHK ile SSK’da, 619 sayılı KHK ile de BAĞ-KUR’da yeni bir hukuki ve kurumsal süreç içine girilirken; anılan kararnamelerin Resmi Gazetede yayımlandığı tarihten bir gün sonra, Anayasa Mahkemesinin 05.10.2000 tarih ve E. 2000/45, K. 2000/27 sayılı kararıyla, söz konusu kararnamelere dayanak teşkil eden 4588 sayılı Yetki Kanunu iptal edilmiştir. Bu kararın ardından, yasal dayanaktan yoksun kalan kararnamelerin de iptali yönünde açılan davalar sonucu, Anayasa Mahkemesinin 26.10.2000 tarih ve E. 2000/61, K. 2000/34 sayılı kararıyla önce 619 sayılı KHK, daha sonra aynı mahkemenin 31.10.2000 tarih ve E. 2000/65, K. 2000/38 sayılı kararıyla da 616 sayılı KHK iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesince, iptal kararlarının doğuracağı hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edici nitelikte görülerek; 619 sayılı KHK ile ilgili iptal kararının, Resmi Gazetede yayımlanmasını takiben dokuz ay sonra; 616 sayılı KHK ile ilgili iptal kararının da yine Resmi Gazetede yayımlanmasını takiben bir yıl sonra yürürlüğe girmesi karara bağlanmıştır. Buna göre, 619 sayılı KHK’ya ilişkin iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı 08.11.2000 tarihinden itibaren dokuz ay içinde BAĞ-KUR’la ilgili olarak; 616 sayılı KHK’ya ilişkin iptal kararının Resmi Gazetede yayımlandığı 10.11.2000 tarihinden başlayarak bir yıl içinde de SSK ile ilgili olarak, yeni yasal düzenlemelerin yapılması gereği ortaya çıkmıştır. Belirtilen bu gelişmeler üzerine, her iki kuruluşla ilgili yasal düzenleme çalışmalarına başlandığı ve hazırlanan tasarıların TBMM’nin ilgili komisyonlarında görüşülerek TBMM Genel Kurulu’na intikal ettirildiği gözlenmiş; ancak öngörülen süreler dolmadan tasarıların yasalaştırılması sağlanamamıştır. İnceleme tarihi (Mayıs/2002) itibariyle de, yasal düzenlemeler gerçekleştirilememiştir. Bu durumda, 619 sayılı KHK’nın iptal kararının yürürlüğe girdiği 08.08.2001 tarihinden itibaren BAĞ-KUR, 616 sayılı KHK’nın iptal kararının yürürlüğe girdiği 10.11.2001 tarihinden itibaren de SSK, önemli bir hukuksal boşlukla karşı karşıya kalmıştır. Fiilen var olan, ancak yasal boşluk nedeniyle hukuki varlıkları ve işlemlerinin yasal dayanağı tartışılır hale gelen söz konusu kuruluşların faaliyetlerinde aksamalar meydana gelmektedir. Aynı sorun 4447 sayılı Kanunla, işsizlik sigortası ile ilgili olarak belirli görev, yetki ve sorumluluklar verilen İŞ-KUR’da da ortaya çıkmıştır. İş ve İşçi Bulma Kurumu unvanıyla faaliyet göstermekte iken, 24.08.2000 tarihinde çıkarılan 617 sayılı KHK ile Türkiye İş Kurumu unvanıyla yeniden yapılandırılan Kurum, Anayasa Mahkemesinin 31.10.2000 tarihli kararıyla söz konusu KHK’nın iptal edilmesi ve iptal kararının yürürlüğe girdiği 08.08.2001 tarihine kadar yeni yasal düzenlemenin yapılmaması nedeniyle, SSK ve BAĞ-KUR gibi hukuksal bir boşluk içine girmiştir. Mayıs/2002 ayı itibariyle İŞ-KUR’la ilgili olarak da yasal düzenleme çalışmaları tamamlanmamış durumdadır. Sosyal güvenlik hizmetlerinde aksamalara yol açılmaması ve faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi için; SSK, BAĞ-KUR ve İŞ-KUR’un kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin yasal düzenleme çalışmalarının bir an önce sonuçlandırılması gerekmektedir. 5-Sosyal güvenlik kuruluşlarının denetimi: Başbakanlık Yüksek Denetleme Kurulu Hakkında 72 sayılı KHK’nın , amaç ve kapsam başlıklı 1 inci maddesi ile; KİT’ler, özel kanunlarında YDK’nın denetimine tabi olduğu belirtilen kuruluşlar ve sosyal güvenlik kuruluşlarının, Yüksek Denetleme Kurulu’nun denetimi kapsamında olduğu hükme bağlanmıştır. Sosyal güvenlik kuruluşlarının, kendi kuruluş kanunlarında da YDK’nın denetimi ile ilgili özel hükümlere yer verilmiştir. SSK’nın kuruluşuna ilişkin mülga 4792 sayılı Kanunda olduğu gibi, 616 sayılı KHK’nın 55 inci maddesinde; T.C. Emekli Sandığı’nın kuruluşuna ilişkin 5434 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde; BAĞ-KUR’un kuruluşuna ilişkin olarak da 1479 sayılı Kanunun 1 inci maddesinde, bu kurumların YDK’nın denetimine tabi oldukları belirtilmiştir. Diğer yandan, işsizlik sigortasının gerektirdiği görev ve hizmetler için mali kaynak sağlamak, piyasa şartlarında kaynakları değerlendirmek ve kanunun öngördüğü ödemelerde bulunmak üzere, 4447 sayılı Kanunla kurulan “İşsizlik Sigortası Fonu”nun denetimi de, aynı Kanunun 53 üncü maddesi ile YDK’ya verilmiştir. Fonun gelir ve giderlerinin ayrıca, 3568 sayılı Kanuna göre ruhsat almış, denetim yetkisine sahip meslek mensubu yeminli mali müşavirlere, üçer aylık dönemler itibariyle denetlettirilerek denetim raporlarının sonuçlarının ilan edilmesi de aynı maddede hükme bağlanmıştır. Sosyal güvenlik kuruluşlarının dış denetim süreci, 3346 sayılı Kanun uyarınca TBMM’nin yaptığı denetimle tamamlanmaktadır. B-SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞLARININ TÜRKİYE EKONOMİSİ İÇİNDEKİ YERİ 1- Sosyal güvenlik alanındaki hedef ve politikalar : T.C. Anayasasının 60 ıncı maddesinde, “Herkes sosyal güvenlik hakkına sahiptir. Devlet, bu güvenliği sağlayacak gerekli tedbirleri alır ve teşkilatı kurar” hükmüne yer verilmiş; 61 inci maddesinde de, “Harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri, malul ve gaziler, özürlüler, yaşlılar ve korunmaya muhtaç çocukların, sosyal güvenlik bakımından özel olarak korunması ve bu amaçla gerekli teşkilat ve tesislerin kurulması” öngörülmüştür. Türkiye’de sosyal güvenlik hizmetleri için ayrı ayrı kurumsal teşkilatlanmalara gidilmiş; diğer bir ifadeyle kapsamdaki sigortalılar esas itibariyle, işsizlik sigortası dışında sosyal güvenliğin üç ayrı şemsiyesi altında toplanmıştır. Üç ayrı yapılanma, üç ayrı uygulamayı beraberinde getirmiş; sosyal güvenlik programlarında norm ve standart farklılıkları ortaya çıkmıştır. Zaman içinde, kimi zaman sosyal güvenlik kurumları ve sigortalılar için ayrı ayrı mevzuat değişikliklerine, kimi zamanda emeklilik hak ve koşulları gibi tüm kurumları ve sigortalıları kapsayan yasal düzenlemelere gidilmiş; ancak, bunlardan bir kısmı sistemin iyileştirilmesi yerine, yapısal sorunları daha da ağırlaştırmıştır. Sosyal güvenlik kapsamının genişletilmesi, sistemin eşitlik ilkesine dayalı olarak sağlıklı bir şekilde işletilmesi ve yapısal sorunların giderilmesi için, kalkınma planları ve yıllık programlarla çeşitli hedef ve politikalar belirlenmiştir. VII. ve VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planları ile 2000 ve 2001 yılına ilişkin yıllık programlarda, sosyal güvenliğe ilişkin olarak yer alan başlıca düzenlemeler kısaca aşağıda açıklanmıştır. a) VII. Beş Yıllık Kalkınma Planı (1996-2000) : VII. Beş Yıllık Kalkınma Planında, sosyal güvenlikle ilgili olarak yer alan amaç, ilke ve politikalarla, hukuki ve kurumsal düzenlemeler özetle aşağıdaki şekilde belirlenmiştir. - Amaçlar, ilkeler ve politikalar : Sosyal güvenlik sisteminin nüfusun tümüne yaygınlaştırılması sağlanacaktır. Sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında toplanması temel hedeflerden biri olacaktır. Sosyal güvenlikte norm ve standart birliği sağlanacaktır. Sosyal Güvenlik Temel Yasası çıkarılacaktır. Kurumların idari ve mali özerklikleri sağlanacak, mali yapıları iyileştirilecek, buna paralel olarak sigortalıların gelir ve aylıkları yükseltilecektir. Sigorta hizmetlerinde külfet-nimet dengesi esas alınacak; sosyal güvenlik fonları finansal ilkelere göre işletilecek; kurumlara müdahaleden kaçınılacak; prim gecikme zammı affı, sigortasız hizmetlerin borçlanma yoluyla sigortalanması gibi uygulamalara gidilmeyecektir. Emekliliğe esas prim ödeme gün sayısı yeniden düzenlenecek, emeklilikte yaş sınırı getirilecektir. İşsizlik sigortası oluşturulacaktır. Aile yardımları uygulamaları bir sigorta programı olarak düzenlenecektir. Sosyal güvenlik kurumlarınca sağlanan sağlık hizmetleri satın alma yoluyla temin edilecek, hastanelerin verimlilik ve kârlılık anlayışıyla çalışmaları sağlanacaktır. Özel emeklilik sigortası teşvik edilecektir. Yaşlı, özürlü, özel ilgiye muhtaç ve diğer risk gruplarına yönelik hizmetlerin geliştirilmesi için Sosyal Yardım ve Hizmet Kurumu oluşturulacaktır. -Hukuki ve kurumsal düzenlemeler : SSK ve BAĞ-KUR’un, içinde bulunduğu finansman sıkıntısını giderecek yasa tasarıları öncelikle ve ivedilikle yasalaştırılacak, norm ve standart birliğine geçilmesini kolaylaştırmak için sosyal sigorta, sosyal yardım ve sosyal hizmetlerin temel esaslarını ve kurumlarını belirleyen Sosyal Güvenlik Temel Yasası çıkarılacaktır. SSK’nın içinde bulunduğu finansman darboğazından kurtarılması ve Kurumun çağdaş anlamda yeniden yapılandırılması ile daha özerk bir hale gelmesi için hazırlanan yasa tasarısıyla; emeklilik yaşının ve prim ödeme gün sayısının kademeli olarak artırılması ve isteğe bağlı sigorta, topluluk sigortası, sosyal güvenlik destek primi ile ağır ve yıpratıcı işlerde çalışanların malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası prim oranlarının yükseltilmesi, farklı tarihlerde emekli olanlar arasındaki gelir dengesizliğini gidermek ve emekli aylıklarında iyileşme sağlamak üzere Bakanlar Kurulu’nun tespit edeceği tarihte kademeli olarak emekli aylıklarının hesaplanmasında tek gösterge sistemine geçilmesi için düzenlemeler yapılacaktır. BAĞ-KUR’da aktif sigortalıların primlerini zamanında ödememelerinden ve sigorta yardımlarının devamlı artmasından kaynaklanan finansman darboğazının aşılabilmesi için köy ve mahalle muhtarlarının primlerinin il özel idarelerince kesilmesi, sosyal yardım zammının taban aylığa dönüştürülmesi, sosyal güvenlik destek primi uygulamasının getirilmesi, Kurumda uygulanan otomatik basamak yükseltme sınırının 6’dan 13’e çıkarılması, tarım sigortalıları temsilcisinin BAĞ-KUR Yönetim Kuruluna katılması, istihkak ödemeleri ile teminat iadeleri ve kredi işlemlerinde, esnaf, sanatkar ve bağımsız çalışanların BAĞ-KUR’a üye olmaları ve prim borçlarının bulunmaması şartının aranmasına ilişkin yasal düzenlemeler yapılacaktır. Genel Sağlık Sigortası, İşsizlik Sigortası, Aile Yardımı Sigortası kanunları ve hizmeti verecek kurumlarla ilgili yasal düzenlemeler yapılacaktır. b)
2000 Yılı Programı: VII. Beş Yıllık Kalkınma Planında yer alan hedef ve politikalarla hukuki ve kurumsal düzenlemelerden, yerine getirilememiş durumda olan diğer hususlara ise aynen yer verilmiştir. Söz konusu programda ayrıca; - SSK tarafından toplanan işsizlik sigortası primlerinin İşsizlik Sigortası Fonuna aktarılması ile ilgili esasları düzenleyen bir protokolün hazırlanması, - Yoksulluk sınırı altında yaşayan toplumsal kesimlere daha etkin hizmet vermek amacıyla, mevcut sosyal hizmet ve yardım kuruluşları arasında işbirliğinin güçlendirilmesi ve sosyal yardım ve hizmetlerin yeni esas ve ilkelere dayandırılmasına yönelik mevzuat çalışmalarına başlanması, - Sosyal hizmetler ve yardımlarda ortak bir kriter ve standart oluşturularak kaynakların etkin kullanımının sağlanması amacıyla ilgili kuruluşların işbirliği ile mevzuat düzenlemelerine ilişkin hazırlık çalışmalarına başlanması, hususlarına yer verilmiştir. c) VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı (2001-2005) : Sosyal güvenlikle ilgili olarak, VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planında yer alan amaç, ilke ve politikalarla hukuki ve kurumsal düzenlemelerin başlıcaları aşağıdadır. - Amaçlar, ilkeler ve politikalar: Kamu sigorta programlarının bütün nüfusu kapsayacak şekilde genişletilmesi temel amaçtır. Sosyal sigorta sistemi kapsamındaki aktif sigortalı nüfus artırılacak ve kayıt dışı istihdam önlenecektir. Sosyal sigorta kuruluşlarının idari ve mali etkinliği artırılacak, norm ve standart birliğini sağlamak için temel esaslar belirlenecek, gelirleri artırıcı ve giderleri azaltıcı düzenlemeler yapılacaktır. Sosyal sigorta kuruluşlarının yasalarla belirlenmiş olan fon yönetim alanları ve esasları, güncel portföy yönetimi şartlarına göre yeniden düzenlenecektir. Sigorta hizmetleri, nimet-külfet dengesi içinde kurumlarının aktueryal yapılarını bozmadan kendi finansman kaynaklarından karşılanacak ve prim karşılığı olmayan ek yükümlülükler getirilmeyecektir. Uzun vadeli sigorta programları ile kısa vadeli sigorta programları ve sağlık sigortası programı ile sağlık hizmeti sunumu birbirinden ayrılacaktır. Emekli Sandığı sigortacılık ilkelerine göre yeniden yapılandırılacak ve sigortacılık faaliyetleri dışındaki görevleri ilgili kurumlara devredilecektir. Ekonomik ve teknolojik gelişmelere uygun olarak fiili ve itibari hizmet süreleri yeniden düzenlenecektir. İşsizlik sigortası programı etkin bir şekilde uygulanacak ve oluşacak fonlar fon yönetimi ilkeleri çerçevesinde değerlendirilecektir. Sosyal sigorta kuruluşları için akıllı kart uygulamasına geçilecektir. Sosyal güvenlik hakları sağlayan vakıf statüsündeki kurum ve kuruluşların sigortacılık esasları çerçevesinde çalışmasını sağlamak amacıyla, etkin denetim uygulanacaktır. Bireysel emeklilik sigorta programları, zorunlu sigorta sistemini destekleyen ve tamamlayan bir fonksiyona sahip olacak şekilde uygulamaya konulacaktır. Özel sağlık ve hayat sigortaları mevcut sosyal sigorta sistemine ilave ve isteğe bağlı bir sistem olarak desteklenecektir. - Hukuki ve kurumsal düzenlemeler: Emekli Sandığı, SSK ve Bağ-Kur’un idari ve mali yapılarının yeniden düzenlenmesi ile norm ve standart birliği sağlanması amacıyla gerekli hukuki ve kurumsal düzenlemeler yapılacaktır. İşsizlik sigortası programının etkin bir şekilde uygulanması ve oluşacak fonların fon yönetimi ilkeleri çerçevesinde işletilmesine yönelik mevzuat düzenlemeleri yapılacaktır. Sosyal Sigortalar Kanununun geçici 20 nci maddesine tabi sandıklar ile sosyal güvenlik hakkı sağlayan vakıf statüsündeki kurum ve kuruluşların sigortacılık esasları çerçevesinde çalışması ve etkin bir şekilde denetlenmesi için gerekli düzenlemeler yapılacaktır. Geniş kapsamlı bir sosyal güvenlik politikası çerçevesinde, sosyal sigorta sistemini destekleyecek tamamlayıcı bireysel emeklilik sigorta programlarına ilişkin mevzuat çalışmaları yapılacaktır. d) 2001 Yılı Programı: VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planında belirtilen amaç ve ilkelere 2001 yılı programında da yer verilerek; -Emekli Sandığı, SSK ve BAĞ-KUR’un idari ve mali yapılarının yeniden düzenlenmesi ile norm ve standart birliği sağlanması amacıyla gerekli hukuki ve kurumsal düzenlemelerin yapılması, -Uzun ve kısa vadeli sigorta programlarının birbirinden ayrılması için gerekli mevzuat çalışmalarının tamamlanması, -Sosyal Sigortalar Kanunun geçici 20 nci maddesine tabi sandıklar ile sosyal güvenlik hakkı sağlayan vakıf statüsündeki kurum ve kuruluşların sigortacılık esasları çerçevesinde çalışması ve etkin bir şekilde denetlenmesi için gerekli düzenlemelerin yapılması, -Geniş kapsamlı bir sosyal güvenlik politikası çerçevesinde, sosyal sigorta sistemini destekleyecek tamamlayıcı bireysel emeklilik sigorta programlarına ilişkin mevzuat çalışmalarının yapılması, öngörülmüştür. Sosyal güvenlikle ilgili olarak, VII. Beş Yıllık Kalkınma Planında belirtilen hedef politikalar arasında yer alan; emekliliğe esas prim ödeme gün sayıları, emeklilikte asgari yaş sınırı getirilmesi, işsizlik sigortasının uygulamaya konulması, özel emeklilik sisteminin teşvik edilmesi gibi çeşitli konulardaki hukuki ve kurumsal düzenlemeler gerçekleştirilmiş; planın son uygulama dönemi içinde SSK ve BAĞ-KUR’un yeniden yapılandırılmasına ilişkin mevzuat düzenlemeleri yapılmıştır. Plan hedefleri arasında yer alan ve sosyal güvenlik sisteminin başlıca ana sorunlarının giderilmesine yönelik olan; sosyal güvenlik sisteminin nüfusun tümüne yaygınlaştırılması, kayıt dışı istihdamın önlenmesi, sosyal güvenlik kurumlarının tek çatı altında toplanması, kurumlar arasında norm ve standart birliği sağlanması, sağlık sigortası ile diğer sosyal sigorta kollarının birbirinden ayrılması, sosyal güvenlik temel yasasının çıkarılması, sosyal yardım ve hizmetlerin çağdaş normlara göre yeniden yapılandırılması gibi temel hedefler gerçekleştirilememiştir. Genel olarak VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planında da yer alan söz konusu hedeflerle ilgili olarak 2001 yılında ve incelemenin sürdüğü 2002 yılında da (Mayıs/2002) bir gelişme sağlanamamıştır. Bir diğer önemli sorun da, 2000 yılında yeniden yapılandırılan SSK, BAĞ-KUR ve işsizlik sigortası ile ilgili çeşitli işlemleri yürütmekle görevli İŞ-KUR’un kuruluş, görev ve yetkilerine ilişkin kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa Mahkemesince iptalinden sonra, iptal kararında öngörülen süre içerisinde yeni yasal düzenlemelerin gerçekleştirilmemesiyle ortaya çıkmıştır. Mayıs/2002 ayı itibariyle, anılan bu kuruluşlarla ilgili yasal boşluk devam etmektedir. 1- Sosyal güvenlik kuruluşlarının Türkiye ekonomisi içindeki yeri: Sosyal güvenlik kuruluşlarının 1996-2000 dönemine ilişkin
toplu bilgileri aşağıdaki 90 sayılı çizelgede gösterilmiştir. Sosyal güvenlik kapsamındaki aktif (prim ödeyen) ve pasif (aylık ve gelir alan) sigortalılarla, bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertlerinin (bağımlılar) sayısı ve genel nüfusa oranı, ayrıntılı olarak aşağıdaki 91 sayılı çizelgede gösterilmiştir. Çizelge : 91 – Aktif ve pasif sigortalılar
Son beş yıllık dönemde aktif sigortalı sayısında %13,8, pasif sigortalı sayısında %28,9, bağımlı sigortalı sayısında %20,2 oranında artış meydana gelmiştir. Buna bağlı olarak toplam sigortalıların(muhtaç aylığı ve madalya aylığı alanlar hariç) genel nüfusa oranı da nispi olarak artmış ve %89,81’e yükselmiştir. Söz konusu verilerden de anlaşılacağı üzere, pasif ve bağımlı sigortalı sayısındaki artış hızı, aktif sigortalı sayısındaki artış hızının üzerinde bulunmaktadır. Dolayısıyla sigortalı nüfus oranı yüksek görünmesine rağmen, sisteme kaynak sağlayan aktif sigortalıların oranı düşük, kaynak tüketen pasif ve bağımlı sigortalıların oranı yüksektir. Diğer bir ifadeyle sosyal güvenlik sistemi, kaynak tüketimi ağır basan sığ bir yapıya sahiptir. Bu olumsuz yapı, aktif/pasif oranları irdelendiğinde de açıkça ortaya çıkmaktadır. Sosyal güvenlik sistemindeki ortalama aktif/pasif oranı 1996 yılında 2,3 iken, bu oran 2000 yılında ortalama 1,7’ye gerilemiştir. 2000 yılı itibariyle, 1 pasif sigortalıyı finanse eden aktif sigortalı sayısı 2’nin de altına düşmüştür. Sosyal güvenlik kurumlarını finansman darboğazına düşüren bu olumsuz yapının oluşmasında, erken emeklilik uygulamaları ile kayıt dışı istihdamın önemli bir etkisi bulunmaktadır. Geçmiş yıllarda, emekli olabilmek için hizmet süresi ile emeklilik yaşı arasında makul bir bağlantı kurmaksızın yapılan çeşitli mevzuat düzenlemeleri sonucu, emekli sayısındaki artış hızı yükselmiş ve belirgin bir genç emekli kesim oluşmuştur. Genç yaşta emekliliği sağlayan uygulamaların aktueryal dengeler üzerindeki olumsuz etkisini gidermek amacıyla, Sosyal Güvenlik Çalışmaları alt bölümünde ayrıntılı değinildiği üzere, 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanunla yeni düzenlemeler yapılmıştır. Kademeli olarak uygulanması öngörülen bu düzenlemelerle emeklilik yaşı, ileriki yıllarda dünya ortalamalarına yaklaştırılabilecektir. Sosyal güvenlik kapsamını daraltan, dolayısıyla aktueryal dengeleri bozan bir diğer önemli faktör de kayıt dışı istihdamdır. Sosyal sigortalar kapsamına girmesi gereken, ancak kayıt dışı çalıştırılan işyerleri ve sigortasız işçilerin sayısı önemli boyutlarda bulunmaktadır. Kayıt dışı istihdam, Türkiye’nin yapısal ekonomik sorunlarının bir yansıması olarak da ortaya çıkmaktadır. İşsizliğin önemli düzeylerde bulunması, ucuz işgücü temininin yanı sıra, sigortasız işçi çalıştırılmasını da kolaylaştırmakta; iş bulabilen, ancak alternatifi her zaman hazır olan işçiler, işini kaybetme kaygısıyla sigortasız çalışmaya boyun eğebilmektedirler. Bu açıdan kayıt dışı istihdamın önlenmesinde makro ekonomik tedbirler önem kazanmaktadır. Bununla birlikte; bu sorunun giderilmesinde etkin bir denetim mekanizması oluşturulmasının da önemli rolü bulunmaktadır. Sosyal güvenlik kapsamının, kayıt dışı istihdamın etkisiyle daralması prim gelirlerinin yetersiz düzeyde kalmasına neden olmakta; prim alacaklarının süresinde tahsil edilememesi ise finansman sıkıntısını daha da artırmaktadır. Hiç kuşkusuz finansman sıkıntısına yol açan etkenler arasında, sigortalılara prim karşılığı olmaksızın yapılan ödemelerin de önemli yeri bulunmaktadır. Tüm bu olumsuz faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan finansman ihtiyacı nedeniyle, sosyal güvenlik kuruluşlarına genel bütçeden yapılan hazine yardımları da, belirgin bir şekilde artmaktadır. Nitekim 1996 yılında anılan kurumlara yapılan Hazine yardımı 179,3 trilyon lira iken, bu tutar 2000 yılında 2,3 katrilyon liraya ulaşmıştır. 4447 sayılı Kanunla, prim ödeme gün sayıları ve emeklilik yaşı başta olmak üzere sigorta işlemlerine ilişkin olarak sosyal güvenlik kurumları arasında uygulama birliği sağlanmasına yönelik çeşitli düzenlemeler yapılmış olmakla birlikte; sigorta programları, prim oranları, emekli aylıklarının alt ve üst sınırları, sağlanan hak ve yükümlülükler gibi çeşitli uygulamalar açısından kurumlar arasında norm ve standart farklılıkları devam etmektedir. Uygulama farklılıkları, sigorta hizmetlerinde olduğu gibi sağlık hizmet sunumunda da açık bir şekilde kendini göstermektedir. Sosyal güvenlik kurumlarından SSK, esas itibariyle kendi sağlık tesisleri ile hizmet sunmakta, kısmen dışarıdan hizmet satın almakta; T.C.Emekli Sandığı ve BAĞ-KUR sağlık hizmetlerini tümüyle dışardan satın alma yoluyla yerine getirmektedir. Zorunlu veya anlaşmalı haller dışında, BAĞ-KUR’lu sigortalılar SSK ve üniversite hastanelerinden, SSK’lı sigortalılar devlet ve üniversite hastanelerinden, T.C.Emekli Sandığına tabi sigortalılar da SSK hastanelerinden yararlanamamaktadır. Esasen bu durum, kamu sağlık sistemindeki çok başlılığın bir sonucu olarak da ortaya çıkmaktadır. Türkiye’de kamu sağlık hizmetleri, Sağlık Bakanlığı bünyesindeki hastaneler, üniversite hastaneleri ve SSK hastaneleri tarafından ayrı ayrı yürütülmekte, ayrıca çeşitli kamu kurumlarının da kendi hastaneleri bulunmaktadır. Üniversitelerin kendi bünyelerinde eğitim ve araştırma amaçlı kurdukları hastaneler bir yana bırakılacak olursa, yurdun bir çok yöresinde devlet hastaneleri, SSK hastaneleri ve kısmen de kamu kurumlarının hastaneleri aynı ortamda hizmet vermektedir. Bunların tümü kamu hizmeti sunduğu halde, uygulama ve statü farklılıkları nedeniyle kendi kapsamlarında bulunmayan hastalara hizmet vermemektedirler. Bunun sonucu olarak, kimi zaman bir kamu hastanesinde hasta yoğunluğu yaşanırken, aynı yerdeki bir başka hastanede atıl kapasite bulunabilmektedir. Kamu sağlık hizmetlerinde etkinlik ve verimliliğin sağlanabilmesi için, sağlık sistemindeki çok başlılığın giderilmesi, sağlık ve sigorta hizmet sunumunun birbirinden ayrılması önem arz etmektedir. Sosyal güvenlik sisteminde ortaya çıkan tüm bu darboğazlar sonucu, kaynaklar etkin ve verimli kullanılamamakta; bu durum emekli aylıklarına da olumsuz bir şekilde yansımaktadır. Emekli aylıklarının, emeklilerin onurlu bir şekilde yaşamasını mümkün kılacak seviyelere yükseltilmesi için, yapısal sorunların biran önce çözüme kavuşturulması ve aktueryal dengelerin kurulması gerekli bulunmaktadır. Bu kapsamda, emeklilik sistemi, kazanca göre belirlenecek primlere dayalı bir zemine dayandırılarak; çalışırken alınan aylıkla, emekli olduğunda alınan aylık arasındaki önemli farklılıkların giderilmesi sağlanmalıdır. 4447 sayılı Kanunla, yeni bir sigorta kolu olarak, 01.06.2000 tarihinden itibaren Türk Sosyal Güvenlik Sistemine dahil edilen işsizlik sigortasıyla, ILO’nun 1952 yılında kabul ettiği “Sosyal Güvenliğin Asgari Normları” hakkındaki 102 sayılı sözleşmenin gereği, 47 yıl sonra da olsa yerine getirilebilmiş ve bu alanda önemli bir boşluk giderilmiştir. Anılan kanunun öngördüğü usul ve esaslar çerçevesinde, bir işyerinde çalışmakta iken kendi kusur ve iradesi dışında işini kaybedenlere, Mart/2002 ayından itibaren işsizlik yardımı yapılmasına başlanmıştır. İşsizlik yardımının yanı sıra, işini kaybedenlerin yeni bir işe kavuşturulmalarının sağlanması da, sistemin başlıca işlevleri arasında bulunmaktadır. Ancak, çalışanların SSK primine esas ücretlerinin tamamı üzerinden işsizlik sigortası prim kesintisi yapılırken, işsizlik yardımının azami sınırının asgari ücret olarak belirlenmesi, asgari ücretin ise asgari geçim standartları karşısında oldukça yetersiz durumda bulunması ve nihayet, işsizliğin önemli boyutlarda bulunduğu Türkiye’de sigortalı işsizlerin yeniden bir işe kavuşturulması konusundaki güçlükler, işsizlik sigortası açısından bugün için başlıca temel sorunlar olarak ortaya çıkmaktadır. C- İSTİHDAM 1- Personel statüsü, personel sayıları ve personele yapılan harcamalar : SSK’nın asli ve süreklilik arz eden hizmetleri 657 sayılı Kanun kapsamındaki memurlar ile işçiler ve 506 sayılı Kanunun 123 üncü maddesine istinaden sözleşmeli olarak çalıştırılan personel tarafından yürütülmektedir. T.C. Emekli Sandığında 657 sayılı Kanuna tabi memur statüsünde personel istihdam edilmekte; kısmen de aynı Kanunun 4/B maddesine göre sözleşmeli personel çalıştırabilmektedir. BAĞ-KUR’da istihdam edilen personel 657 sayılı Kanuna tabi memurlardan oluşmaktadır. Sosyal güvenlik kuruluşlarında istihdam edilen personelin
yıllık ortalama ve yıl sonu sayıları, yıllar itibariyle aşağıdaki 92 sayılı
çizelgede gösterilmiştir. SSK’nın personel kadro ve işlemleri irdelendiğinde, sağlıklı bir istihdam politikasının bulunmadığı ortaya çıkmaktadır. Öncelikle üst yönetim kadrolarında çok sık değişiklikler yapılmakta; ayrıca, personel kadrolarının önemli bir kısmı vekalet, tedvir, görev yetkili ve geçici görevlendirme şeklindeki uygulamalarla yürütülmektedir. Kurum Başkanı kadrosunda, sadece 2000-2001 yıllarına ilişkin iki yıllık dönemde, bir kısmı vekaleten görevlendirme suretiyle olmak üzere 9 kez değişiklik yapılmıştır. Aynı kadrodaki 10. değişiklik 2002 yılında yapılmış olup, Mayıs/2002 ayı itibariyle bu görev yine vekaleten yürütülmektedir. Ayrıca 2001 yılı itibariyle; 2 genel müdür yardımcılığı, 3 daire başkanlığı, 63 sigorta il müdürlüğü, 172 sigorta il müdür yardımcılığı ve 3 sağlık il müdürlüğü görevleri tedviren, 8 daire başkanlığı görevi vekaleten yürütülmüştür. Süreklilik arz edecek şekilde yürütülen bu tür görevlendirmeler, Mayıs/2002 ayı itibariyle de devam etmektedir. Diğer yandan, 2000 yılında da sürdürüldüğü şekliyle 2001 yılında, merkez ve taşra teşkilatında çeşitli alt kadrolarda bulunan 1.265 personel, üst kadrolarda süreklilik arz edecek şekilde görev ve yetkili olarak çalıştırılmış; 8.992 personel kadrosunun bulunduğu birim dışında istihdam edilmiş; 1.084 personel de başka birimlerde yine sürekli bir şekilde geçici olarak görevlendirilmiştir. Söz konusu uygulama Mayıs/2002 ayı itibariyle de devam etmektedir. 2000 yılı sonu itibariyle BAĞ-KUR’da mevcut 4.728 personelin 843’ü merkez, 3.885’i taşra teşkilat birimlerinde bulunmaktadır. 2001 yılında BAĞ-KUR personelinden 319 kişinin görevlendirme (tedvir) suretiyle çalıştırıldığı belirlenmiştir. Bunlardan 12’si il müdürü kadrolarına ilişkindir. Söz konusu uygulama Mayıs/2002 ayı itibariyle de sürdürülmektedir. T.C. Emekli Sandığının 2000 yılı sonunda mevcut 2.823 personelinden 2.030’u merkezde, 793’ü taşrada istihdam edilmiştir. Sosyal güvenlik kuruluşlarında istihdam edilen personel için
yapılan harcamalar, son beş yıllık dönem itibariyle 93 sayılı çizelgede gösterilmiştir Personel harcamalarındaki artışların başlıca nedenleri, maaş ve ücretlerde bütçe kanunları, Bakanlar Kurulu Kararları ve toplu iş sözleşmelerine istinaden yapılan artışlar ve sosyal giderlere esas teşkil eden mal ve hizmet fiyatlarındaki yükselmelerdir. Bunun sonucu olarak; 2000 yılında önceki döneme göre aylık kişi başına memur ve sözleşmeli personel giderlerinde %48,2, aylık kişi başına işçi giderlerinde %53,6 oranında artış meydana gelmiştir. Sosyal güvenlik kuruluşlarında, 2000 yılı personel giderlerinin %27.1’i esas ücretlerden, %56.2’si ek ödemelerden, %16.7’si de sosyal giderlerden oluşmuştur. D-MALİ DURUM VE FİNANSMAN 1-Genel mali durum: Sosyal güvenlik kuruluşlarının varlıklar ve kaynaklar toplamı 1999 yılına göre %80 oranında artışla 3,4 katrilyon liraya ulaşmıştır. 2000 yılında varlıkların %32,6’sı duran değerlerden, %67,4’ü dönen değerlerden oluşmuş; duran varlık-dönen varlık bileşimi dönen varlıklar lehine nispi değişim göstermiştir. Varlıklara bağlanan kaynakların %80’ini yabancı kaynaklar, %29,7’sini öz kaynaklar oluşturmuş; yabancı kaynaklara sirayet eden zarar %9,7 düzeyinde gerçekleşmiştir. Yabancı kaynak artış hızının, öz kaynak artış hızından fazla olması nedeniyle, mali yeterlilik oranı önceki yıla göre azalmıştır. Sosyal güvenlik kuruluşlarının son beş yıllık göstergeleri irdelendiğinde; 1998 yılında önceki iki yıla göre önemli bir artış gösteren mali yeterlilik oranının, son iki yılda tekrar azalış eğilimine girdiği; likiditenin ise olumsuz bir seyir içinde bulunduğu ortaya çıkmaktadır. Esas itibariyle kuruluşlardaki finansman sıkıntısı ile özellikle SSK ve BAĞ-KUR’da prim alacaklarının zamanında tahsil edilememesi sonucu ortaya çıkan bu durum, yatırımları da olumsuz yönde etkilemektedir. Nitekim 1997 yılından itibaren, bağlı değerlerin öz kaynakları aştığı, diğer bir ifadeyle yatırımların finansmanında giderek artan bir oranda yabancı kaynak kullanımına gidildiği görülmektedir. Sosyal güvenlik kuruluşların son beş yıllık mali durumunu gösteren 94 sayılı çizelge ve çizelgedeki verilere dayalı olarak hesaplanan mali rasyolar aşağıda gösterilmiştir. Çizelge : 94 – Sosyal güvenlik kuruluşlarının son beş
yıllık mali durumu 2-Finansman programı ve gerçekleşmeleri: a)SSK’nın finansman programı ve gerçekleşmeleri: SSK’’nın 2000 yılına ilişkin bütçesiyle 5,4 katrilyon lira gidere karşılık, 4,9 katrilyon lira gelir öngörülmüş, dolayısıyla 500 trilyon lira gider fazlası tahmin edilmiştir. Aynı dönemde Kurum, genel bütçenin sosyal transferler bölümünden aktarılan 400 trilyon lira ile birlikte 5,9 katrilyon lira gelir sağlamış; buna karşılık 4,5 katrilyon liralık gider meydana gelmiştir. Böylece Kurum 2000 yılı faaliyet dönemini 1,4 katrilyon lira gelir fazlası ile kapatmıştır. Söz konusu gelir fazlasına rağmen, Kurumun ana gelir kaynağı nitelinde olan sigorta primlerinin zamanında tahsil edilememesi önemli bir sorun teşkil etmekte; finansman ihtiyacının giderilmesi için sık sık genel bütçe kaynaklarına başvurulmaktadır. 2000 yılı sonu itibariyle 781,9 trilyon lira olan prim alacakları, Temmuz/2001 ayı itibariyle 2 katrilyon lirayı aşmış; Hazineden Kuruma 2000 yılında 400 trilyon lira, 2001 yılında 1,1 katrilyon lira kaynak aktarılmıştır. Prim tahsilatına işlerlik kazandırmak amacıyla, 2001 yılında tecil ve taksitlendirme uygulamasına gidilerek; işverenlerin Nisan/2001 ayına kadar olan birikmiş prim borçlarını yıllık %3 tecil faizi üzerinden 18 ay taksitle ödemelerine olanak sağlanmıştır. Tecil ve taksitlendirme uygulaması 2002 yılında da sürdürülmüştür. Kurumun finansman sıkıntısı sadece prim tahsilatındaki gecikmelerden ileri gelmemekte; aktueryal dengelerin kurulamaması temel bir sorun teşkil etmektedir. 506 sayılı kanunun 137 nci maddesi, her hesap yılı sonunda kısa ve uzun vadeli sigorta kollarından, o yıl içinde elde olunan primlerden ve Kurumun diğer gelirlerinden, matematik karşılık, ödenmiş primler karşılığı, diğer karşılıklar ile olağanüstü karşılık ayrılmasını amirdir. Kanuna göre, matematik karşılık; bu kanun gereğince bağlanan gelir ve aylıkların ödenmesini sağlamak üzere, hesaplanacak peşin değerlerin toplamıdır. Ödenmiş primler karşılığı ise sigortalılar veya hak sahibi kimseler için, bu kanun gereğince ileride malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından Kurumca yapılacak ödemelerin, bilanço tarihindeki değeri ile bu sigortalılar için sonraki yıllarda ödenecek malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primlerinin peşin değeri arasındaki farktır. SSK’da aktüeryal hesaplara göre olması gereken matematik karşılıklar ile mevcut ve açık olan matematik karşılıkların durumu, 1999 yılı ile karşılaştırmalı olarak aşağıdaki 95 sayılı çizelgede gösterilmiştir. Çizelge : 95 – SSK’nın karşılıkları
Çizelgelerin incelenmesinden de anlaşılacağı üzere iş kazası ve meslek hastalıkları sigortasına ait matematik karşılıkları da açık vermeye başlamıştır. Bu sigorta kolu için 1 katrilyon lira matematik karşılık ayrılması gerekirken, bunun ancak %25 i karşılanabilmiş ve %75 oranında 760,7 trilyon lira açık verilmiştir. Uzun vadeli malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarına ait 46,2 katrilyon lira matematik karşılık olması gerekirken, bunun ancak %3 ü oranında 1,2 katrilyon lirası karşılanabilmiş, %97’si oranında 44,9 katrilyon lirası karşılanamamıştır. Bir yıl öncesine göre matematik karşılıklar açığı %47 oranında artmıştır. Matematik karşılıkların giderek artmasının başlıca nedenleri; kayıt dışı istihdamın ve sigortasız işçi çalıştırılmasının önlenememiş olması nedeniyle sosyal güvenlik sisteminin daralmış olması ve dolayısıyla prim gelirlerinin yetersiz düzeyde kalması, erken emeklilik uygulamaları, enflasyonist gelişmelerin kapitalizasyon sistemini işlemez hale getirmesi ve fonların iyi değerlendirilememesi olarak sayılabilir. Keza, herhangi bir prim karşılığı olmaksızın emeklilere ödenen sosyal yardım zammı yükü de Kurumun mali dengesini olumsuz yönde etkilemektedir. b)T.C.Emekli Sandığı finansman programı ve gerçekleşmeleri: Maliye Bakanlığınca 3,6 katrilyon lira olarak onaylanan 2000 yılı bütçesi ile; kesenek ve karşılıklarla, diğer gelirlerden oluşan 2,8 katrilyon lira kaynağa karşılık; emekli, dul ve yetimlere yapılan ödemelerle sair ödemelerden oluşan 3,6 katrilyon liralık harcama yapılması, aradaki 765,2 trilyon liralık kaynak eksiğinin 5434 sayılı Kanunun geçici 146 ncı maddesine istinaden Maliye Bakanlığı Bütçesinin Sosyal Transferler bölümünden karşılanması öngörülmüştür. Buna göre Sandığın 2000 yılı faaliyetleri sonucunda; kesenek ve karşılıklar, fiili ve itibari hizmet zamları, geçmiş yıl kesenek tahsilat ve hizmet borçlanması gibi faaliyet gelirlerinden 2.097 trilyon lira, faaliyet dışı gelirlerden 41,6 trilyon lira, yönetim giderleri karşılığı tahsilattan 784,2 trilyon lira olmak üzere toplam 2.960 trilyon lira kaynak sağlanmış; aylıklar, evlenme ikramiyeleri, toptan ödemeler, sağlık yardımları, dinlenme ve bakımevi (huzurevi) giderleri ve diğer giderler gibi faaliyet giderlerine 2.966 trilyon lira, faaliyet dışı giderlere 9,7 trilyon lira ve kurumlar adına yapılan faturalı ödemelere 784,2 trilyon lira olmak üzere toplam 3.798 trilyon lira harcama yapılmış; kaynak eksiği 837,4 trilyon lira Maliye Bakanlığı Bütçesinin Sosyal Transferler bölümündeki ödenekten karşılanmıştır. Önceki dönemlerde olduğu gibi 2000 yılında da, Sandık faaliyet gelirleri faaliyet giderlerini karşılayamamıştır. Özellikle sağlık giderleri her yıl büyük oranda artış göstermektedir. Sandığa genel bütçenin sosyal transferler bölümünden yapılan kaynak aktarmaları, 2000 yılında Sandık gelirlerinin %28’ine ulaşmış bulunmaktadır. 1992 yılına kadar gelir fazlası veren Sandıkta, 1993 yılından itibaren finansman açıkları ortaya çıkmaya başlamış; 2000 yılı faaliyet dönemi de 837 trilyon lira gider fazlasıyla kapatmıştır. Gider fazlalarının bir bölümü, 20.02.1992 tarih ve 3774 sayılı Kanunla getirilen ve erken emekliliğe olanak sağlayan düzenlemelerden; bir bölümü 5434 sayılı Kanunun geçici 139 uncu maddesine istinaden Sandıktan aylık alanlar ile bunların bakmakla yükümlü oldukları aile bireylerine verilen sağlık yardımının, kanunla düzenlenecek “genel sağlık sigortası” uygulamaya konuluncaya kadar geçici olarak, hiç prim almaksızın T.C. Emekli Sandığı’na görev olarak verilmiş olmasından; bir bölümü çeşitli yasalar uyarınca kamu kurum ve kuruluşları adına yapılan faturalı ödemelerin ve Sandık yönetim giderlerine iştirak paylarının kamu kurumlarınca zamanında ödenmemesinden kaynaklanmaktadır. c)BAĞ-KUR’un finansman programı ve gerçekleşmeleri: Kurumun 2000 yılı iş programı ve bütçesiyle; 2,3 katrilyon lira gidere karşılık 967 trilyon lira gelir sağlanacağı tahmin edilmiş, 1,3 trilyon liralık gider açığının Hazine yardımıyla kapatılması öngörülmüştür. 2000 yılı gerçekleşen verilerine göre, prim ve diğer kalemlerden sağlanan 729 trilyon lira gelire karşılık 1,9 katrilyon liralık gider meydana gelmiş, finansman ihtiyacı için Hazineden aktarılan 1.051 trilyon liralık yardım sonucu 129 trilyon lira gider fazlası kalmıştır. Kuruluşundan beri BAĞ-KUR’un uyguladığı yasalarda; aktif ve pasif sigortalılar lehine yapılan değişikliklerle Kuruma bir yük getirilirken, bu yükü karşılayacak gelir kaynaklarının belirlenmemiş olması, Kurum giderlerinin artmasına ve gelirlerinin de azalmasına neden olmaktadır. İlk yıllarda emekli sayısı az olduğu gibi harcamaların da az olması sonucu, Kurum gelirleri giderlerini karşılamış; o günkü koşullarda önemli tutarda da sosyal güvenlik fonu oluşturulmuştur. Ancak, arka arkaya yapılan yasa değişiklikleri ile erken emekliliğin teşvik edilmiş olması, Kurum gelirlerini azalttığı gibi giderlerini artırmış; birikmiş sosyal güvenlik fonlarını da eritmiştir. Kurumun gelir-gider dengesi giderek tümüyle bozulmuş ve 1989 yılından itibaren faaliyet dönemleri gider fazlasıyla kapanmıştır. Kurum mali sıkıntıya girmiş olmasına rağmen; 1479 sayılı kanuna tabi sigortalılara 3235 sayılı Kanunla 01.01.1986 tarihinden itibaren kademeli olarak; 2926 sayılı Kanuna tabi sigortalılara da 4386 sayılı Kanunla 01.01.1999 tarihinden geçerli olmak üzere sağlık sigortası yardımı verilmeye başlanmıştır. Uygulamaya konulan sağlık sigortasının yükü, erken emekliliğin getirdiği yükü de aşmış ve Kurum 2000 yılı faaliyet dönemini 1,2 katrilyon lira gider fazlasıyla kapatmıştır. 2000 yılı harcamalarının %38’i sigortalılardan tahsil edilen gelirlerle karşılanmış; %62 si de yabancı kaynaklarla finanse edilmiştir. Mali bünyeyi yakından ilgilendiren diğer bir husus da, sigortalılar ile bunların ödedikleri primlerin yeterince izlenememesidir. Kuruma kayıtlı bulunan 3.313 bin sigortalının 31.12.2000 tarihi itibariyle %29,4 oranında 973 bini hiç prim ödememiş, %57,7 oranında 1.913 bini de esas itibariyle, sigortalılığını ve sağlık sigortasından yararlanma hakkını kaybetme endişesiyle belirsiz süreler içinde ödeme yapmıştır. Sigortalıların ancak %12,9 oranında 427 bini düzenli olarak ödeme yapmaktadır. Kurumun, sigortalıları ve ödedikleri sigorta primlerini yeterince izleyememesinden dolayı, prim ve prime ilişkin alacaklar tutarı 2000 yılı sonu itibariyle 5,6 katrilyon liraya ulaşmış bulunmaktadır. Kurumun 2000 yılında elde ettiği tüm gelirleri 729 trilyon liranın, yapılan harcamaların ancak %38’ini karşıladığı, diğer bir ifadeyle sağlık harcamaları tutarı 730 trilyon lirayı dahi karşılayamadığı dikkate alındığında, prim alacaklarının tahsili hususundaki önem daha da artmaktadır. Prim tahsilatına işlerlik kazandırmak amacıyla SSK’da olduğu gibi BAĞ-KUR’da da 2001 ve 2002 yıllarında tecil ve taksitlendirme uygulamasına gidilmiştir. Ancak getirilen bu kolaylığa rağmen, Kuruma hiç prim ödemeyen sigortalılardan olan alacakların tahsilinde önemli bir gelişme sağlanamadığı gözlenmiştir. Bu da, söz konusu sigortalıların adresleri güncelleştirilerek, halen sigortalı olup olmadıklarının araştırılmasını gerekli kılmaktadır. Kurumda 2926 ve 4386 sayılı Kanunlara göre ihtiyat karşılığı ayrılmakta ise de bu uygulama gerçek bir aktueryal hesaplamaya dayanmamaktadır. Nitekim 2000 yılı bilançosunda yer alan birikmiş ihtiyatların 39 trilyon lira olduğu göz önüne alınırsa, sorunun önemi daha açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır. E-.SOSYAL GÜVENLİK ÇALIŞMALARI 1- Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK) uygulamaları: Kurumun sosyal sigorta uygulamaları, 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ve 2925 sayılı Tarım İşçileri Sosyal Sigortalar Kanunu ile Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliği ve 2925 sayılı Kanunun Uygulamasına Dair Yönetmelik hükümlerine istinaden yürütülmektedir. a)İşyerleri ve sigortalılar: 2000 yılı sonu itibariyle, SSK’ya tescili yapılmış toplam 753.275 işyeri ve bu işyerlerinde zorunlu sigortalı olarak çalışan toplam 5.254.125 kişi bulunmaktadır. Kuruma tescilli işyeri sayısı 1999 yılına göre %1 oranında azalırken, zorunlu sigortalı sayısı %5 oranında artmıştır. Toplam işyeri sayısının 732.782’si özel sektöre, 20.493’ü ise kamu sektörüne ilişkin bulunmaktadır. 506 sayılı Kanuna göre, bir işyerinde çalışırken zorunlu olarak sigorta kapsamına alınanların yanı sıra, isteğe bağlı sigortalı, 2925 sayılı Kanuna tabi tarım sigortalıları, topluluk sigortasına tabi sigortalılar ve kısmi sigorta kollarına tabi sigortalılar (çıraklar)da dikkate alındığında, 2000 yılında Kuruma prim ödeyen (aktif) sigortalı sayısı 6.565.167 ye ulaşmaktadır. Yine bunlar dışında , aynı dönem itibariyle emekli olduktan sonra tekrar çalışmaya başlayıp sosyal güvenlik destek primi ödeyen 133.246 sigortalı bulunmaktadır. Sosyal sigorta kapsamındaki işyeri ve sigortalılara ilişkin bu sayısal veriler, Kuruma tescili yapılmış olanları ihtiva etmektedir. Tescilsiz işyeri ve sigortasız işçi sayısının kesin durumu ise bilinmemektedir. Bununla birlikte, SSK Sigorta Teftiş Kurulu tarafından yürütülen denetimlerde ortaya çıkan sonuçlar; ortalama olarak, denetlenen her 100 işyerinden 17’sinin tescilsiz; her 100 işçiden 21’inin sigortasız olduğunu ortaya koymaktadır. Bu da Türkiye’de kayıt dışı istihdamın hangi boyutlarda olduğu konusunda önemli bir fikir vermektedir. Kayıt dışı istihdam, sosyal güvenlik kapsamını daraltmakta, dolayısıyla Kurumun aktueryal dengelerini bozmaktadır. Nitekim, Kuruma prim ödeyenlerle, Kurumdan gelir ve aylık alanların oransal dağılımı irdelendiğinde, bunun olumsuz etkileri açıkça görülmektedir. Kuruma prim ödeyen (aktif) sigortalılarla kurumdan gelir ve aylık alan (pasif) sigortalılara ilişkin bilgileri ve aktif/pasif dengesini, son beş yıl itibariyle gösteren 96 sayılı çizelge aşağıdadır. Çizelge : 96- SSK iştirakçileri (Kişi)
Çizelgeden de açıkça anlaşıldığı üzere, Kurumda 2 aktif sigortalı 1 pasif sigortalıyı finanse etmektedir. Kurumu önemli bir finansman darboğazına düşüren bu olumsuz durum, başlıca ana sorunlardan birini oluşturmaktadır. b)Sigorta kolları, primler ve tahsisler: 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu ile başlıca sigorta kolları; iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortası, hastalık sigortası, analık sigortası, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası olarak belirlenmiştir. Anılan Kanunun sigorta primlerini düzenleyen hükümleri uyarınca, prime esas kazançlar üzerinden sigortalı hissesi olarak toplam %14, işveren hissesi olarak da toplam %19,5 (asgari) oranında prim alınmaktadır. Sigorta primine esas tutulacak günlük kazanç sınırları da, yine aynı kanun kapsamında belirlenmektedir. 2000 yılının ilk üç aylık döneminde, prime esas günlük kazancın alt sınırı 4 milyon lira, üst sınırı 12 milyon lira; kalan döneminde ise alt sınırı 5 milyon lira üst sınırı 15 milyon lira olarak uygulanmıştır. Sigorta kolları itibariyle ayrı ayrı belirlenen oranlar dahilinde, 2000 yılında geçen yıldan % 100 fazlasıyla toplam 4,8 katrilyon lira pirim geliri elde edilmiştir. İş kazalarıyla meslek hastalıkları sigortası primi, yapılan işin iş kazası ve meslek hastalığı bakımından gösterdiği tehlikenin ağırlığına göre tespit edilmektedir. İş kolları, tehlikenin ağırlığına göre sınıflara, bu sınıflar da özel iş şartlarına ve tehlikeyi önlemek için alınmış olan tedbirlere göre derecelere ayrılmaktadır. Tamamı işverenler tarafından verilen iş kazaları ve meslek hastalıkları sigortası prim oranı asgari %1,5 tan başlayarak, iş kollarının tehlike derecesine göre %7 ye kadar değişen oranlarda tespit edilmektedir. İş kazası ve meslek hastalıkları sigortası ile ilgili olarak 2000 yılı verileri irdelendiğinde; belirtilen dönemde 74.847 iş kazası ve 803 meslek hastalığı meydana geldiği; 1818 sürekli iş göremezlik, 1173’te ölüm vakası oluştuğu ortaya çıkmaktadır. Aynı dönemde, bu sigorta kolundan 122.882 kişiye gelir bağlanmıştır. 2000 yılında iş kazası, meslek hastalığı ve ölüm vakalarında 1999 yılına göre %6 oranında azalma meydana gelirken, bu kapsamda gelir alanlarında sayısında %1 oranında artış olmuştur. İş kazası ve meslek hastalıkları sigortası ile ilgili olarak toplam 328 trilyon liralık prim ve fon geliri sağlanırken, 99,7 milyar liralık gider meydana gelmiştir. Sigortalının eş ve çocukları ile ana babaları, malullük ve yaşlılık aylığı alanlar ile bunların eş ve çocukları ile ana babaları, sürekli iş göremezlik geliri alanlar ile dul ve yetim aylığı alanları kapsayan hastalık sigortasının prim oranı, sigortalının kazancının %11'idir. Bunun %5'i sigortalı hissesi, %6'sı da işveren hissesidir. 2000 yılında hastalık sigortasından yararlananların sayısı, önceki döneme göre %5 oranında artışla 31.572.609’a yükselmiştir. Bu dönem, 48.668.291’i ayakta tedavi görenlere, 1.050.092’si de yatarak tedavi görenlere ilişkin olmak üzere toplam 49.718.318 sağlık muayenesi gerçekleşmiş; 567.885 vaka iş göremezlik gerektiren hastalık olarak kayıtlara geçmiştir. Hastalık sigortası kapsamında; prim gelirleri ile protez, araç,gereç ve ilaç iştirak bedellerinden oluşan 1,5 katrilyon lira gelire karşılık, 1,3 katrilyon lira gider meydana gelmiştir. Sigortalı kadının veya sigortalı erkeğin sigortalı olmayan karsının analığı halinde yapılan sigorta yardımlarını kapsayan analık sigortası prim oranı, sigortalının kazancının % 1'idir. Bu primin tamamı işverenler tarafından verilmektedir. 2000 yılında 83.691 analık vakası meydana gelmiş; 481.613 muayene gerçekleşmiştir. Aynı dönemde, analık sigortası primi olarak elde edilen 126 trilyon lira gelire karşılık, 26 trilyon liralık gider oluşmuştur. Uzun vadeli sigorta kolu niteliğindeki, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası, 506 sayılı Kanunda belirli şartlar ve esaslar dahilinde, sigortalılara veya hak sahiplerine aylık bağlanmasını öngörmektedir.Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi, sigortalının kazancının % 20' sidir. Bunun % 9'u sigortalı hissesi, % 11'i de işveren hissesidir. Çalışma gücünün en az üçte ikisini yitirdiği tespit edilen veya Kurum sağlık tesislerinin sağlık kurullarınca düzenlenecek raporlarda çalışamaz durumda olduğu belirlenen, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu, meslekte kazanma gücünün en az %60’ını kaybeden sigortalı malul sayılmaktadır. Malullüğü tespit edilen sigortalıya, toplam 1800 gün veya en az beş yıllık sigortalı olup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama 180 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları pirimi ödemiş olması halinde malullük aylığı bağlanmaktadır. Yaşlılık sigortasından yararlanarak yaşlılık aylığı alabilmek için, 506 sayılı kanunun 60 ıncı maddesinde, 25.08.1999 tarihinde kabul edilen 4447 sayılı kanunla yapılan değişiklik sonucu, kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurması ve en az 7000 gün veya kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş olması, 25 yıldan beri sigortalı bulunması ve en az 4500 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olması gerekmektedir. Anılan kanunun yürürlüğe girdiği tarihte sigortalı bulunanlar için ise, aynı kanunla 506 sayılı Kanuna eklenen geçici 81 inci maddede yaşa, sigortalık süresine ve prim ödeme gün sayısına bağlı olarak kademeli bir geçiş dönemi uygulanması öngörülmüştür. Anayasa Mahkemesince, bu uygulamaya ilişkin yasa hükmünün iptal edilmesine ve iptal hükmünün Resmi Gazete de yayınlandıktan altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup, söz konusu karar 23.11.2001 tarih ve 24592 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Yasa koyucu 23.05.2002 tarih ve 4759 sayılı Kanunla, kademeli geçişe ilişkin yeni ilke ve kuralları uygulamaya koymuş bulunmaktadır. Ölüm sigortası kapsamında, toplam 1800 gün veya en az beş yıldan beri sigortalı bulunup sigortalılık süresinin her yılı için ortalama 180 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödenmiş durumda veya malullük, yaşlılık aylığı almakta iken yahut malullük veya yaşlılık aylığı bağlanmasına hak kazanmış olup , işlemi tamamlanmamış durumda iken ölen sigortalının hak sahiplerine aylık bağlanmaktadır. Ölüm sigortasından aylığa hak kazanamayan hak sahiplerine toptan ödeme yapılmaktadır. 2000 yılı sonu itibariyle malullük, yaşlılık ve ölüm aylığı alanların sayıları, bir yıl öncesi ile karşılaştırmalı olarak aşağıdaki 97 sayılı çizelgede gösterilmiştir. Çizelge : 97- SSK’dan aylık alanlar
Malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası ile ilgili olarak 2000 yılında aylık bağlananların sayısında önceki döneme göre ortalama % 6 düzeyinde artış meydana gelmiş; aynı dönemde, bu sigorta kolundan aylık ve diğer ödemelerle birlikte toplam 3,5 katrilyon liralık gider yapılırken, prim, fon ve diğer gelirden toplam 3,6 katrilyon lira elde edilmiştir. 2000 yılı sonu itibariyle, 2829 sayılı “Sosyal Güvenlik Kurumlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkındaki Kanun” hükümlerine göre Sosyal Sigortalar Kurumunca 747.881 kişiye aylık bağlanmış olup, Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi olarak geçen hizmetlerde birleştirilmek suretiyle T.C. Emekli Sandığı, Bağ-Kur ve diğer emekli sandıklarınca aylık bağlanan 290.133 kişinin aylıklarına da Kurumca iştirak edilmiştir. d)Sosyal yardım zammı ödemeleri: 506 sayılı Kanunun ek 24 üncü maddesine göre, iş kazaları ile meslek hastalıkları sigortasından gelir, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından aylık alanlara, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının teklifi, Bakanlar Kurulunun kararı ile belirlenen tutarda, “Sosyal Yardım Zammı” ödenmektedir. 05.05.1995 tarih ve 22278 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 27.04.1995 tarih ve 95/6776 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile 15.04.1995 tarihinden geçerli olmak üzere sosyal yardım zammı tutarı aylık 4.690.000 lira olarak belirlenmiştir. 08.09.1999 tarihinde kabul edilen 4447 sayılı kanunun 15 inci maddesi ile yapılan düzenleme sonucu ise, sosyal yardım zammı tutarının Bakanlar Kurulu kararı ile artırılma olanağı kalmamış ve mevcut 4.690.000 liranın ödenmesine bundan sonrası için de devam olunması yasa hükmü gereği uygun bulunmuştur. 2000 yılında Kurumdan, iş kazası veya meslek hastalığı sonucu aylık alan sigortalı ve hak sahipleri ile malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından aylık alanlara 156 trilyon lira sosyal yardım zammı ödenmiştir. Ancak, 506 sayılı kanunun ek 24 üncü maddesinin (I) bendi gereğince, bu tutarın 50,2 trilyon lirası kamu kurum ve kuruluşlardan, 15,1 trilyon lirası da sosyal güvenlik kuruluşlarından müşterek emeklilik hissesi olarak talep edildiğinden, ayrıca 1,4 trilyon lirası iş kazası ve meslek hastalıkları sigortasından aylık alanlara yapılan ödeme olması ve 112 milyar liralık fuzuli ödeme yapılması nedeniyle, bunlar düşüldükten sonra geriye kalan 89,2 trilyon lira, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından aylık alanlara ödenen sosyal yardım zammı gideri olarak muhasebe kayıtlarına kaydedilmiştir. e)Sağlık hizmetleri: Kurum, 506 sayılı Kanun gereği, sigortalılar ile sürekli iş göremezlik geliri ile malullük ve yaşlılık aylığı alanlara ve bunların eş, çocuk, ana ve babaları ile dul ve yetimlerine sağlık yardımı yapmakla yükümlü bulunmaktadır. Keza ikili sosyal güvenlik anlaşmaları gereğince dış ülkelerde bulunan Türk işçilerinin Türkiye’deki eş ve çocukları ile kendilerinin, Türkiye’de bulundukları sırada hastalanmaları halinde tedavileri Kurumca sağlanmaktadır. Kurum, tedavi yardımlarını, esas itibariyle kurduğu sağlık tesislerinde sağlamaktadır. Ancak, Kuruma ait sağlık tesisi bulunmayan yerlerde veya tedavinin Kurumca yapılmadığı durumlarda, anlaşmalı hekim ve müesseselerden sağlık hizmeti satın alınmakta veya sigortalılar resmi sağlık tesislerine sevk edilmektedir. Kurumun, yurt çapında 135 hastane, 1 göz hastalıkları merkezi ve göz bankası, 11 ağız ve diş sağlığı merkezi, 2 hemodializ merkezi, 179 dispanser ve 209 sağlık istasyonu olmak üzere toplam 537 sağlık tesisi bulunmaktadır. 2000 yılında sağlık tesislerinde toplam 48.867.923 muayene yapılmış; 30.169 fiili yatak kapasitesine sahip hastaneler ve göz bankasındaki yatak-gün sayısı 6.863.798 olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönemde, tedavi amaçlı giderler başta olmak üzere sağlık tesislerinin toplam giderleri 872,9 trilyon lira olarak gerçekleşirken; tedavi ücreti, ilaç iştirak payı vb. işlemlerden toplam 103,5 trilyon lira gelir sağlanmış, dolayısıyla 769,4 trilyon lira gider fazlası oluşmuştur. Kurumun sağlık hizmetleriyle ilgili başlıca sorunlardan birini, sağlık tesislerindeki hasta yoğunluğu ve sigortalıların muayene, tetkik ameliyat işlerinin zamanında gerçekleştirilememesi oluşturmaktadır. Sağlık hizmetlerine tahsis edilen tesis, araç, gereç ve personel yetersizliğinin de etkisiyle ortaya çıkan ve öteden beri sigortalıların yoğun şikayetlerine neden olan bu sorunu belirli ölçülerde de olsa gidermek üzere, Kurum tarafından “telefonla randevu sistemi”, “gönüllü çalışma uygulaması” ve “sözleşme yoluyla ayakta tedavi ve muayene hizmeti satın alınması” uygulamalarına geçilmiştir. Telefonla randevu sistemi, 2001 yılında 61 yataklı sağlık tesisi ile 24 dispanserde, gönüllü çalışma uygulaması da 23 sağlık tesisinde sürdürülmüştür. Telefonla randevu uygulaması ile ilgili olarak, hastaların telefonla randevu alamadıkları veya almakta güçlük çektikleri ya da verilen randevu saatinde muayene olamadıkları şeklindeki şikayetlerinin önlenemediği gözlenmektedir. Kurum sağlık tesislerinin bulunmadığı veya bu tesislerde görevli sağlık personelinin yeterli olmadığı yerlerde, 506 sayılı Kanunun 123 üncü maddesine istinaden dışardan sağlık hizmeti satın alınmaktadır. 2000 yılında Kurum dışında, anlaşmalı doktor ve müesseselerde, sigortalılarla ilgili olarak 2.676.501 muayene gerçekleştirilmiş; dışardan sağlanan tedavi hizmetleri karşılığı toplam 407,2 trilyon lira ödeme yapılmıştır. Kurum dışı sağlık tesislerindeki tedavi giderlerinin 1999 yılına göre %83 oranında artması ve esasen son yıllarda bu artışın çok belirgin olarak ortaya çıkması, konunun üzerinde önemle durulmasını gerektirmektedir. Kurumun sağlık harcamaları içinde, ilaç ve iyileştirici nitelikteki tıbbi sarf malzeme giderleri önemli bir yer tutmaktadır. Ancak, gerek söz konusu malzemelere, gerekse diğer mal ve hizmet alımlarına ilişkin olarak Kurumda bir alım bütçesi ve tedarik programı yapılmadığı; faaliyet raporlarında da gerçekleşen alımlara ilişkin ayrıntılı bilgilere yer verilmediği görülmektedir. Belli başlı alımlara ilişkin olarak tespit edilen genel verilere göre, 2000 yılında 572,4 trilyon liralık ilaç alımı, 52,1 trilyon liralık çeşitli tıbbi sarf malzemesi alımı yapıldığı belirlenmiştir. Her iki tür alımın boyutları giderek büyümektedir. İlaçların miatlı ve fiyatların değişken olması nedeniyle toplu alım yapılamadığından, ilaç tedariki SSK’nın her sağlık birimince ayrı ayrı gerçekleştirilmektedir. Ancak, birimler arasında sağlıklı bir bilgi akış sisteminin bulunmamasının ve İstanbul Sağlık Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan “İlaç Bilgi Bankası”na, tedarik birimlerinin hızlı bir şekilde erişebilmelerini sağlayacak bilgisayar ortamının oluşturulamamış olmasının etkisiyle, 2000 yılında aynı zamanda ayrı birimlerce satın alınan, aynı ve eşdeğer ilaçlar arasında fiyat farklılıklarının ortaya çıktığı görülmüştür. İlaç tedarikinde Kurum lehine en uygun fiyatın oluşturulması için, İlaç Bilgi Bankasına işlerlik kazandırılması ve güncel bilgilere ilgili satın alma birimlerinin anında ulaşabilmelerini mümkün kılacak bilgisayar ortamının sağlanması önem arz etmektedir. Tıbbi sarf malzemeleri tedarikinde de önemli aksaklıklar bulunmaktadır. İthalata dayalı nitelikteki söz konusu malzemelerin teminine ilişkin usul ve esasları belirlemek üzere oluşturulan protokol komisyonu çalışmalarının yıllardır tamamlanamaması, sağlıklı bir kayıt ve kontrol düzeni bulunmaması ve birimler arasındaki koordinasyon eksikliği nedenleriyle istismara açık bir yapı oluşmuş durumdadır. Tıbbi sarf malzemelerinin temininde ortaya çıkan aksaklıkların giderilerek, sağlıklı bir tedarik sistemi kurulması önem arz etmektedir. 2-T.C. Emekli Sandığı uygulamaları: a)İştirakçiler: 5434 sayılı Kanunda hangi kamu kurum ve kuruluşları ile buralarda çalışan hangi statüdeki personelin, sosyal güvenlikleri açısından T.C. Emekli Sandığı’na tabi olacakları belirlenmiştir. Genel olarak memur ve benzeri kamu görevlilerinden oluşan iştirakçilerin sayısı 2000 yıl sonu itibariyle 2.163.698’e ulaşmıştır. Buna karşılık aynı dönem itibariyle 1.296.935 kişi Sandıktan aylık almıştır. Sandığa prim ödeyen (aktif) iştirakçilerle Sandıktan aylık alan (pasif) emeklilere ilişkin sayısal veriler yıllar itibariyle irdelendiğinde; iştirakçilerin aylık alanlara oranının giderek gerilediği ortaya çıkmaktadır. Son beş yıllık dönem itibariyle, Sandığa tabi iştirakçiler ve aylık alanlara ilişkin veriler aşağıdaki 98 sayılı çizelgede gösterilmiştir. Çizelge : 98- Emekli Sandığı iştirakçileri (Kişi)
1996-2000 yılları arasında iştirakçi sayısı %10,2 oranında artarken, aylık ödenen dosya sayısı %25,4 oranında artmıştır. İştirakçilerin emeklileri karşılama oranı da (aktif/pasif) 1996 yılında 2,13 iken 2000 yılında 1,87’ye düşmüştür. İştirakçi sayısının artışı kamuda uygulanan personel azaltım politikaları sonucunda sınırlandırılmış; özelleştirme kararı alınan kuruluşlarda emekli olan veya ayrılan personelin yerine yenisinin alınmamasının yanı sıra, emekliliği kolaylaştırıcı ve teşvik edici mevzuat düzenlemeleri de emekli sayısını arttırmıştır. b)Emekli kesenek ve karşılıkları: 5434 sayılı Kanun uyarınca, iştirakçi aylıklarından başlangıçta %25 oranında giriş kesintisi ve her ay %15 oranında emeklilik keseneği, ayrıca emekliliğe esas aylık ve ücretlerin yükselmesinde ilk aya ait artış farkı kesintisi yapılmaktadır. İştirakçilerden yapılan bu keseneklere karşılık, kurumlarca da %20 oranında karşılık ile ayrıca giriş keseneği ve artış farkı karşılığı olarak aynı oranda karşılık ödenmektedir. 2000 yılında 714,6 trilyon lirası keseneklerden, 942,5 trilyon lirası karşılıklardan olmak üzere toplam 1.657,1 trilyon lira gelir sağlanmıştır. Bu tutar 1999 yılına göre %37 oranında bir artışı ifade etmektedir. 5434 sayılı Kanuna göre bağlanacak vazife malullüğü ile dul ve yetim aylıkları için, her yıl kurum bütçelerinin aylık ve ücretler bölümündeki ödeneklerin %4’ü oranında kurumlarca ek karşılık ödenmektedir. 2000 yılında kurumlarca, Emekli Sandığı’na ödenen ek karşılıklar tutarı, geçen yıldan %50 fazlasıyla 327,3 trilyon lira olarak gerçekleşmiştir. Diğer yandan kurumlar, yine 5434 sayılı Kanuna göre, iştirakçilerin fiili hizmet müddeti zammı yapılmasını gerektiren görevlerdeki yıllık çalışma müddetlerine karşılık olarak, ilgililerden ayrıca kesenek almayıp, o yıldaki son aylık veya ücretleri üzerinden, eklenecek müddete ait istihkakları toplamının %10’unu kesenek ve karşılık olarak Sandığa yatırmaktadır. Fiili ve itibari hizmet zamlarına ilişkin olarak 2000 yılında Kurumlarca Sandığa, geçen yıldan %50 fazlasıyla toplam 76,1 trilyon aktarma yapılmıştır. c)Tahsisler: 5434 sayılı Kanun uyarınca emeklilere, emekli aylığı, görev ve adi malullük aylığı; emekli ve malullülerin dul ve yetimlerine ise dul ve yetim aylığı bağlanmaktadır. 2000 yılı başı itibariyle, Sandıktan emekli dul ve yetim aylığı alanların sayısı 1.239.314 kişi iken, yıl içinde 84.810 kişiye yeni aylık bağlanmış, 27.189 kişinin aylığının ölüm, evlenme, daha yüksek olan aylığın tercihi gibi sebeplerle terkin edilmesiyle, aylık alanların sayısı yıl sonunda 1.296.935 kişiye ulaşmıştır. Böylece aylık alanların sayısı, önceki döneme göre %4 oranında 57.621 kişi artmıştır. Yıl sonu itibariyle aylık alanların 848.502 sini emekli ve maluller oluşturmakta; bunların %23’ü, 50 yaşın altında bulunmaktadır. Erken emeklilik uygulamasının, sosyal güvenliğin aktueryal dengeleri üzerindeki olumsuz etkisini gidermek üzere, 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanunla yeni düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre; 25 fiili hizmet yılını dolduran iştirakçilerden, kadınların 58, erkeklerin 60 yaşını doldurmaları halinde istekleri üzerine emekli olabilmeleri kabul edilmiştir. 2000 yılında emekli ve malullerle, dul ve yetimlere, geçen yıldan %42 fazlasıyla toplam 2,3 katrilyon lira aylık ödemesi yapılmıştır. 5434 sayılı kanunun 41 inci maddesine göre, iştirakçilere bağlanacak aylıklarda, iştirakçinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa göre tespit edilen derecesinin göstergesi, ek göstergesi ve özel hizmet tazminatı ile makam-temsil-görev tazminatları belirleyici olmaktadır. Tespit edilen gösterge rakamlarının her yıl bütçe kanunlarında belirlenen katsayı ile çarpılması sonucu bulunacak tutarın, fiili ve itibari hizmet yılı tutarı toplamı 25 yıl olanlara %75’i, 25 yıldan az olanlara her tam yıl için %1 eksiği, fazla olanlara da %1 fazlası üzerinden aylık bağlanmaktadır. Bağlanacak aylıkların toplamı emekli aylığı bağlanmasına esas aylıklarının %100’ünü geçememektedir. Emekli aylığı hesabında esas alınan diğer önemli bir unsur da 5434 sayılı Kanunun Ek-70 inci maddesine dayalı bulunmaktadır. Buna göre iştirakçilere ödenen taban ve kıdem aylığı ile yapılmakta olan “zam”, “tazminat”, “ödenek” ve benzeri ödemelerin toplamına karşılık olmak üzere, iştirakçiler, ek göstergelerine göre yedi gruba ayrılmakta, her gruba en yüksek dereceli devlet memuru aylığı (gösterge, ek gösterge) baz alınarak, aylıklarından değişik oranlarda emekli kesenek ve kurum karşılığı kesintisi yapılmaktadır. 5434 sayılı Kanunun Ek-70 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre Bakanlar Kurulu, Maliye Bakanlığının teklifi üzerine bu oranları üç katına kadar arttırmaya yetkili bulunmaktadır. Bakanlar Kurulu’nun 25.08.1998 tarih ve 98/11588 sayılı kararı ile bu oranlar 01.12.1998 tarihinden geçerli olmak üzere yedi kademe halinde düzenlenerek, en yüksek dereceli Devlet memuru aylığının %40-240 oranları arasında tespit edilmiştir. Emekli aylıklarına, kesenek ve kurum karşılığı kesintisine tabi tutulmayan ve iştirakçilere net olarak ödenen “makam tazminatı-yüksek hakimlik tazminatı”, “temsil tazminatı” ve “görev tazminatı” ayrıca ilave olunmaktadır. Makam tazminatı uygulamasına ilk kez 29.06.1984 tarih 241 sayılı KHK ile başlanmış, çeşitli tarihlerde çıkarılan KHK’larla uygulama alanı genişletilmiştir. Son olarak 13.04.1997 tarih ve 570 sayılı KHK ile; 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa, 270 sayılı yüksek Hakimlik Tazminatı Hakkında KHK’ya, 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa ve 2914 sayılı Yüksek Öğretim Personel Kanununa göre belirli görevlerde bulunanlara ödenecek genel bir düzenleme haline getirilmiştir. Makam tazminatı ve yüksek hakimlik tazminatı, çeşitli kadro unvanlarına göre 1000-15000 gösterge rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucu bulunacak tutar net olarak ödenmektedir. 24.11.1984 tarih ve 4049 sayılı Kanunla değiştirilen 5434 sayılı kanunun Ek-68 inci maddesine göre; makam tazminatı ile yüksek hakimlik tazminatı ödenmesini gerektiren görevlerden emekliye ayrılanlara, bu tazminatlar, en üst görevleri esas alınarak ödenmektedir. Söz konusu tazminatlar, ölenlerin aylığa müstahak dul ve yetimlerine kanunda belirlenen oranlarda intikal ettirilmektedir. Temsil tazminatı, 27.01.2000 tarih ve 4505 sayılı Kanuna 5434 sayılı Kanunun Ek 68 inci maddesinde yapılan değişiklikle düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeyle, 7000 ve üstü makam tazminatı ödenen görevlerden emekli olanlara, ayrıca temsil tazminatı ödenmesi uygun bulunmuştur. Temsil tazminatı, damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmamakta, bu tazminata hak kazanma ve ödemelerde, makam tazminatı ile yüksek hakimlik tazminatına ilişkin hükümler uygulanmaktadır. Temsil tazminatına ilişkin 20.03.2000 tarih ve 2000/457 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı 26.04.2000 tarih ve 24031 sayılı Resmi Gazete de yayımlanarak yürürlüğe konulmuştur. Söz konusu kararnameye göre en düşük temsil tazminatı, 7000 makam tazminatı göstergesi bulunan görevler için 17.000 gösterge rakamı olarak tespit edilmiştir. Öte yandan, Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Milli Güvenlik Kurulu, TRT, Radyo Televizyon Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Telekomünikasyon Kurulu gibi kendi özel kanunlarında personelinin ek gösterge ve buna bağlı olarak diğer tazminatları tespit edilen kuruluşlarla diğer kamu kuruluşları arasında Daire Başkanı, Hukuk Müşaviri, Şube Müdürü, Mühendis, Doktor, Uzman gibi kadrolarda bulunanların emekli aylıkları arasında izah edilemez farklılıklar ortaya çıkmış, bu uygulamalar emeklilik sisteminin genelliğini bozup eşitsizliğe yol açtığından, yakınmaları had safhaya çıkarmıştır. Bu haklı yakınmalara yol açan ücret dengesizliğini ve eşitsizliği gidermek amacıyla son olarak, 10.04.2001 tarih 4639 sayılı Yetki Kanununa istinaden çıkarılan ve 13.07.2001 tarih 24461 mükerrer sayılı resmi Gazetede yayımlanan “Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Mali ve Sosyal Haklarında Düzenlemeler ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına” ilişkin 13.07.2001 tarih ve 631 sayılı KHK ile yeni düzenlemelere gidilmiştir. Anılan KHK’nın verdiği yetkiye istinaden de, Bakanlar Kurulunca alınan 10.01.2002 tarih ve 2002/3546 sayılı kararla; makam veya yüksek hakimlik tazminatı öngörülen kadrolara atanmış olanlardan, söz konusu tazminat gösterge rakamları 6000 olanlara 9000 rakamının, 5500-4500 olanlara 7000 rakamının, 4000 ve daha az olanlara 6000 rakamının, almakta oldukları makam veya yüksek hakimlik tazminatı gösterge rakamlarına ilave edilmesi suretiyle bulunan gösterge rakamının, memur aylıklarına uygulanan katsayı ile çarpımı sonucunda bulunacak miktarda görev tazminatı ödenmesi esası getirilmiştir. Bununla birlikte, 10.03.2000 tarihli ve 2000/457 sayılı Bakanlar Kurulu Kararını ekli kararın, temsil tazminatına ilişkin 3,4,5 ve 6 ıncı maddelerinin görev tazminatı hakkında da uygulanması, ancak görev tazminatı net tutarlarından yapılacak mahsup işlemlerinde, mahsup edilecek ödemelerin net tutarları toplamının %20’si olarak dikkate alınması öngörülmüştür. Aynı düzenlemede ayrıca, Müsteşar ve Genel Müdür gibi kadroların özel hizmet tazminatlarında yeni artışlar öngören esaslar getirilmiş, dolayısıyla kamu görevlileri arasındaki ücret dengesizliği ve eşitsizliği, yakınmaları önleyecek bir düzeye getirilememiştir. d)Sağlık yardımları: 5434 sayılı Kanunun geçici 139 uncu maddesine göre; kanunla düzenlenecek genel sağlık sigortası kapsamına alınacakları tarihe kadar, emekli, adi ve vazife malul aylığı bağlanmış olanlar ve bunların bakmakla yükümlü oldukları aile fertleri ile dul yetim aylığı alanlar, ilgili tüzükte belirlenen usul ve esaslara göre, T.C.Emekli Sandığı’nca muayene ve tedavi ettirilmektedir. T.C. Emekli sandığınca sağlık yardımı yapılmasına, 1425 sayılı Kanun uyarınca 1971 yılında bağlanmış olup, genel sağlık sigortası çıkarılamadığı için 30 yıldır aynı uygulama sürdürülmektedir. Sandık iştirakçisi aktif sigortalılar, kendi kurumlarınca tedavi ettirilirken; emekli malul, dul ve yetimler ile emekli ve malullerin bakmakla yükümlü oldukları aile bireylerin sağlık hizmeti T.C.Emekli Sandığınca verilmektedir. Yıllar itibariyle belirgin bir artış trendi içinde bulunan sağlık harcamaları 1999 yılında 359,4 trilyon liraya, 2000 yılında ise %73 oranında artışla 623,1 trilyon liraya ulaşmıştır. e)Faturalı ödemeler: Faturalı ödemeler; Sandık faaliyetleri içinde yer alan, aslında Sandık gelirleri ile ilgili olmayıp, Sandığa mevzuat gereği görev olarak verilen bilahare karşılığı ilgili kuruluşlardan tahsil edilen ödemelerdir. 2000 yılında Sandıkça ödenip, ilgili kurumlara fatura edilen ödemeler, Hazineye fatura edilen ödemeler ve özel kanunlar gereği bedeli mukabili Sandığa yaptırılan hizmetler için yapılan ödemeler bir önceki yılla karşılaştırmalı olarak aşağıdaki 99 sayılı çizelgede gösterilmiştir. Çizelge : 99- Emekli Sandığı ödemeleri
Sandıkça yapılan ve daha sonra faturası karşılığı ilgili kuruluşlardan tahsil edilen hizmetlere ilişkin ödemeler 1999 yılında 545,1 trilyon lira iken, 2000 yılında %43,6 oranında artarak 782,9 trilyon liraya ulaşmıştır. Faturalı ödemelerin %46,3 oranında en önemli kısmını emekli ikramiyeleri oluşturmaktadır. 5434 sayılı Kanuna göre, emekli, adi malullük, vazife malullüğü aylığı bağlanan ve toptan ödeme yapılan asker, sivil tüm iştirakçilere, her tam fiili hizmet yılı için, aylık bağlamaya esas tutarın bir aylığı emekli ikramiyesi olarak ödenmekte ve emekli ikramiyesinin hesabında 30 fiili hizmet yılından fazla süreler dikkate alınmamaktadır. Oysa aynı amaca yönelik ve aynı mahiyette bir ödeme olan kıdem tazminatında, hizmet süresi ile ilgili bir sınırlama söz konusu değildir. Diğer yandan, 2829 sayılı “Sosyal Güvenlik Kuruluşlarına Tabi Olarak Geçen Hizmetlerin Birleştirilmesi Hakkında Kanun”a göre, T.C.Emekli Sandığı, BAĞ-KUR ,SSK ve 506 sayılı Kanunun 20 nci maddesine göre kurulan emekli sandıklarına tabi hizmetlerin birleştirilmesi ve sigortalıya, birleştirilen hizmetin toplam süresi üzerinden emekli aylığı bağlanması mümkün iken, emekli ikramiyesi konusunda farklı bir düzenleme getirilmiştir. 2829 sayılı Kanunun 8 inci maddesine göre, birleştirilmiş hizmet süreleri toplamı üzerinden ilgililere, son yedi yıllık fiili hizmet süresi içinde, fiili hizmet süresi fazla olan kurumca, kendi mevzuatına göre aylık bağlanırken; 12 nci maddeye göre, birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden T.C.Emekli Sandığı’na tabi görevlerden emekliye ayrılanlara, T.C.Emekli Sandığı’na tabi sürelerin toplamı üzerinden emekli ikramiyesi ödenmektedir. Son defa T.C.Emekli Sandığı’na tabi görevlerden emekli olanlardan, Sandığa tabi kuruluşlarda SSK’ya tabi işçi statüsünde hizmeti bulunanların, kıdem tazminatı almamış olmaları koşuluyla, bu hizmet süreleri de emekli ikramiyesinin hesabına dahil edilmektedir. Buna karşılık, T.C.Emekli Sandığı’na tabi hizmeti olmakla birlikte, son kez Sandığa tabi bir görevden emekli olmayanlar ile son defa Sandığa tabi bir kuruluşta çalışmalarına rağmen, birleştirilmiş hizmet süreleri üzerinden kendilerine bir başka sosyal güvenlik kuruluşu tarafından aylık bağlananlara, Sandığa tabi olarak geçen hizmet süreleri karşılığı emekli ikramiyesi ödenmemektedir. Belirtilen her iki uygulama da, eşitlik ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmadığından, söz konusu uygulama farklılıklarını gidermek ve norm birliği sağlamak üzere, gerekli yasal düzenlemelerin bir an önce gerçekleştirilmesi önem arz etmektedir. 3-Esnaf ve Sanatkarlar ve Diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu (BAĞ-KUR) uygulamaları a)Sigortalılar ve sigortalama hizmetleri: BAĞ-KUR, esnaf ve sanatkarlar ile diğer bağımsız çalışanların sosyal güvenliklerini 1479 sayılı Kanuna göre, tarımda kendi adına ve hesabına çalışanların sosyal güvenliklerini de 2926 sayılı Kanuna göre yürütmektedir. Köy ve mahalle muhtarları 2108 sayılı Kanuna istinaden, ev kadınları da isteğe bağlı olarak 1479 sayılı Kanuna göre BAĞ-KUR’un sosyal güvenlik şemsiyesi altına alınmıştır. 1479 ve 2926 sayılı Kanunlara tabi sigortalılarla ilgili son beş yıllık döneme ilişkin sayısal veriler aşağıdaki 100 sayılı çizelgede gösterilmiştir. Çizelge : 100- BAĞ-KUR iştirakçileri (Kişi)
1999 yılında 3.064.619 olan toplam sigortalı sayısı, 2000 yılında %8,1 oranında 248.075 kişi artarak 3.312.694’e ulaşmıştır. 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalıların; 2.191.781’ini mecburi sigortalılar, 204.035’ini isteğe bağlı sigortalılar, 28.233’ünü de muhtarlar oluşturmaktadır. 2000 yılı sonu itibariyle, Kuruma prim ödeyen 3.312.694 aktif sigortalıya karşılık, 1.277.444 kişi Kurumdan malullük ve yaşlılık aylığı olmaktadır. Aylık bağlanan dosya üzerinden, aktif sigortalıların aylık bağlanan sigortalıları karşılama oranı 2,4’tür. BAĞ-KUR sigortalıları, sigortalı sayıldıkları tarihten itibaren 24 basamaklı gelir tablosunun ilk on iki basamağından dilediklerini seçerek Kuruma girişi bildirgesi ile başvurmakta; üç ay içinde basamak seçilmemesi halinde birinci basamak seçilmiş sayılmaktadır. Sigortalıların ödeyecekleri primler ile bağlanacak aylıkların hesabında söz konusu 24 basamaklı gelir tablosu uygulanmaktadır. Basamak gösterge rakamlarının, memur aylıklarının hesabında uygulanan katsayı ile çarpılması sonucu bulunacak tutarlar prim tahsilinde ve aylık ödemelerinde esas alınmakta, basamak sayısının arttırılması, göstergelerin değiştirilmesi ve bekleme sürelerinin tespitinde Bakanlar Kurulu yetkili bulunmaktadır. 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanunla 1479 sayılı Kanunda yapılan değişiklikle gelir tablosunda yer alan gelir basamaklarının, her yıl nisan ayında ilk olarak bir önceki yılın aralık ayı ile ondan önceki yılın aralık ayına göre Devlet İstatistik Enstitüsü tarafından açıklanan en son temel yıllı kentsel yerler tüketici fiyatları indeksindeki değişim oranı kadar, ikinci olarak bir önceki yılın gayri safi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızları kadar arttırılarak belirlenmesi kabul edilmiştir. Bu uygulama 01.01.2000 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 2000 yılında, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından oluşan uzun vadeli sigorta kolları kapsamında, 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalılardan 350,1 trilyon lira, 2926 sayılı Kanuna tabi sigortalılardan 62,1 trilyon lira prim geliri sağlanmıştır. Aynı dönem itibariyle 1479 sayılı Kanuna tabi 2.424.049 aktif sigortalının %20,7’sini oluşturan 502.350 sigortalı hiç prim ödememiş, %64,8’ini oluşturan 1.569.634 sigortalı kısmen prim ödemiş borçlu sigortalı durumdadır. Toplam sigortalıların %14,5'’ni oluşturan 352.065 kişinin ise prim borcu bulunmamaktadır. 2926 sayılı Kanuna tabi 888.645 aktif sigortalılarında %53’ünü oluşturan 471.033 kişinin, yine yıl sonu itibariyle hiç prim ödememiş durumda olduğu belirlenmiştir. Sigortalıların sadece %8,4’ünden oluşan 74.846 kişinin hiç prim borcu bulunmamakta; %38,6’lık bir kısmı oluşturan 342.666 kişi ise kısmen prim ödemiş sigortalılar arasında yer almaktadır. b)Tahsisler: 1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre yaşlılık, malullük ve ölüm sigortası kollarından yaşlılık, malullük, ölüm aylığı alanların sayısı, 2000 yılı sonu itibariyle aşağıdaki 101 sayılı çizelgede gösterilmiştir. Çizelge : 101- BAĞ-KUR’dan aylık alanlar (Kişi)
2000 yılında Kurumdan 1.102.079 dosya üzerinden 1.277.444 hak sahibi yaşlılık, malullük, ölüm aylığı almıştır. Aylık bağlanan dosya sayısı bir önceki yıla göre %9,1 oranında 91.841 adet artarak 1.102.079’a , aylık alan hak sahipleri ise %8,1 oranında 97.627 kişi artarak 1.277.444’e ulaşmıştır. 2000 yılında Kurumca aylık bağlananlara yapılan ödemeler bir önceki yılla karşılaştırmalı olarak aşağıdaki 102 sayılı çizelgede gösterilmiştir. Çizelge : 102- BAĞ-KUR ödemeleri
2000 yılında 1479 ve 2926 sayılı kanunlara göre bağlanan aylıklar için, geçen yıldan %53,7 fazlasıyla toplam 778,9 trilyon lira harcama yapılmıştır. Bunun %73,6’sı yaşlılık aylıklarına, %1,6 sı malullük aylıklarına, %24,8’i ölüm aylıklarına ait bulunmaktadır. 2926 sayılı kanuna göre yaşlılık aylığı bağlanabilmesi için talep tarihinde prim ve her türlü borçlarını ödemiş olmak şartıyla kadın ise 20, erkek ise 25 tam yıl sigorta primi ödemesi gerekmekle beraber, kadın ise 50, erkek ise 55 yaşını doldurmuş olup en az 15 yıl sigorta pirimi ödemiş olanlara da kısmi yaşlılık aylığı bağlanabilmekteydi. 4447 sayılı Kanunla yaşlılık aylığından faydalanabilmek için kadın ise 58, erkek ise 60 yaşını doldurmuş ve 25 tam yıl prim ödemiş olmak şartı getirilmiştir. Kadın ise 60, erkek ise 62 yaşını dolduran ve en az 15 yıl prim ödeyen sigortalılara da kısmi yaşlılık aylığı bağlanabilecektir. c)Sağlık yardımları: 1479 ve 2926 sayılı Kanuna tabi olan sigortalılar, yaşlılık ve malullük aylığı alanlar, bunların eşleri, bakmakla yükümlü oldukları çocukları, ana ve babaları ile ölüm aylığı almakta olanlar sağlık yardımından faydalanmaktadır. 1479 sayılı Kanun kapsamında bulunanlar, 05.11.1985 tarih 3325 sayılı Kanunla sağlık sigortası kapsamına alınırlarken, 2926 sayılı Kanuna tabi tarım sigortalıları ise ancak 04.11.1998 tarih 4386 sayılı Kanunla sağlık sigortası kapsamına alınabilmişlerdir. Tarım sigortalılarını sağlık sigortası kapsamına alan 4386 sayılı Kanun 01.01.1999 tarihinde yürürlüğe girmiş olmakla beraber, tarım sigortalılarının da 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalılar gibi sağlık yardımından faydalanmaları için, en az sekiz ay eksiksiz sağlık sigortası primi ödemiş olmaları ve prim borcu bulunmamaları gerekmekte olduğundan tarım sigortalıları, sekiz aylık pirim ödeme süresinin dolduğu 01.09.1999 tarihinden itibaren sağlık yardımından faydalanmaya başlamışlardır. 04.10.2000 tarihli Resmi Gazete de yayınlanan 619 sayılı KHK, 1479 sayılı Kanunun Ek 11 inci maddesinde değişiklik yaparak, sağlık sigortası yardımı kapsamını zorunlu sigortalılarla sınırlandırmış, isteğe bağlı sigortalılar kapsam dışına çıkarılmışlardır. Ancak 1479 sayılı Kanuna 619 sayılı KHK ile eklenen Geçici 2 nci madde ile, bu KHK’nın yayımlandığı tarihte 1479 ve 2926 sayılı Kanunlara tabi isteğe bağlı sigortalıların sigortalılıkları, birikmiş tüm prim borçlarını altı ay içinde ödemeleri şartıyla devam ettirilecek, borçlarını ödemeyenlerin sigortalılıkları ise son prim ödeme tarihi itibariyle sona erdirilecektir. Ayrıca, bu KHK’nin yürürlük tarihinden önce herhangi bir nedenle sağlık sigortası kapsamında prim ödemeyen isteğe bağlı sigortalılar sağlık sigortası kapsamına alınmayacaklar, bu durumda olanlara Kurumca aylık bağlanması halinde de aynı hüküm uygulanacaktır. Öte yandan, 619 sayılı KHK ile 1479 sayılı Kanunun Ek 12 nci maddesinde değişiklik yapılarak, bu kanuna göre ilk defa veya yeniden sigortalı olanların sağlık yardımından yararlanmaları, en az sekiz ay eksiksiz sağlık sigortası primi ödemiş olmaları, sağlık ve sigorta primi borcu bulunmaması şartına bağlanmıştır. Anılan bu düzenlemeler sonucu, hiç prim borcu olmayan sigortalılara sağlık karnesi ve sağlık hizmeti verildiği için, prim tahsilatında nispi artışlar sağlanabilmiştir. 2000 yılında yapılan sağlık harcamalarının bir önceki yılla karşılaştırmalı olarak aşağıdaki 103 sayılı çizelgede gösterilmiştir. Çizelge : 103- BAĞ-KUR sağlık harcamaları
1999 yılında 413,4 trilyon lira olan sağlık harcamaları 2000 yılında %76,6 oranında artarak 730,3 trilyon liraya ulaşmıştır. Sağlık harcamalarının %62,8 ini ilaç giderleri, %19,5 ini hastane giderleri, %17,7’sini ise diğer giderler oluşturmaktadır. 2000 yılında 2926 sayılı Kanuna tabi olanlara yapılan sağlık harcamaları 01.09.1999 tarihinde başladığından, 1999 yılı sonuçları dört aylık bir dönemi kapsamaktadır. Eylül/2001 ayı itibariyle, 1479 sayılı Kanuna tabi olarak, 5.171.897’si aktif sigortalılar ve hak sahipleri, 1.213.639’u ise pasif sigortalılar ve hak sahipleri olmak üzere toplam 7.406.536 kişi Kurumdan sağlık karnesi almış durumdadır. Aynı tarih itibariyle, 2926 sayılı Kanuna tabi sigortalılardan, 727.102’si aktif sigortalılar ve hak sahipleri olmak üzere toplam 924.655 kişi sağlık karnesi sahibidir. d)Sosyal yardım zammı: 1479 sayılı kanunun Ek 7 nci maddesine göre; bu kanuna göre malullük yaşlılık ve ölüm aylığı alanlara, aylıkları ile birlikte her ay peşin olarak sosyal yardım zammı ödenmektedir. 2000 yılında 1479 sayılı Kanuna göre ödenen sosyal yardım zammı bir önceki yılla karşılaştırmalı olarak aşağıdaki 104 sayılı çizelgede gösterilmiştir. Çizelge : 104- Sosyal yardım zammı ödemeleri
1999 yılında malullük, yaşlılık ve ölüm aylıkları ile birlikte 62,8 trilyon lira sosyal yardım zammı ödenirken, 2000 yılında %7 oranında artışla 67,2 trilyon lira sosyal yardım zammı ödemesi yapılmıştır. Sosyal yardım zammı 4.500.000 lira olarak ödenmekteyken, 4447 sayılı Kanunla 1 ve 12 nci basamaklarda bulunanlara 5.850.000 lira, 13 ile 24 üncü basamaklarda bulunanlara 4.500.000 lira olarak ödenmesi kuralı getirilmiştir. Ölen sigortalının hak sahibinin birden fazla olması halinde, bu zammın tamamı hak sahiplerine eşit oranda bölüştürülmektedir. Sosyal güvenlik kanunlarına göre bağlanan iki ayrı aylığı birlikte alanlara, 1479 sayılı Kanuna göre ayrı ayrı bağlanan iki aylığı birlikte alanlara veya iki sigortalıdan da ayrı ayrı ölüm aylığı alan hak sahiplerine, bunlardan yalnız birisi için sosyal yardım zammı ödenmektedir. Ancak, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortalarından aylık almakta iken, T.C. Emekli Sandığı ile Sosyal Sigortalar Kurumuna tabi işlerde kadrolu, ücretli, yevmiyeli, sözleşmeli olarak görev alanlara sosyal yardım zammı ödenmemektedir. 4- İşsizlik Sigortası uygulamaları: İşsizlik sigortası, kendi kusur ve iradesi dışında işini kaybedenlere, uğradıkları gelir kaybını kısmen de olsa, belirli bir süre dahilinde karşılamak amacıyla başlatılmış ve zamanla sigortalı işsizlere yeni istihdam olanakları sağlanması amacına yönelik olarak geliştirilmiş bir sistemdir. Özellikle Birinci Dünya Savaşından sonra ortaya çıkan işsizlik sonucu, bazı sanayileşmiş ülkelerde uygulama alanı bulan işsizlik sigortası, giderek bir çok ülkede yaygınlaşmış; 28.06.1952 yılında kabul edilen “Sosyal Güvenliğin Asgari Normları Hakkında 102 sayılı Sözleşme” ile de ILO’ nun normları arasına girmiştir. Avrupa Birliği üyesi ülkeler ve Avrupa’nın diğer çeşitli ülkelerinin yanı sıra ABD, Kanada, Japonya, Kore, Avustralya, Yeni Zelanda gibi gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede uygulama alanı bulan işsizlik sigortası, Türkiye’de, 102 sayılı ILO sözleşmesinin kabulünden 47 yıl sonra, 25.08.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanunla sosyal güvenlik sistemine dahil edilmiştir. 4447 sayılı Kanunla kurulan ve 01.06.2000 tarihinden başlamak üzere uygulamaya konulan işsizlik sigortası kapsamına; 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 2 nci maddesinde belirtilen sigortalılar ile aynı kanunun geçici 20 nci maddesinde açıklanan sandıklara tabi sigortalılar ve mütekabiliyet esasına dayalı olarak yapılan anlaşmalara göre çalışan yabancı işçiler girmektedir. Anılan kanunla, işsizlik sigortası prim kesintileri, sosyal sigorta primine esas aylık brüt kazançlar üzerinden , sigortalı payı %2 , işveren payı %3 ve Devlet payı %2 olarak belirlenmiştir. 2002 Mali Yılı Bütçe Kanunu ile belirtilen bu oranlardan 1’er puanlık indirimler yapılmıştır. İşsizlik sigortası primlerinin toplanmasından SSK, diğer her türlü iş ve işlemlerle Fon faaliyetlerinin, yönetim kurulu kararları çerçevesinde yürütülmesinden Türkiye İş Kurumu görevli, yetkili ve sorumlu kılınmıştır. İşsizlik sigortasının gerektirdiği görev ve hizmetler için mali kaynak sağlamak, piyasa şartlarında kaynakları değerlendirmek, kanunun öngördüğü ödemelerde bulunmak üzere anılan Kanunun 53 üncü maddesi ile İşsizlik Sigortası Fonu kurulmuştur. Bütçe kapsamı dışında tutulan, gelirlerinden hiçbir şekilde kesinti yapılmaması ve genel bütçeye gelir kaydedilmemesi öngörülen Fon, 4 üyeden oluşan yönetim kurulu kararları çerçevesinde, Türkiye İş Kurumu tarafından işletilip yönetilmektedir. Bu amaçla kurum bünyesinde “İşsizlik Sigortası Daire Başkanlığı” kurulmuştur. Sigortalı işsizlere 4447 sayılı Kanunda belirtilen esas ve usuller çerçevesinde yapılacak ödemeler ve sağlanacak hizmetler; işsizlik ödeneği, hastalık ve analık sigortası primleri, yeni bir iş bulma, meslek geliştirme, edindirme ve yetiştirme eğitimi olarak öngörülmüştür. Kanunda belirli esaslar çerçevesinde ve son 120 günü kesintisiz olmak üzere, son üç yılda en az 600 gün süre ile prim ödemiş olup da kendi istek ve kusuru dışında işsiz kalanlara işsizlik ödeneği verilmesi uygulamasına, kanunun yürürlüğe giriş tarihi itibariyle dikkate alınan söz konusu prim ödeme süreleri nedeniyle Mart/2002 ayından itibaren başlanmıştır. 600 gün prim ödemiş olanlara 180 gün, 900 gün prim ödemiş olanlara 240 gün ve 1080 gün prim ödemiş olanlara 300 gün süre ile verilen işsizlik ödenekleri, 16 yaşından büyük işçiler için uygulanan asgari ücretin netini geçmemek üzere son dört aylık prime esas net kazancın %50’si olarak öngörülmüştür. Şubat/2002 ayında işsizlik ödentisi almak üzere 6.822 kişinin başvuruda bulunduğu; bunlardan 5.710’unun Mart/2002 ayından itibaren işsizlik ödeneği almaya hak kazandığı; Nisan/2002 ayında bu sayının 13.326 kişiye ulaştığı ve aynı ay itibariyle sigortalı işsizlere toplam 2,4 trilyon lira işsizlik yardımı yapıldığı belirlenmiştir. 1-Genel durum: Sosyal güvenlik kuruluşları, kuruluş görev ve yetkilerini düzenleyen mevzuat çerçevesinde, faaliyetlerine ilişkin olarak çeşitli yatırım projelerini yürütmektedir. Sosyal güvenlik kuruluşları arasında yatırım hacmi en geniş kurum olan SSK, 506 sayılı Kanun ve 616 sayılı KHK gereği, sigorta işlemlerini yürütmek, sağlık yardımları yapmak, fonlarının bir bölümünü gayrimenkullere yatırarak işletmekle yükümlü kılınmıştır. Kurum, mevzuatla verilen görevleri yerine getirebilmek için, artan sigortalı sayısına paralel olarak idari ve sosyal binalar, yataklı ve yataksız sağlık tesisleri ve akar binaları ile ilgili bilgi işlem teknolojileri gibi yatırım projelerini gerçekleştirmektedir. T.C. Emekli Sandığı, 5434 sayılı Kanuna istinaden belediye hudutları içinde veya dışında uygun görülen yerlerde, emekli, malul, dul ve yetim aylığı alanlar ile vatani hizmet tertibinden aylık alanlar için dinlenme ve bakımevleri tesis etmekte, işletmekte ve yıllık yatırım programları ile belirlenen gelir getirici ve sosyal amaçlı diğer projelerle bilgi işlem teknolojilerine ilişkin yatırım projelerini gerçekleştirmektedir. BAĞ-KUR, 1479 sayılı Kanun gereği, karşılıklarını, taşınmaz mallara yatırmak suretiyle işletebileceği gibi, mali aktueryal duruma göre Kurum bütçesinin plasman ve yatırım programları çerçevesinde işletebilmektedir. Bu amaçla hizmet binası ve lojman olarak kullanılmak üzere gayrimenkul satın almakta ve yıllık yatırım programları ile belirlenen yatırımları realize etmektedir. Diğer yandan bilgi işlem teknolojilerinden yararlanmak amacıyla da yatırım projeleri hazırlanmaktadır. 2000 yılında sosyal güvenlik kuruluşları için 67,7 trilyon liralık yatırım harcaması planlanmış; aynı dönemde 54 trilyon liralık nakdi ödeme ile %79,7 oranında nakdi yatırım ve 56,3 trilyon liralık fiziki yatırım gerçekleştirilmiş, fiziki gerçekleşme %83,2 olmuştur. Sosyal güvenlik hizmetlerinin gelişen bilgi işlem teknolojisinin olanaklarından yararlanmak suretiyle daha sağlıklı bir şekilde yürütülebilmesi amacıyla, önceki yıllarda başlatılan bilgisayar donanım ve yazılım teminine yönelik yatırımlarla kuruluşların bilgi işlem sistemlerinde belirgin iyileştirmeler sağlanmıştır. T.C.Emekli Sandığında, genel müdürlük ve taşra birimlerinin bilgisayar alt yapısının güçlendirilerek sağlık projesinin yürütülmesine 2000 yılında da devam edilmiştir. On-line sağlık projesi çerçevesinde ülke çapında 17.000 eczane, 2000 optikçi ve 4000 civarında anlaşmalı özel sağlık merkezinin genel müdürlük ile daha etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak üzere mevcut sistem güçlendirilmiş; yoğun bilgi girişinin olduğu İstanbul ve Afyon Bölge Müdürlükleri, birer adet server tahsisi ile network içine alınmıştır. Diğer yandan, on-line hastane bağlantılarında kullanılacak kıosk sistemi oluşturularak Sandık poliklinik bölümünde pilot uygulama başlatılmıştır. Ayrıca birimler arası iletişimi teminen; data, modem ve telefon hatları ile işletim sistemine ilişkin çeşitli yazılım, donanım ve kontrol üniteleri oluşturulmuştur. SSK ve BAĞ-KUR’ da da, gerek sigortalılar ve sigortalılarla ilgili işlemler açısından, gerekse hizmet ve faaliyet hacimlerinin genişliği bakımından bu kuruluşlarda tam otomasyon sisteminin kurulması gündeme gelmiştir. Sosyal güvenlik kuruluşlarına ilişkin yatırımların 2000 yılındaki
durumu aşağıdaki 105 sayılı çizelgede gösterilmiştir. Sosyal güvenlik kuruluşlarının yatırım programlarına bağlanan projeleri için toplam 327,8 trilyon lira ödenek öngörülmüş; 2000 yılı sonuna kadar %32,2 oranında nakdi, %32,5 oranında fiziki gerçekleşme kaydedilmiştir. Toplam projelerin %80 oranında en ağırlıklı kısmı SSK’ya ilişkin bulunmaktadır. Bu amaçla her iki kurumda 2000 yılında başlatılan çalışmalar sonucu teknik danışmanlık hizmetleri de satın alınarak, ayrı ayrı T-5 Tam Otomasyon Projeleri” oluşturulmuştur. SSK T-5 Projesinin tahmini bedeli 526 milyon ABD doları, BAĞ-KUR T-5 Projesinin tahmini bedeli de 146 milyon ABD doları olarak belirlenmiş; her iki projede de sigorta işlemlerinin her bir sigortalıya verilecek akıllı kartla yürütülmesi hususu ön plana çıkmış, projenin finansmanının da yine sigortalılara satılacak söz konusu akıllı kartlardan sağlanması öngörülmüştür. 2001 yılında yatırım programlarına dahil edilmek üzere DPT’ye gönderilen T-5 Projelerine, DPT tarafından; -Projelerin finansmanının sigortalılara akıllı kart satışıyla sağlanmasının doğru bir yöntem olmadığı, -Ulusal projelerin ilgili tüm kamu kurum ve kuruluşları ile iş birliği ve koordinasyon içinde yürütülmesi gerektiği; bu nedenle, DPT’nin koordinatörlüğünde Başbakanlık ve diğer ilgili kamu kurumlarının katılımıyla oluşturulan “Bilgi Toplumuna Geçiş ve Kamu Projelerini Yürütme Kurulu” tarafından belirlenen ilke ve esasların belirleyici olduğu, -Kurumların akıllı kart uygulamasında, tamamlanma aşamasına gelmiş olan MERNİS projesi ile akıllı kartlara ilişkin olarak belirlenecek kriterlerle, uygulama birliği ve bilgi güvenliğinin esas alınması gerektiği, -SSK ve BAĞ-KUR T-5 projelerinde mükerrer alımlar ve kaynak israfına neden olacak harcamalar öngörüldüğü, hususları başta olmak üzere çeşitli yönlerden itiraz edilmiştir. DPT’nin bu itirazlarına, SSK ve BAĞ-KUR’un ilgili olduğu Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından karşı görüş ve açıklamalarda bulunulmuş; “söz konusu projelerin kaynak israfına yol açmayacağı, bunların MERNİS projesinden ayrı değerlendirilmesi gerektiği, akıllı kart satışının sakınca oluşturmayacağı, projelerin bir an önce uygulamaya konulmasının önem arz ettiği” vurgulanmıştır. Böylece söz konusu projelere ilişkin olarak, projenin kapsamı, içeriği, finansmanı, diğer kamu kurum ve kuruluşlarıyla ilgilendirilmesi ve uygulama zamanı başta olmak üzere, DPT ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı arasında derin görüş ayrılıkları ortaya çıkmış ve sorun Mayıs/2002 tarihi itibariyle de giderilememiştir. Sosyal güvenlik sistemindeki aksaklıkların giderilmesi için, kurumlarda tam otomasyon sisteminin bir an önce oluşturulmasında önemli yararlar bulunmaktadır. Bunun yanı sıra DPT gibi ülke kaynakları ve ekonomik dengeler doğrultusunda yatırımları yönlendirme yetkisine sahip bir kuruluşun görüş ve kararlarının da göz ardı edilmemesi gerekmektedir. Diğer bir ifadeyle kurumlar için önem arz eden bu projelerle ilgili olarak yetkili merciler arasında bir an önce görüş birliği sağlanmalıdır | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||