|
VI.
DENETLENEN KURULUŞLARIN
GENEL VE ORTAK SORUNLARI İLE ÖNERİLER |
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
VI. DENETLENEN KURULUŞLARIN
GENEL VE ORTAK SORUNLARI İLE ÖNERİLER
A- KİT’LERLE İLGİLİ SORUNLAR VE ÖNERİLER
1-Hukuki durumla ilgili sorunlar ve öneriler:
a) Sorunlar:
-1983 yılına kadar, KİT’lerle ilgili genel düzenlemelerin kanunla yapılması
ve KİT’lerin kanunla kurulması yöntemi benimsenmiş iken, bu tarihten sonra yapılan
düzenlemelerde, kanunların yerini KHK’lar almış, mevcut KİT’lerin kuruluşları
hakkındaki kanunlar yürürlükten kaldırılarak, yerine ana statüler yürürlüğe
konulmuş ve yeni KİT kurma yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilmiştir. Bu değişikliklerle
kamu kaynaklarının KİT’ler eli ile kullanılmasındaki yetki, yasama organından
yürütme organına geçmiştir.
-Anayasa’nın KİT’lerin denetimine ilişkin 165 inci maddesinde, sermayesinin yarısından fazlası doğrudan veya dolaylı olarak Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıklarının KİT kapsamı içerisinde değerlendirilmesine ve hiç bir ayırım gözetilmeksizin çıkarılacak kanun çerçevesinde TBMM’ce denetlenmeleri öngörülmesine karşın, Anayasanın bu hükmü uyarınca çıkarılan 3346 sayılı Kanunun yanı sıra KİT’lerle ilgili çerçeve mevzuat niteliğindeki 233 sayılı KHK ile de; kamu kaynaklarını kullanmak suretiyle işletmecilik yapan genel ve katma bütçeli idarelerle, mahalli idarelere ait olan bazı kuruluşlar ve özellikle, belediyelerce kurulan ve giderek yaygınlaşma eğilimi gösteren belediye iktisadi teşebbüsleri (BİT) kapsam dışında bırakılmıştır. Ayrıca, KİT tanımına giren bazı kuruluşlar için istisna hükümleri getirilmek suretiyle kapsam daha da daraltılmıştır.
Arızî nedenlerle sermayesindeki kamu payı yüzde ellinin üzerine çıkmış olup, mevzuatta öngörülmüş olmasına karşılık, bağlı ortaklık statüsüne dönüştürülmemiş durumdaki iştirakler ile 4046 sayılı Kanuna göre özelleştirme programına alınan KİT’ler de KİT statüsünden farklı bir statüde yönetilmektedirler.
Öte yandan T. Telekom A.Ş., T.C. Ziraat Bankası, T. Halk Bankası A.Ş. ve T.Emlak Bankası A.Ş. (tasfiye edilmiştir), özelleştirilmeye hazırlanmalarını sağlayacak şekilde özel hukuk hükümlerine tabi devlet şirketi olarak yeniden yapılandırılmaları amacıyla KİT mevzuatı dışına çıkarılmışlardır.
Sermayelerinin yarıdan fazlası kamuya ait kuruluşların farklı mevzuat ve statülerde faaliyette bulunması, Devlet’in ekonomideki payının bir bütünlük içerisinde yönetilmesi, denetlenmesi ve değerlendirilmesine olanak vermemektedir.
-Özellikle özelleştirme amacına yönelik bir yaklaşım olarak kuruluşların müessese veya işletmelerinin, gerçek bir ihtiyaca dayanmadan anonim şirket haline getirilmesi suretiyle teşkilatın ve personel sayısının büyütüldüğü, bu tür şirketlerin bazılarında genel müdür kadrosuna genel müdür maaşı alınmasının sağlanmasına yönelik olarak sık sık atama yapıldığı gözlenmektedir. Bu tür şirketlerde yönetim ve denetim kurullarının, yasaların tanıdığı en üst sayıda üyeden oluşturulduğu, teşkilat yapısının gereksiz yere büyütüldüğü, bu durumun israfa neden olduğu görülmektedir.
-KİT’lerin kendilerine bağlı işletme ve müesseselerini, T. Ticaret Kanunu'nun 277 nci maddesinde öngörülen beş kurucu şartını yerine getirmek için, kendi üst düzey yöneticilerinden 4’ünün, sermayeye katılımını sağlayarak anonim şirket statüsüne dönüştürmelerinin çoğu kez kuruluşların gerçek bir ihtiyacından kaynaklanmadığı, yöneticilerin şirket sermayesine katılımı suretiyle oluşturulan anonim şirketlerde katılınan sermaye tutarlarının çok düşük olduğu, bu tutarların da kişilerden tüm haklarını ana kuruluşa devrettiğine dair taahhütname alınarak kuruluş tarafından ödendiği ve tüm haklarının kuruluş tarafından kullanıldığı, T.Ticaret Kanunu'nda öngörülen beş kurucu şartının gerçek anlamda yerine getirilmediği de tespit edilmiştir.
Esasen, 4046 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra işletme, müessese ve kuruluş düzeyinde özelleştirme yapılması imkanı sağlandığı için bunların anonim şirket yapılmalarına yasal bir gerek de kalmamıştır.
b) Öneriler :
-Kamu iktisadi teşebbüsleri, Anayasa’nın 165 inci maddesine paralel olarak sermayelerinin yarısından fazlası doğrudan veya dolaylı olarak Devlete ait kamu kurum ve kuruluşları ve ortaklıklarının tümünü kapsayacak şekilde yeniden tanımlanmalı ve KİT’lerle ilgili tüm düzenlemeler tek bir kanunda toplanmalıdır.
-Sermayesinin yarısından fazlası tek başına bir KİT’e ait olan şirketler 233 sayılı KHK’de bağlı ortaklık olarak tanımlanmasına karşın, sermayesinin yarısından fazlası birden fazla KİT’e ait olup faaliyetini tümüyle özel hukuk hükümlerine göre iştirak statüsünde sürdüren şirketlerin hukuki yapısının KİT mevzuatı ile uyumlu hale getirilmesi suretiyle mevzuata aykırı uygulamalara son verilmelidir.
-4046 sayılı Kanunun getirdiği imkanlar da dikkate alınarak özelleştirme maksadıyla sadece biçimsel anlamda anonim şirketler oluşturulması yerine, zorunluluk olmadıkça birimlerin mevcut durumlarıyla özelleştirilmesine gidilmeli, gereksiz harcamalara sebebiyet veren yönetim ve denetim kurullarının oluşturulmasından ve teşkilatın büyütülmesinden kaçınılmalıdır.
-Özelleştirme programında bulunmayan ve önceliği de olmayan KİT'lerin bünyesinde işletme veya müessese olarak faaliyet göstermekte iken, anonim şirket haline getirilen kuruluşların, tekrar eski statülerine dönüştürülmek suretiyle; T.Ticaret Kanunu ile 233 sayılı KHK'ye uygun düşmeyen yapıları sona erdirilmeli ve bu nedenle ortaya çıkan israfın önüne geçilmelidir.
2- Organizasyon ve yönetimle ilgili sorunlar ve öneriler:
a) Sorunlar :
-Ülkenin ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetleri üretmek üzere kurulan KİT’lerin kuruluş amaçlarından biri de, kuruldukları yörelerde ticareti canlandırmak ve sanayinin gelişmesine katkıda bulunmaktır. Hal böyle iken, zaman içinde KİT’lerin esas amaçları dışında gereksiz yere büyüdüğü görülmüştür. Bugün, birçok KİT’te esas çalışma konusunun yanı sıra, çeşitli yan imalatlar, personel taşımacılığı, kamp, misafirhane, sera, çiftlik, lokanta işletmeciliği, oto tamiri gibi özel teşebbüsün çok daha ucuza görebileceği iş ve hizmetlerin, kuruluşlar tarafından oluşturulan birimlerce yürütülmeye çalışıldığı, bu organizasyonların da geniş ve aşırı tutulduğu görülmektedir.
Zamanında bir ihtiyaçtan kaynaklandığı için kurulduğu halde, günümüzde dışardan daha ucuza sağlanacak hizmetlerin bünye içerisinde üretilmesi, fazla istihdama ve gereksiz maliyet artışlarına yol açtığı gibi, aynı zamanda özel sektörün çalışma alanını daraltarak, kuruluşların kuruldukları bölgenin sosyo-ekonomik yapısına olan katkılarını da azaltmaktadır.
KİT’lerde Yüksek Denetleme Kurulunca yıllardır ısrarla üzerinde durulmasına rağmen norm kadrolar belirlenmemiş ve istihdam edilen personelin nitelikleri saptanmamıştır. Bu durum, özellikle 1970 yılında, KİT’lerde çalışan idari ve teknik personelin mali haklarının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile ilgilendirilmesinden sonra, hiç bir bilimsel veriye dayanmaksızın personele parasal haklar sağlamaya yönelik olarak yeni birimler oluşturulmasına, kadro ve unvanlar ihdas edilmesine neden olmuştur. Gereksiz birim, kadro ve unvanlar, bir yandan özellikle merkez teşkilatında aşırı istihdama, personel dağılımında dengesizliğe diğer yandan da koordinasyonun aksamasına ve birimler arasında görev ve yetki çatışmalarına yol açmaktadır.
-Kuruluşlarından itibaren KİT’lerin “ekonomik gereklere göre özerk bir tarzda” yönetilmeleri gereği üzerinde önemle durulmasına ve bu husus mevzuatta da sürekli olarak yer almasına rağmen, uygulamada KİT yönetimlerine, özerklik ilkesiyle bağdaşmayan müdahalelerin yapılageldiği görülmektedir. Bu tespit KİT’lerin en önemli sorunlarından birini oluşturmaktadır.
-Mevzuatta yerinden yönetim ilkesine ağırlık verilmiş ve bu bağlamda, KİT’lerin mal ve hizmet üreten birimleri, tüzel kişiliği haiz müessese ve bağlı ortaklık statüsünde teşkilatlandırılmış olmakla birlikte, ana teşebbüslerin bu kuruluşlar üzerindeki merkeziyetçi uygulamalarının devam ettiği görülmektedir.
-Yönetim kurullarının oluşumunda, yasal gereklilik, gerekli bilgi birikimi ve deneyimin ön planda tutulması gerekmesine karşın, yönetim kurullarına yapılan üye atamalarında zaman zaman bu hususlara yeterince özen gösterilmemektedir.
Üst düzey yöneticilerin atanmalarında ve görev değişikliklerinde objektif kriterlere dayalı performans değerlendirmesine bir başka deyişle liyakate önem verilmemesi; kuruluşların misyon, vizyon, amaç, hedef, politika, faaliyet ve projelerin belirlenmesi, tehditler- fırsatlar, güçlü ve zayıf yanların ortaya konulması suretiyle yapılacak stratejik analizlere dayanılarak yönetilmelerine, bir başka deyişle performans yönetimine geçilmesine imkan vermemektedir.
b) Öneriler:
-Kuruluşların, kuruluş amaçları dışında ve modern işletmecilik ilkelerine aykırı olarak oluşturulan birimleri tasfiye edilerek, piyasadan daha ucuza sağlanabilecek yan ve destek hizmetler piyasa ekonomisi koşullarında dışarıdan sağlanmalı, her KİT’in organizasyon şeması, esas çalışma konusuna uygun şekilde ve bilimsel verilere dayalı olarak yeniden düzenlenmeli ve teşkilat yapısının, personele gereksiz özlük hakları ve unvanlar sağlamak amacıyla şekillendirilmesinden kaçınılmalıdır.
-KİT'lerin mevzuatta öngörüldüğü şekilde, tamamen ekonomik gereklere ve çağdaş işletmecilik tekniklerine göre, çalışmalarını engelleyici müdahalelerden uzak ve özerk bir tarzda yönetilmelerine imkan tanınmalı ve performans yönetimine geçilmelidir.
-Yerinden yönetim ve yetki devri ilkelerine önem verilmeli, öncelikle bağlı ortaklık ve müesseselere verilen yetkiler, doğrudan ve dolaylı olarak ana teşebbüsçe kullanılmamalıdır.
-Yönetim kurulları ve diğer üst düzey yöneticilerinin atanmalarında, yasal usul ve esaslara uyulmalı, bilgi ve deneyime yeterli özen gösterilmeli, atama, görevlendirme ve görevden almada objektif ölçütlere göre değerlendirilen performans esas alınmalıdır.
3- Denetimle ilgili sorunlar ve öneriler:
a) Sorunlar:
-KİT’lerin, klasik devlet dairelerinden farklı olarak, iktisadi alanda ticari esaslara göre yönetilmeleri gereği, bunların denetimlerinin de klasik mali denetimden farklı olarak bünyelerine uygun özel bir yöntemle denetlenmelerini zorunlu kılmıştır. Bu nedenle KİT’ler verimlilik, etkinlik ve tutumluluk ilkelerine göre çalışmalarını sağlamak üzere 1938 yılında kurulan Yüksek Denetleme Kurulunun mali, idari ve teknik yönden denetimine tabi tutulmuşlardır.
Ancak, kuruldukları yıllardan itibaren, kamu iktisadi teşebbüsleri ile ilgili olarak yapılan yasal düzenlemelerde, KİT tanımı ve kapsamında birlik sağlanamamıştır. KİT’lerin tanımı ve kapsamındaki faklılıklar doğal olarak bunların denetimlerine de yansımaktadır.
İlk kez 1982 Anayasası’nda KİT’lerin sadece TBMM’nin denetimine tabi olduğunun belirtilmesiyle yetinilmeyerek, KİT’lerin bir tanımlaması da yapılmıştır. Anayasa’da yer alan kamu iktisadi teşebbüsü tanımı ile Kamu İktisadi Teşebbüslerinin ve Fonların TBMM’ce Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında 3346 sayılı Kanunda ve Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında 233 sayılı KHK’de yer alan KİT tanımları arasında farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle 3346 sayılı Kanun gereği TBMM’nin denetimine giren bazı kuruluşlar, YDK denetimi dışında kalmıştır. Denetim dışında kalan bu kuruluşların denetimi, KİT Komisyonu’nca alınan bir karar üzerine Başbakanlığın görevlendirmesi ile YDK’ya verilmek suretiyle, 3346 sayılı Kanun gereği TBMM’nin denetimine tabi olan KİT’lerin aynı zamanda YDK’nın denetimine de tabi olması sağlanmıştır. Bununla birlikte, sermayesinin yarıdan fazlası kamuya ait olan bazı kuruluşlar (T.C. Merkez Bankası, mahalli idarelerin ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ödenmiş sermayesinin yarısından fazlasını sağladıkları kurumlar ile bu kurumların ödenmiş sermayesinin yarısından fazlasını sağladıkları kurumlar) 3346 sayılı Kanun’la TBMM’nin denetimi dışında tutulurken, bazı kuruluşlar da (Atatürk Orman Çiftliği, T.C. Merkez Bankası, Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası (Türkiye Kalkınma Bankasına dönüştürülmüştür), İller Bankası Genel Müdürlüğü ile İl Özel İdareleri ve Belediyelerin sermayelerinin yarısından fazlasına tek başına veya birlikte sahip oldukları iktisadi teşebbüsler 233 sayılı KHK’nin kapsamı dışında tutulmuşlardır. Ancak 3346 sayılı Kanun gereği, TC Merkez Bankası ve mahalli idarelerin ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ödenmiş sermayesinin yarısından fazlasını sağladıkları kurumlar ile bu kurumların ödenmiş sermayesinin yarısından fazlasını sağladıkları kurumlar dışındaki kuruluşların, TBMM KİT Komisyonunun ve Yüksek Denetleme Kurulunun denetimine tabi olması gerekmektedir.
233 sayılı KHK’nın kapsamı dışında tutulan kuruluşlardan Atatürk Orman Çiftliği ve T. Kalkınma Bankası kendi özel kanunları ile; MTA, EİEİ ve İller Bankası ise TBMM KİT Komisyonu’nun kararı ile Yüksek Denetleme Kurulunun denetimine tabi tutulmuşlardır.
Son olarak 15.11.2000 tarihinde çıkarılan 4603 sayılı Kanunla T.C.Ziraat Bankası, T.Halk Bankası A.Ş. ve T. Emlak Bankası A.Ş. de YDK ve TBMM’nin denetimi dışına çıkarılarak, bu kuruluşların denetiminin bağımsız denetim kuruluşlarınca yapılması, denetim sonuçlarının kendi genel kurullarına sunulması esası getirilmiştir. KİT’lerin Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesini zorunlu kılan Anayasa’nın 165 inci maddesine aykırı olan bu düzenleme, 03.07.2001 tarih ve 24451 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4684 sayılı Kanunla iptal edilerek kamu bankalarının yeniden TBMM’nin denetimine tabi olması sağlanmıştır.
3332 sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulu’nun 17.6.1987 tarih ve 87/11914 sayılı kararı ile Devlet Yatırım Bankası’nın yeniden düzenlenmesi suretiyle kurulan T.İhracat Kredi Bankası A.Ş. (EXİMBANK)’nin sermayesinin en az %51’inin Hazine’ye ait olması öngörülmüş olması nedeniyle, Anayasa ve 3346 sayılı Kanun gereğince TBMM’nin denetimine tabi olması gerekmektedir. Ancak söz konusu Banka, TBMM’ce denetlenmediği gibi YDK’nın denetimine de tabi bulunmamaktadır.
-3346 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesi gereğince genel kurulları T.Ticaret Kanunu'na veya özel kanunlarına tabi şirket ve kurumların bilanço ve netice hesaplarının ibra edilmesi veya edilmemesi hususunda TBMM Genel Kurulunda karar verilmemekte, bu raporlar sadece genel görüşme konusu yapılmaktadır. Özelleştirme programında bulunan kuruluşlar ile müessese ve işletmelerini bağlı ortaklık statüsüne dönüştüren KİT'lerde diğer ortakların paylarının çok düşük olması nedeniyle ana kuruluşun genel kurullarda tek kişi ile temsil edilmesi, daha önce TBMM'de olan ibra etme veya etmeme yetkisinin sermayeye hakim olan kuruluşa geçmesine neden olmaktadır.
-İbra edilmeyen KİT yönetim kurulları hakkında genel hükümlere göre adlî kovuşturma veya işlem yapılması yanında, idarî olarak nasıl bir işlem yapılacağı konusu yasalarla düzenlenmemiş olduğundan bunlarla ilgili idari bir işlem yapılmamaktadır.
-Bir ihtisas kuruluşu olan Yüksek Denetleme Kurulunun yıllık denetim raporlarında yer alan, KİT’lerin ekonomik gereklere göre daha verimlilik, etkinlik ve tutumluluk (VET) ilkelerine göre çalışmalarını sağlamaya yönelik önerilerinden uygulamada yeterince yararlanılmadığı görülmektedir.
-Yüksek Denetleme Kurulu denetim raporları hizmete özel gizlilik derecesi taşıması nedeniyle kamuya açıklanamamaktadır.
-Yüksek Denetleme Kurulu raporlarında yer alan ve ilgili bakanlıklarca yerine getirilmesi gereken çeşitli konularla ilgili soruşturma ve inceleme isteklerinin yerine getirilmesi zaman zaman gecikmekte ve gereğince sonuçlandırılmamaktadır.
-233 sayılı KHK ile, kuruluşların ilgili oldukları bakanlıklara verilen gözetim ve denetim yetkisinin, kuruluşların görev ve yetkilerini daraltmayacak ve normal faaliyetlerini aksatmayacak şekilde kullanılması öngörülmüş olmasına karşın, tatbikatta kuruluşların ekonomik gereklere göre çalışmasını engelleyici müdahalelere sık sık rastlanmaktadır.
b) Öneriler :
-Anayasanın 165 inci maddesinde tanımlanan tüm kamu iktisadi teşebbüslerinin(sermayesinin yarısından fazlası doğrudan doğruya veya dolaylı olarak devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıkları), il özel idareleri ve belediyelerin sermayelerinin yarısından fazlasına tek başına veya birlikte sahip oldukları iktisadi teşebbüsler ile EXİMBANK ve denetim dışındaki bazı fonların, TBMM’nin ve Yüksek Denetleme Kurulunun denetimine tabi olması sağlanarak bu konudaki istisnai uygulamalardan kaçınılmalıdır.
-KİT bünyesinde işletme veya müessese olarak faaliyet göstermekte iken, gerçek bir ihtiyaçtan kaynaklanmadığı halde bağlı ortaklık haline getirilen kuruluşların, tekrar eski statülerine dönüştürülmek suretiyle; T.Ticaret Kanunu ile 233 sayılı KHK'ye uygun düşmeyen yapıları sona erdirilerek TBMM'ce aklanmalarına veya aklanmamalarına imkan sağlanmalıdır.
-TBMM tarafından denetiminde ibra edilmeyen KİT yönetim kurulları hakkında genel hükümlere göre adli kovuşturma veya işlem yapılması yanında idarî olarak yapılması gerekli işlemler ve ibra edilmeme şartlarının tespit edilmesi konusunda da yasal düzenlemelere gidilmelidir.
-Yüksek Denetleme Kurulu raporlarında yer alan ve KİT’lerin faaliyetlerini yasal ve ekonomik gerekler, verimlilik, etkinlik ve tutumluluk (VET) ilkelerine uygun bir tarzda sürdürmelerine yönelik önerilerin gereğince değerlendirilmesi konusunda etkin önlemler alınmalıdır.
-Hesap verme sorumluluğu ve şeffaflığın bir gereği olarak Yüksek Denetleme Kurulu denetim raporlarının kamuya açıklanmasıyla ilgili mevzuat düzenlemeleri yapılmalıdır.
-Yüksek Denetleme Kurulu tarafından yapılan denetimler sonucu düzenlenen raporlarda yer alan ve ilgili bakanlıklarca yapılması istenen soruşturma ve incelemelerin, konuların güncelliği kaybolmadan süratle sonuçlandırılması sağlanmalıdır.
-İlgili bakanlıkların KİT’ler üzerindeki denetim ve gözetim yetkilerinin, bu kuruluşların görev ve yetkilerini daraltmayacak ve normal faaliyetlerini aksatmayacak şekilde kullanılmasına özen gösterilmelidir.
4-İstihdamla ilgili sorunlar ve öneriler :
a) Sorunlar :
-KİT’lerde değişik statülerde personel çalıştırılması ile işçi, memur-sözleşmeli personel ayrımının tam olarak yapılmamış olması ve 399 sayılı KHK ile belirlenen görevlerde 1475 sayılı İş Kanunu’na tabi personel çalıştırılmasının önlenememiş olmasının sonucu olarak aynı ve benzer nitelikteki hizmetlerin değişik statülerde çalışan personele gördürülmesi dolayısıyla çalışanlara değişik mali ve sosyal imkanlar sağlanması, personel arasında ayırım yaratmakta ve verimliliği olumsuz yönde etkilemektedir.
-Kuruluşların organizasyon yapılarının ekonomik gereklere ve faaliyet amaçlarına uygun düşmeyen bir nitelik arz etmesi ve sık sık değişikliğe uğraması, kadroların değişmesine neden olmakta, bu durum ise personel yönetimi üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır. Ekonomik gereklere uygun düşmeyen ve kuruluşların yönetimlerince herhangi bilimsel gerekçesi olmadan ve hatta işin gereklerine bile uygun olmayan şekilde sık sık değiştirilen organizasyon yapıları içindeki kadrolara ve unvanlı görevlere terfian yapılan atamalar sübjektif değerlendirmelere açık olmaktadır. Bir çok kuruluşta görevde yükselme esaslarını düzenleyen iç mevzuatın bulunmayışı, bulunsa bile istisna hükümlerinin normal hükümlerden daha çok uygulanması sonucu, unvanlı terfilerde görevin ve personelin niteliği yerine, genellikle kişisel değerlendirmeler ön plana geçmektedir. Liyakat esasına aykırılık teşkil eden bu uygulamalar sonucu ayrıca, kimi kuruluşlarda personelin önemli bir kısmının orta ve alt düzey yönetim kadrolarında toplandığı üst yönetim kadrolarına atamaların kuruluşların dışından yapıldığı görülmektedir. Yine çalışan personel için liyakat esasına uyulmadan yapılan bu uygulamalar iş barışını da bozan bir etki yapmaktadır.
-Bilimsel yöntemlerle hazırlanmış norm kadroların bulunmaması; personel ihtiyacının isabetli bir şekilde tespitini ve işin niteliğine uygun eleman seçimini güçleştirmekte, mevcut kadroların ihtiyaca göre dağılımını da olumsuz yönde etkilemektedir. Tüm kamu kesiminde norm kadroların tespiti yönünde 2001 yılında başlatılan ve bir çalışma takvimine bağlanan çalışmaların gereği gibi tamamlanması ve uygulamaya koyulması yararlı olacaktır.
-İş değerlendirmesine dayalı bir ücret sisteminin olmayışı, personel giderleri ile üretim tutarı arasında sağlıklı bir ilişkinin kurulmasını önlemektedir. KİT’lerde çalışan tüm personel için, seyyanen verilen zamlar dışında başkaca bir değerlendirmeye yer verilmemesi ve toplu iş sözleşmelerinde seyyanen yapılan zamların ağırlık kazanması ücret dengesini ve verimliliği olumsuz yönde etkilemektedir.
-1984 yılından itibaren uygulanan ülke ekonomisi içindeki kamu payının küçültülmesine yönelik politikaların bir sonucu olarak kuruluşların bir kısım tesislerinde ortaya çıkan ihtiyaç fazlası personelin gerekli olan yerlere naklinde karşılaşılan güçlükler ve personel alımına getirilen kısıtlamalar nedeniyle; süreklilik arz eden işlerde geçici işçilerin daimi olarak istihdamı, yine sürekli işlerde ve bürolarda taşeron işçilerin çalıştırılması uygulaması yaygınlaştırılmıştır. Tamamen mevzuat dışı olan bu uygulama sonucunda, müteahhit işçilerin toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlanmak amacıyla açtıkları davaları kazanmaları ile ödenen tazminatlar da kuruluşlara ek yükler getirmektedir.
-Özelleştirme kapsamına alınan kuruluşlarda, özelleştirme işlemlerinin uzaması personel üzerinde olumsuz etkiler bırakarak, verimliliğin ve iş disiplininin menfi yönde etkilenmesine neden olabilmektedir. Yine özelleştirme kapsamındaki kuruluşlarda personelin mali hakları yanında, atama ve terfilerinin genel uygulama dışında olması bu kuruluşlar açısından sorunları da beraberinde getirmektedir. Bunun yanında ihtiyaç fazlası olarak başka kuruluşlara nakli öngörülen personelin gerek tespitinde gerekse atamasında ortaya çıkan farklı uygulamalar ve aksaklıklar personeli olumsuz yönde etkilemekte ve zaman zaman mağdur olmalarına neden olmaktadır.
-Çok sık değiştirilen yönetim kademesi, yönetim performansını düşürmekte ve kuruluşların idari ve mali yapılarını olumsuz yönde etkilemektedir. Yine Müessese ve işletme statülerinin Şirket statüsüne dönüştürülmesi ise yeni yönetim organlarının oluşumunu gerektirmekte, bu yapısal değişimde yeni maliyetleri beraberinde getirmektedir.
-Hizmet içi eğitim faaliyetlerine ve eğitim faaliyetlerinin sonuçlarının değerlendirilmesine gereken önem verilmemektedir.
-1475 sayılı İş Kanunu’nun 2320 sayılı Kanun’la değişik 14 üncü maddesi gereğince özel bir kanunla düzenlenmesi öngörülen “Kıdem Tazminatı Fonu”nun tesis edilmemiş olması kuruluşların mali yönden sıkıntıya düşmelerinde etkin olmaktadır.
b) Öneriler :
-KİT’lerin tamamına uygulanmak üzere, karlılık ve verimlilik prensiplerine uygun teşvik edici, işgücü planlamasına, liyakat ve eğitime önem veren bir personel rejimi düzenlenerek işçi-memur-sözleşmeli personel ayrımı ve kapsamı açık ve net olarak belirlenmeli; 399 sayılı KHK ile belirlenen görevlerde 1475 sayılı İş Kanunu’na tabi personel istihdamını önleyici tedbirler alınmalıdır.
-Kuruluşların modern işletmecilik ilkelerine uygun bir şekilde teşkilatlanmaları sağlanmalı; faaliyet amacına ve ihtiyaca uygun düşmeyen organizasyon ve kadro değişikliklerinden kaçınılmalıdır. Kuruluşlarda görevde yükselme esaslarını düzenleyen iç mevzuat hazırlanarak, terfian yapılan atamalarda istisna uygulamalarından kaçınılmalı; üst düzey görevlere yapılacak atamalar liyakat esasına göre ve kuruluş personeli arasından gerçekleştirilmelidir.
-KİT'lerde ve diğer kamu kuruluşlarında, bilimsel esaslara dayalı norm kadroları tespit etmek üzere başlatılmış olan çalışmalar etkinlikle sürdürülerek belirlenen çalışma takvimi içinde sonuçlandırılmalı ve uygulamaya konulmalı; faaliyetlerin en uygun sayı ve nitelikte personelle yürütülmesi sağlanmalıdır.
-Personel ücret politikası, yapılacak iş değerlemesi sonuçlarına göre belirlenmeli, özellikle aynı ya da benzer işi yapan personel arasındaki ücret farklılıkları giderilerek dengeli ve teşvik edici bir ücret sistemi oluşturulmalı; toplu iş sözleşmelerinde, ücret artışlarının seyyanen zamlarla belirlenmesi yerine, üretim ve verimlilikle ilgilendirilmek suretiyle dengeli bir şekilde yapılması yönünde gerekli düzenlemelere gidilmelidir.
-Personel alımına yönelik kısıtlamalar, özellikle üretim hattında çalışan kalifiye personel ihtiyacını karşılamaya imkan verecek şekilde düzenlenmeli, daimi kadrolarda geçici işçi, süreklilik arz eden işlerde (yardımcı hizmetler hariç) ve bürolarda taşeron işçilerin çalıştırılması uygulamasına son verilmelidir.
-Kuruluşların özelleştirme kapsamına alınmasında ve özelleştirme işlemlerinin yürütülmesinde iş disiplinini ve verimliliği olumsuz yönde etkilemeyecek düzenlemeler yapılmalı, özelleştirme işlemlerinin ve kapsama alınacak kuruluşların makul bir zaman diliminde özelleştirilebilir nitelikte olmasına daha fazla özen gösterilmelidir. Yine yıllardır özelleştirilemeyen veya özelleştirme imkanı olmayan kuruluşların özelleştirme programından çıkarılması suretiyle, özelleştirmenin gerçekleştirilmemesinden dolayı oluşan belirsizliklerin personel üzerindeki olumsuz etkisinin ortadan kaldırılması, yanında özelleştirme kapsamındaki kuruluşların personel atama, terfi ve diğer özlük hakları ile birlikte mali hakları konusunda getirilen tüm ayrıcalıklar kaldırılarak, genel uygulama içinde tutulmalıdır. Bunun yanında ihtiyaç fazlası personelin tespitinde objektif davranılmalı ve nakillerinde de gerek unvan gerekse de mali yönden mağdur olmaları önlenmelidir.
-Yönetici kadrolarında istikrar sağlanmalı, üretim verimliliğine olumsuz etkisi olan nitelikli personel açığının kapatılması yanında, üretime ve verimliliğe katkısı olmayan personelin ihtiyaç duyulan başka birim ve kuruluşlarda değerlendirilmesi koşulları aranmalıdır.
-Hizmet içi eğitim faaliyetlerine önem verilerek, personel verimini artırıcı tedbirler alınmalıdır.
-1475 sayılı İş Kanunu’nun 14 üncü maddesinde, özel bir kanunla düzenlenmesi öngörülen “Kıdem Tazminatı Fonu”nun kurulması sağlanmalıdır.
5-Mali durum ile ilgili sorunlar ve öneriler :
a) Sorunlar :
-KİT’lerin kullandığı kaynaklar içinde öz kaynaklar oranının giderek azalması sonucu işletme sermayesinin dışında bağlı değerlerin bir kısmının da yabancı kaynaklarla karşılanmak zorunda kalınması finansman yüklerinin giderek artmasına neden olmaktadır.
KİT ürünlerinde yapılan fiyat ayarlamaları ve sermaye ödemeleri finansman açısından olumlu katkı sağlamış olmasına karşılık, bazı KİT’lerin finansman sorunlarının giderilmesi ve mali durumlarının düzeltilmesi yönünde kalıcı bir çözüm getirilememiştir. Özellikle TTK ve TCDD gibi kuruluşlarda, sağlanan kaynaklar dönem zararlarının etkisiyle kısa bir süre sonra tüketilmektedir.
Destekleme alımı yapmakla görevlendirilen KİT’lerin ihtiyaç duydukları finansmanın yeterince sağlanamaması ve bu görevlerden doğan zararlara ilişkin alacakların Hazineden zamanında tahsil edilememesi, bu kuruluşların mali yapılarını olumsuz yönde etkilemektedir.
-KİT’lere tahsis edilen sermayenin, verilen görevlere göre yetersiz kalması ve taahhüt edilen sermayenin de zamanında ödenmemesi nedenleriyle, kısa ve uzun vadeli kaynak ihtiyacının yüksek faizli ticari banka kredileriyle karşılanması, kuruluşları kaçınılmaz olarak mali darboğazlara sürüklemektedir.
KİT’lerin alacaklarının tahsilindeki gecikmeler ve takiplerde yeterli etkinliğin sağlanamaması, finansman yükünün artmasının başka bir nedenini teşkil etmektedir.
Diğer taraftan KİT’lerde ekonomik gereklere uygun bir stok politikasının geliştirilmemiş olmasının yanı sıra zaten kıt olan kaynakların hareket görmeyen stoklara bağlanması, stoka yönelik üretim yapılması finansman yükünü arttırmakta, dolayısıyla mali yapının bozulmasına neden olmaktadır.
-Aşırı istihdam nedeniyle kuruluşlar yüksek maliyetle çalışmak zorunda kaldıklarından, bu durum mali durumu olumsuz yönde etkilemektedir. Diğer taraftan nitelikli personel yetersizliği nedeniyle işletme verimliliğinin düşmesi de kaynak yaratılması imkanlarını önemli ölçüde sınırlandırmaktadır.
-Özellikle destekleme alımı görevi verilmiş kuruluşlarda, gerçek bir ihtiyaca dayanmamasına rağmen alımların gerçekleştirilmesi, varlıklar içerisinde stokların payının artmasına neden olurken, genel olarak finansman yetersizliği olan ve maliyeti yüksek yabancı kaynak kullanan KİT’lerde karlılığı olumsuz yönde etkilemektedir.
b) Öneriler :
-Destekleme alımı yapmakla görevli kuruluşlara kampanya dönemlerinde gerekli finansman zamanında sağlanmalı ve kuruluşların görev zararlarından doğan alacakları Hazinece zamanında ödenmelidir.
-Kuruluşların ödenmemiş sermayelerinin ödenmesi, alacaklarının zamanın tahsil edilmesi sağlanmalı ve yüksek maliyetli stok birikimlerinin önlenmesi hususlarında etkin tedbirler uygulamaya konulmalıdır.
-Kuruluşların kârlılık ve verimliliğini olumsuz yönde etkileyen aşırı istihdamın önlenmesine yönelik tedbirler alınmalıdır.
-Destekleme alımı görevi verilmiş kuruluşlarda finansman sorununun çözümüne yönelik tedbirler alınmalıdır.
6-İşletme çalışmaları ile ilgili sorunlar ve öneriler :
a) Alımlar ve stoklarla ilgili sorunlar ve öneriler :
aa) Sorunlar :
-Kuruluşların faaliyet hacmindeki ve piyasa şartlarındaki değişikliklere paralel olarak, alım yönetmelik, şartname ve sözleşmeleri ile alım organizasyonlarında gerekli düzenlemelerin yapılamaması, alımların aksamasına neden olmakta ve bunun sonucunda ise tedarik maliyetleri artmaktadır.
-Alım programlarının objektif verilere dayalı olarak yapılmaması veya üretim programındaki değişikliklerin alım programlarına yansıtılmaması nedeniyle zaman zaman ödeneksiz harcamada bulunulduğu, bazı ek ödenek alımı ve ödenek aktarmalarının ise harcamadan sonra, hatta takip eden yılda yapıldığı görülmektedir.
-Alımlarla ilgili yönetmelik, şartname ve sözleşmeler arasında farklılıklar olması, malın teslimi sırasında ortaya çıkan anlaşmazlıkların çözümünü geciktirmekte, bu durum da zaten kaynak sıkıntısı çeken kuruluşların maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır.
-Yeterli piyasa araştırması ve duyurusu yapılmadan gerçekleştirilen alımlar, rekabet ortamında uygun fiyat oluşumunu olumsuz olarak etkilediği gibi kuruluşların, belirli firmaların ürün ve hizmetlerine bağlı kalmalarına neden olabilmektedir.
-Kuruluşların, organizasyon eksikliğinin yanı sıra içinde bulundukları finansman darboğazı, toplu alım avantajını ortadan kaldırdığı gibi, üretimde de aksamalara yol açabilmektedir.
-Kuruluşların ihtiyacı olan stok kontrol sistemlerinin bir çok KİT’de kurulamamış olması nedeniyle alım ihtiyaçlarının zamanında tespit edilememesi ve alım prosedürünün zamanında başlatılamaması, alımların ihtiyaç duyulan sürede neticelendirilmesini engellemekte, acil durumlarda gerçekleştirilen ekonomik olmayan alımlar ise maliyetleri olumsuz yönde etkilemektedir.
Etkin ve sağlıklı bir alım politikasının oluşabilmesi için kuruluşlarda tedarik hizmetlerinin, farklı birimler yerine bu konuda uzmanlaşmış olan bir daire başkanlığı tarafından yerine getirilmesi hizmet kalitesi açısından gereklilik arzetmektedir.
-KİT’ler arasında gerekli koordinasyonun sağlanamamış olması ve etkin stok kontrol sistemlerinin tamamlanamamış bulunması; kuruluşlar arası işbirliğini güçleştirmektedir. Bazı kuruluşlarda yıllardır hareket görmeyen ihtiyaç fazlası malzemelerin, ihtiyacı olan diğer kuruluşlara gönderilerek değerlendirilmesi imkanı sağlanamamaktadır.
-İşletmecilik esasları dışındaki kriterlerle belirlenen ve yıllarca kontrolsüz biçimde sürdürülen destekleme alımları nedeniyle oluşan stoklar, ekonomik olarak değerlendirilme imkanı olmaksızın, büyük stok maliyetlerinin oluşmasına neden olmaktadır.
-Piyasaların özellikle uluslar arası mal piyasalarının çok iyi izlenememesi ve elektronik ticaretten gereği kadar yararlanılamaması sonucunda dış alımların gerçekleştirilmesinde çeşitli sıkıntılar yaşanmaktadır.
ab) Öneriler :
-Kuruluşların alım sürecindeki aksamalardan kaynaklanan maliyet artışlarından ve üretim darboğazlarından kurtarılabilmesi için, piyasalardaki gelişmelerin yakından takip edilerek mevcut yönetmelik ve organizasyon yapıları kuruluşların ihtiyacına göre düzenlenmelidir.
-İşletme bütçelerinin ve alım ödeneklerinin kontrol fonksiyonunu yerine getirebilmesi için alım programlarının sağlam verilere dayalı olarak hazırlanmasının yanı sıra, üretim programındaki değişikliklerin alım programlarına yansıtılması ve yıl içindeki ödenek kullanımları yakından takip edilerek, ödenek aşımları veya ödeneksiz harcama yapılmamalıdır.
-Alım şartname ve sözleşmeleri yönetmeliklere uygun olarak ve ihtiyaç belirten birimlerle koordineli olarak hazırlanmalı, alım sürecinde yönetmelik, şartname ve sözleşmeler arasındaki farklılıklar nedeniyle ortaya çıkan belirsizlikler ortadan kaldırılmalı; ilgili birimlerce hazırlanmakta olan teknik şartnameler satıcı firmalarla defalarca yazışmaya neden olmayacak şekilde açık ve detaylı olarak oluşturulmalıdır.
-Alımlarda yeterli piyasa araştırması yapılmalı ve ihalelere mümkün olan en çok satıcının katılımını sağlamaya yönelik olarak satıcı portföyü oluşturulmalı, rekabet koşullarını engelleyici uygulamalardan kaçınılmasına yönelik olarak, gerek ihale yöntemi gerekse ihale sonrası işlemlerde tüm önlemler alınmalıdır.
-Toplu alımların avantajından faydalanılabilmesi için kuruluşların alım için ihtiyaç duydukları finansman zamanında temin edilmelidir.
-Kuruluşlarda etkin stok kontrol sistemleri kurulmak suretiyle, ihtiyaçlar zamanında tespit edilmeli, alım prosedürü zamanında başlatılarak, hammadde yokluğuna bağlı üretim duruşlarına meydan verilmemesi sağlanmalıdır.
-Önceki yıllarda gerçekleştirilen ve bir kısmı mükerrer nitelikteki alımlardan kaynaklanan ve kullanım alanı olmayan stokların, başta stok maliyetleri olmak üzere sürekli olarak artan stoklama giderlerine neden olduğu hususlar da dikkate alınarak, atıl durumdaki stoklar bir an önce değerlendirilmeli; etkin stok kontrol sistemlerinin KİT’ler arasında koordinasyon sağlanacak şekilde kullanılması suretiyle, başta ilk madde ve malzeme stokları olmak üzere diğer KİT’lerin ellerinde bulunan hareket görmeyen stokların değerlendirilmesine çalışılmalıdır.
-Üretim-satış dengesi kurulmadan işletmecilik esasları dışında kriterlerle belirlenen ve yıllarca kontrolsüz biçimde uygulanan destekleme alımları nedeniyle yığılan mamul stokların önlenebilmesine yönelik olarak stok birikimine neden olmayacak biçimde bir alım programı uygulanmalı ve uygulanan programlardan taviz verilmemelidir.
-Kuruluşların dış ticaret servislerinde, yabancı dil donanımlı ve uluslar arası ticaret konusunda eğitimli nitelikli personel istihdam edilmelidir.
b) Üretimle ilgili sorunlar ve öneriler:
ba) Sorunlar :
-İthal ikamesi politikasına göre kurulan ve diğer ülkeler karşısında mukayeseli üstünlüğü olmayan ürünleri üreten, tesislerinin önemli bir bölümü teknolojik bakımdan eski olan ve uzun yıllardan bu yana genel olarak modernizasyon yatırımları yapılmayan KİT’ler, 1980’li yıllardan sonra dışa açılan ekonomide, gümrük birliği sürecinin de etkisiyle, serbest piyasa koşullarında rekabet edebilir kalite ve maliyette ürün üretememekte, özellikle ithal ürünlerle rekabet edememektedirler. Kuruluş aşamasında yapılan fizibilite hataları, kuruluş yeri tercihlerinin ekonomik gereklere uygun olmaması, yatırım kararı ve teknoloji transferlerinde yapılan yanlışlıklar ile yatırım süresinin çok uzaması gibi etkenler de rekabet gücü zayıf tesislerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.
-Özelleştirme kapsam ve programına alınan KİT’lerde, özelleştirme sürecinin uzaması nedeniyle ortaya çıkan yetişmiş personel kaybı, çalışanlarda işi benimseme eksikliği, kısa sürede getiri sağlayacak küçük idame yatırımlarının yapılmaması vb. sorunlar, kapasite kullanımından, ürünün kalitesine kadar üretimin her aşamasını olumsuz yönde etkilemektedir.
-Özelleştirme kapsam veya programına alınmayan KİT’lerde finansman darboğazı nedeniyle modernizasyon yatırımları bir yana yeterli idame yatırımları dahi yapılamamakta, yatırım eksikliği ürünün kalite ve maliyetlerini olumsuz yönde etkileyerek rekabet imkanını azaltmaktadır
-KİT’lerde araştırma-geliştirme faaliyetlerine yeterince kaynak ayrılmamış, dizayn mühendisliği, üretim planlaması, kalite kontrol, sistem analizi, değer analizi vb. verimi artıracak tekniklerle ürün geliştirme konularında yeterli gelişme sağlanamamıştır. Teknoloji geliştiremeyen ve know-how üretemeyen KİT’lerin, teknolojilerini sürekli olarak geliştiren şirketlerle serbest piyasa koşullarında rekabet imkanı giderek azalmaktadır.
-Çevre konusunun yeterince önemsenmediği yıllarda faaliyete geçen kuruluşların çevre kirliliğini önleyici tesislerinin olmaması, daha sonra yapılan arıtma tesislerinin bazılarının yetersiz olması veya kirlilik yükünün değişmesi gibi nedenlerle atık su ve baca gazlarıyla çevreyi kirletmektedirler.
-Türkiye’nin giderek artan elektrik enerjisi ihtiyacının karşılanması amacıyla, özel sermayenin katkısının sağlanması için “yap-işlet-devret”, “yap-işlet” ve “işletme hakkı devri” gibi yeni modeller geliştirilmiş, ancak bu modellerde yaşanan ve hala devam eden hukuki sorunlar nedeniyle özel sektör katkısı beklenen seviyede olmamış ve enerji üretiminde ağırlık Kamu kuruluşlarında kalmıştır. Elektrik enerjisi sektörüne tahsis edilen kaynakların yetersizliği ve yaratılan kaynakların önemli bir bölümünün özel üretici kuruluşlardan yüksek fiyatla alınan enerji için harcanması, üretimin ve üretim kapasitesinin artırılması hususunda darboğaz yaratmaktadır.
bb) Öneriler :
-Özellikle gümrük birliği sonrasında daha da gelişen serbest piyasa koşullarında kârlı ve verimli çalışma olanağı bulunmayan, eski teknolojili, küçük ölçekli, üretim ve pazarlama sorunları olan, sosyal ve ekonomik etkinliğini yitirmiş işletmeler hakkında 4046 sayılı Kanun’un 3/e maddesi uygulanmalıdır.
-Özelleştirme kapsam ve programına alınan KİT’lerin en kısa sürede özelleştirilmesi sağlanarak, özelleştirme çalışmalarının uzaması nedeniyle sorunların ağırlaşmasına yol açılmamalı, özelleştirme işlemlerinin uzadığı olgusu da dikkate alınarak, ürünün kalite ve maliyetini olumlu yönde etkileyerek kısa sürede getiri sağlayacak idame yatırımlarının gerçekleştirilmesine çalışılmalıdır.
-Kamu işletmesi olarak faaliyetlerini sürdürmesinde yarar görülen, özelleştirme kapsamına alınmamış ve yatırım yapılması durumunda pazarda rekabet etme şansı bulunan kuruluşlara ait tesisler, bir program dahilinde ve bir an önce modernizasyona tabi tutulmalı, teknolojik iyileştirmeleri yapılmalı, iç ve dış pazarlarda rekabet edebilir bir yapıya kavuşturulmalıdır.
-KİT’lerde araştırma ve geliştirme çalışmaları için yeterli kaynak sağlanmalı, tüketici tercihlerine uygun ürünlerin, rekabet edebilir kalite ve maliyetle üretilmesi olanakları araştırılmalı, verimliliği artırıcı çalışmalara ağırlık verilmelidir.
-Atık su, baca gazı ve diğer atıklarıyla, “Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği”, “Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği” ve diğer ilgili yönetmeliklerde öngörülen limitlerin üstünde kirlilik yaratan tesislerin çevreye olan olumsuz etkilerinin giderilmesi amacıyla gerekli yatırımlar yapılmalıdır.
-Mevcut elektrik santrallerinin üretim artışını amaçlayan rehabilitasyon çalışmaları hızlandırılmalı, santrallere yeterli miktar ve öngörülen kalitede kömür verilmeli, santrallerde çevre sorunlarını önleyici yatırımlar yapılmalı ve yatırımlar için yeterli miktarda kaynak ayrılmalıdır.
c) Mali kuruluşlarla ilgili sorunlar ve öneriler :
ca) Sorunlar :
-25.11.2000 tarih ve 24241 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4603 sayılı T.C.Ziraat Bankası, T.Halk Bankası A.Ş. ve T.Emlak Bankası A.Ş. Hakkında Kanun ile kamu bankalarının çağdaş bankacılığın ve uluslar arası rekabetin gereklerine göre çalışmaları ve özelleştirmeye hazırlanmalarını sağlayacak şekilde idari ve mali yönden yeniden yapılandırmaları amaçlanmıştır.
4640 sayılı 2001 Mali Yılı Bütçe Kanunu’nda Değişiklik Yapılması Hakkında kanunla kamu bankalarının sermayeleri arttırılmış, görev zararları karşılığında Devlet İç Borçlanma Senedi verilerek görev zararı tasfiye edilmiş ve kamu bankalarının finansal açıdan yeniden yapılandırılmaları tamamlanmıştır.
3.7.2001 tarih ve 24451 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4684 sayılı Kanun kapsamında; T.Emlak Bankası, önce T.C.Ziraat Bankası’na devredilmiş, daha sonra Emlak Bankası’nın 96 şubesi 12.10.2001 tarihinde T.Halk Bankası A.Ş.’ye devredilmiştir.
31.12.2001 tarih ve 24657 Mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4743 sayılı Mali Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile 4603 sayılı Kanunda bazı değişiklikler yapılmıştır. Buna göre, 31.12.2002 tarihinden sonra kamu bankalarında özel hukuk hükümlerine tabi olmayan personel çalıştırılamayacağı ve yönetim ve denetim kurulu üyelerinin 4603 ve 4743 sayılı kanunlar gereğince yaptıkları işlemlerden dolayı özel banka yöneticilerine uygulanan mevzuata tabi olacakları belirtilmiştir.
1.2.2002 tarih ve 24658 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 2002/3555 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kamu bankalarının mali ve işlevsel yeniden yapılandırma ve özelleştirmeye hazırlık planlarının uygulama esas ve usulleri belirlenmiştir.
Kararnameye ekli listelerde kamu sermayeli bankalarda yeniden yapılandırılacak iştirakler yer alırken, 30.6.2002 tarihine kadar T.C.Ziraat Bankası’nın 12.000, T.Halk Bankası’nın 4.000 olmak üzere toplam 16.000 personelin Devlet Personel Başkanlığı’na devredilmesi kararlaştırılmıştır.
Kamu bankaları 2002 yılı ilk 6 ayında şube kapatma ve personeli sözleşmeli statüye geçirmekle uğraşmış, yaklaşık 1,5 yıl içerisinde sürekli olarak banka organizasyon yapısında değişiklik yapılmış olup, bankaların nasıl bir yapıya kavuşturulacağı konusundaki belirsizlik sürmektedir. Sözleşme imzalamayan personel Devlet Personel Başkanlığı’na devredilirken, imzalayan personel bankada çalışmaya devam etmektedir.
-25.11.2000 tarih ve 24241 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4603 sayılı “T.C.Ziraat Bankası, T.Halk Bankası A.Ş. ve T.Emlak Bankası A.Ş. Hakkında Kanun”un geçici 1 inci maddesine göre bankaların genel kurulları kanunun yayım tarihinden itibaren 3 ay içinde toplanarak, bankaların Ana Sözleşmelerini kabul etmeleri hükme bağlanmıştır.
Bankaların kabul edilen Ana Sözleşmelerinde amaçları; birer ihtisas bankası olmalarından vazgeçilerek, mevduat kabulü dahil her türlü bankacılık faaliyetlerini yürütmek olarak tespit edilmesinin yanı sıra Kasım/2000 ve Şubat/2001 aylarında yaşanan ekonomik krizlerin etkisiyle bankaların ihtisas kredisi kullandırmayı durdurmaları nedeniyle ihtisas kredisi kalıntısı azalmaktadır.
-Bankaların aktif kalitesinin önemli bir göstergesi olan takipteki alacaklar net tutarı 1999 yılına göre %61,6 oranında artarak 1.404.531 milyar liraya yükselirken, kamu sermayeli bankaların takipteki alacakları %82,2 oranında artarak 721.498 milyar liraya yükselmiş olup, Nisan/2001 ayı sonunda kamu bankalarına atanan yeni yönetim kurulunun normal krediler içinde takip edilen donuk kredilerin takipteki krediler hesabına aktarılmasını kararlaştırması nedeniyle takipteki alacaklar kalıntısı giderek artmaktadır.
-Firmaların yurt dışından temin ettiği ve bir projenin finansmanına yönelik olmayan ve bankaca kontrollü olarak kullandırılmayan kredilerin garantisi olarak kamu sermayeli bankalarca verilen dövizi natık teminat mektubu ve aval kredilerinin büyük bir bölümü banka kaynağına dönüşerek tazmin edilmiştir.
Bunun sonucu olarak, özellikle kamu sermayeli bankaların takipteki alacakları hızla artmıştır. Vadesi gelmeyen garantilerin büyük bir kısmının temerrüde düşen firmalara ait olması nedeniyle takipteki alacaklar daha da artacaktır.
cb) Öneriler :
-4603 sayılı “T.C.Ziraat Bankası, T.Halk Bankası A.Ş. ve T.Emlak Bankası A.Ş. Hakkında Kanun”un 25.11.2000 tarihinde yayımının üzerinden yaklaşık 1,5 yıl geçmesine rağmen halen bankanın organizasyon yapısındaki değişiklikler, şube kapatma ve personelin özel hukuk hükümlerine geçirilmesi çalışmalarının sürdürülmesi nedeniyle kamu bankalarında süre gelen belirsizliğe en kısa sürede son verilmelidir.
-Kamu bankalarının yeniden yapılandırılması ile ilgili 4603 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesine göre yürürlüğe konulan banka Ana Sözleşmelerindeki “…banka sermayesindeki kamu hisselerinin payı %50’nin altına düşünceye kadar, T.C.Ziraat Bankası’nın tarım kesimini, T.Halk Bankası’nın esnaf ve sanatkarlara açacağı kredilerle sınırlı olmak ve faiz oranları Banka kaynak maliyetinin altında olmamak kaydıyla devam eder.” hükmü gereğince; her iki bankanın ihtisas kredisi kullandırımında yıllardır kazanılan deneyimler ve yeterli bilgi alt yapısı oluştuğu hususları dikkate alınarak, üretim ve istihdam sorununa çözüm getirilmesi ve reel sektörün canlandırılmasının sağlanması için ihtisas kredilerine önem ve öncelik verilmelidir.
-Takipteki alacaklar (Brüt) / toplam krediler oranının kamu sermayeli bankalarda önemli oranda yükseldiği göz önüne alınarak, büyük bölümü ticari krediler ve gayrinakdi kredilerden kaynaklanan takipteki alacakların tahsil ve tasfiyesine 4743 sayılı Mali Sektöre Olan Borçların Yeniden Yapılandırılması Hakkındaki Kanunun getirdiği imkanlardan yararlanarak çaba gösterilmelidir.
-Firmaların yurt dışından temin ettiği ve bir projenin finansmanına yönelik olmayan kredilerinin garantisi olarak verilen dövizi natık teminat mektubu ve aval kredilerinin büyük bir bölümünün nakde dönüşmesi, vadesi gelmemiş olanların da çoğunun temerrüde düşen müşterilere ait olması nedeniyle ileride nakde dönüşebileceği ve bu kredilerin gayrinakdi krediler içinde en yüksek potansiyel risk taşıyan grubu oluşturduğu gözetilerek, bu tür kredilendirmede yeterli teminat alınarak müşteri seçiminde daha özenli davranılmalı, dış ticaretle uğraşan firmalar bankanın müşteri portföyüne alınmalı ve dış ticaret işlemleri kapsamında aval ve kefalet kredileri artırılmalıdır.
d) Pazarlama ile ilgili sorunlar ve öneriler :
da) Sorunlar :
-KİT ürünlerinin kalitesini iyileştirici çalışmaların yetersizliği ve bu konuda yeterli önlem alınmaması, öte yandan pazarlanan mal ve hizmetlerin alıcıların taleplerindeki değişmelere zamanında ve yeterince uygunluk gösterememesi, KİT satışlarının azalmasına ve bu nedenle pazar payının küçülmesine sebep olmaktadır.
KİT pazarlama birimlerinde bu konuda; bilgili, deneyimli ve yabancı dil bilen yeterli sayıda nitelikli personel bulunmaması, uygulanan mevcut ücret sisteminin de nitelikli personel çalıştırmaya olanak tanımaması, bu birimlerin yetersiz kalmasında etkili olmaktadır.
-KİT’lerde reklam ve tanıtım araçlarının tam etkili olmaması nedeniyle, pazar araştırması, dağıtım kanalları, garanti verilmesi gibi konularda modern pazarlama teknik ve yöntemlerine ağırlık verilmemektedir.
-KİT’lerin üretimlerini talebe bağlı olarak değiştirememeleri, yeni teknolojileri getirememeleri, esnek üretime geçebilen ve yeni teknolojileri uygulayan özel sektör ile rekabet edilememesine neden olmaktadır.
Sektör yapıları itibariyle, tam zamanında üretim/sıfır stokla üretim sistemine geçebilecek KİT’lerin bu sisteme geçememeleri, geçenlerin ise sistemi uygulamada tam başarılı olamamaları, birim maliyetlerin düşürülmesini engellemekte, bu ise stok maliyetlerinin artmasına neden olarak birim maliyetlerin yükselmesine sebep olmaktadır. Bu durumun sonunda ise hem KİT ürünlerinin satış fiyatları yükselmekte hem de bu ürünlerin rakip ürünlerle rekabet şansı azalmaktadır.
-KİT’ler ürün maliyet artış hızını azaltıcı, piyasayı yakından izleyerek satış fiyat ve şartlarına esneklik kazandıracak, bayi satışlarında peşin sistemi uygulayacak, kampanyalı satışları doğru zamanlama ile yapacak önlemleri uygun zamanda alamamaktadırlar.
Özellikle demir-çelik ve petrol ürünlerinde görüldüğü gibi, Doğu Avrupa, Bağımsız Devletler Topluluğu Ülkeleri ve Kuzey Irak’tan sınır-kıyı ticareti yoluyla ya da dampingli fiyatlarla belli bir kalite ve standarda tabi olmadan yurda giren mallar haksız rekabet ortamı yaratarak KİT’lerin yurt içi satışlarını olumsuz yönde etkilemektedir.
KİT iç ve dış pazarlama birimlerinin bu pazarlarda oluşan değişiklikleri ve taleplerdeki gelişmeleri zamanında ve yeterli düzeyde izleyecek etkinlikte olmamaları, diğer taraftan esnek üretim sistemi ile mamul çeşitlendirme politikalarının oluşturulamaması KİT’lerin pazarlamada karşılaştığı önemli sorunlardan biri olmuştur.
-Serbest pazar ekonomisine geçilmesiyle birlikte ithalat rejiminde yapılan düzenlemelerle ithalattaki bazı sınırlandırmaların kaldırılması, gümrük vergileri ve ithalattan alınan fonların azaltılması, KİT’leri yeni rekabet koşulları ile karşı karşıya bırakmıştır. Bu rekabet koşullarına hazır olmayan KİT’ler, ithal ve yeni teknoloji ile üretilmiş yeni mamuller karşısında bir pazarlama darboğazı ile karşılaşmışlardır.
db) Öneriler :
-Pazarlama faaliyetlerine gereken önem verilerek, ürün kalitesi iyileştirilmeli, pazarlama birimleri nitelikli personel ile takviye edilmeli, iç ve dış pazarlardaki pazar payı arttırılmalı, yeni pazar bulma ve ürün çeşitlendirme stratejileri geliştirilmelidir.
-Müşteri taleplerini karşılamak için esnek üretime geçilmesi, üretim ve pazarlama birimleri arasında işbirliği yapılarak alıcı taleplerine uygun üretim yapılmalıdır.
-En elverişli maliyet düşürme yöntemi olan tam zamanında üretim sistemine geçmek suretiyle asgari stokla çalışmanın avantajlarından yararlanılmalıdır.
-Maliyetleri düşürücü önlemlerin alınmasının yanı sıra, pazarlardaki gelişmeler yakından izlenerek satış fiyatı ve şartlarına esneklik kazandıracak önlemlere başvurulmalıdır.
-Serbest pazar ekonomisine geçişin gereği olarak ithalattaki bazı sınırlamaların kaldırıldığı da dikkate alınarak, ihracatı özendirici önlemlerin alınmasının yanı sıra, sınır-kıyı ticareti ile ülkeye giren damping fiyatlı, kalite ve standart yönünden haksız rekabet yaratan mallar kontrol altına alınmalı, girdi maliyetleri yüksek ürünlerde koruma ve teşvik uygulanmalıdır.
7-Yatırımlarla ilgili sorunlar ve öneriler :
a) Sorunlar :
-2000 yılında devam eden projelerden yıl içinde bitirilmesi muhtemel veya uygulamasında önemli aşama kaydedilmiş, dış kredisi sağlanmış ve diğer projelerle bağlantılı veya eş zamanlı olarak yürütülmesi önem taşıyan projelere öncelik verilebildiğinden başlatılan veya başlatılması düşünülen bir çok projenin durdurulması veya kısıtlı olarak gerçekleşmesi sağlanabilmiştir. 2000 yılını takip eden yıllarda ise tasarruf tedbirlerine bağlı olarak yatırımlarla ilgili daralma giderek artmıştır.
-Yatırım tahsisleri daha çok enerji haberleşme gibi sektörlerde ağırlık kazandığından, madencilik, imalat sanayi, tarım, ticaret, mali kuruluş ve diğer hizmetlerle ilgili alanlardaki yatırım ödenekleri azalıp bu sektörlerin büyüme hızları üzerinde olumlu yönde yeterli etkide bulunması mümkün olmamıştır.
-Borçlanma gereğinin GSMH içindeki payı tarımsal destekleme alımı yapan işletmeci KİT’lerde (TMO, Türkiye Şeker Fabrikaları, TEKEL) 1999 yılında % 1,5 seviyesinden 2000 yılında % 07 seviyesine gerilerken, enerji alanında faaliyet gösteren işletmeci KİT’lerde (TEAŞ, TEDAŞ, BOTAŞ) bu oran 1999 yılındaki % 01 seviyesinden 2000 yılında % 1,1 seviyesine yükselmiş ve bu durum bu sektörlerle ilgili ilave yatırım kaynak ihtiyacına yol açmıştır.
-Özelleştirme uygulamaları sonucu SEKA, TDİ, ORÜS, TÜMOSAN, D.B. Deniz Nakliyat, Asil Çelik konusunda başlatılan özelleştirme çalışmaları yanında, Eti Holding’in Bağlı Ortaklıkları; Eti Bakır, Eti Krom, Eti Elektrometalurji ve Eti Gümüşün özelleştirme kapsam ve programına alınması KİT’lerin giderek “yatırım-istihdam yaratma” dengesinin asgari noktalara çekilmesine yol açmıştır. Diğer bir değişle reel sektörde önemli bir istihdam yaratma faktörü olan KİT yatırımlarını giderek azalmıştır.
-Yatırımcı KİT’ler arasında hatta aynı kuruluşun çeşitli birimleri arasında yeterli koordinasyon sağlanamamış, etkin yatırım organizasyonları kurulamamış, AR-GE yatırımları yeterli seviyeye çıkarılamamıştır.
-IMF’ye verilen niyet mektupları ve çıkarılan tekel ve sübvansiyon politikasını ortadan kaldırıcı yasalar, mali tedbirler, KİT personelinin azaltılması, yeniden yapılanması doğrultusundaki idari tedbirlerle KİT’lerin yatırım politikalarını tekrar gözden geçirmesi zorunlu hale gelmiştir.
-Bazı tamamlanan yatırımlar atıl kapasitede çalışmaya devam etmiş veya henüz işletmecilik faaliyetleri gerçekleşememiştir.
b) Öneriler :
-Kısa vadede; bitirilmesi muhtemel veya uygulamasında önemli aşama kaydedilmiş, dış kredisi sağlanmış ve eş zamanlı olarak yürütülmesi önem taşıyan yatırımların zamanında tamamlanmasına çalışılmalı, yatırım ödenekleri rasyonel kullanılarak ek kaynak talebine yol açılmamalıdır. Diğer projelerin uzun vadeli bir stratejik planlama içinde ön hazırlıkları tamamlanmalıdır. Devamlı risk taşıyan madencilik sektörü yatırımları için uzun vadeli yatırım kaynakları sağlanmalı, yıllardır sürdürülen mevzuat düzenlemeleri sonuçlandırılmalı, kömür yataklarının verimli olarak işletilmesini sağlayacak mekanizasyon yatırımlarının finansman ihtiyaçları giderilmeli, metal madenciliğinde modernizasyon yatırımları tamamlanıp, özelleştirme işlemleri başlatılmalıdır.
-İmalat sanayiinde rehabilitasyon yatırımları süresi içinde bitirilip zamanında devreye alınmalıdır.
-Borçlanma gereğinin GSMH içindeki payı artan enerji sektöründe; uzun dönemli enerji alım garantili ve genellikle yüksek tarifeli “Yap-İşlet-Devret” ve “Yap-İşlet” projelerinin varlığı nedeniyle elektrik tarifelerindeki yükselmelerin asgari düzeyde tutulmasını sağlayacak önlemler alınmalı, elektrik projelerinde; tip, kapasite ve kuruluş yerleri detaylı çalışmalarla belirlenmeli, sektör yatırımlarının gerçekleşmesini sağlayacak şirketlerde yeterlilik aranmasında sistemin, kredilendirilebilir ve kendini finanse eder bir yapıda oluşturulmasına çalışılmalıdır.
-KİT’lerde gerçekleştirilecek yeni yatırımlarda istihdam yaratma etkisinden ziyade, Dünya piyasasında rekabet edebilir bir fiyat veya tarife bazındaki taleple mevcut arz arasındaki denge aranmalı, diğer bir değişle piyasada rekabet edilmesi mümkün olamayan bir fiyat düzeyinde yeni kapasiteler yaratılmamalıdır.
-Masraflı ancak gerekli olan AR-GE çalışmaları harcamalarına ait kuruluşların mali yapısını aşacağından henüz özelleştirilmeyen KİT’lerde sektör bazında ele alınarak organize olmalı ve teknolojik önceliklere göre araştırma projelerine başlanılmalıdır. Ayrıca kuruluşlar arası ve içi koordinasyon sorunları süratle giderilmelidir.
-IMF’ye verilen niyet mektupları, çıkarılan yeni yasalar ve idari tedbirler doğrultusunda kuruluşlar yatırım politika ve hedeflerini yeniden gözden geçirmelidir.
-Atıl kapasite yaratacak yatırımlar durdurulmalı, bitirilmiş olanlar değerlendirilmelidir.
8- Özelleştirme ile ilgili sorunlar ve öneriler:
a) Sorunlar :
-Özelleştirme faaliyetlerinin başlangıcından itibaren 2000 yıl sonuna kadar özelleştirme kapsam ve programına alınan 215 kuruluştan, 145 şirketteki kamu paylarının tamamı özelleştirilmiştir. Ancak özellikle geçmiş yıllardan beri özelleştirme programında olan Sümer Holding, Gemi Sanayii, PETKİM, THY, DİTAŞ, Et ve Balık Ürünleri A.Ş. gibi kuruluşların özelleştirilmeleri tamamlanamamıştır.
-4046 sayılı Kanunun amacı doğrultusunda, İdarenin eylem ve işlemlerinin özelleştirme uygulamalarıyla yoğunlaşabilmesi için, özelleştirme süreci kapsam ve program olarak ikili bir tasnife tabi tutulmuştur. Bu çerçevede ÖYK’nın görevlerini belirleyen 3 üncü maddenin (a) fıkrası uyarınca özelleştirme kapsamına alınan, ancak mevcut durumu itibariyle özelleştirilebilir nitelikte olmayan kuruluşlar, mali-hukuki açıdan özelleştirmeye hazırlık sürecine tabi tutulacak, hazırlık işlemleri tamamlandıktan sonra, diğer bir deyişle, özelleştirilebilir konuma ulaştıktan sonra özelleştirme programına alınacaklardır. Mevcut durumları itibariyle özelleştirilebilir görülen kuruluşlar ise doğrudan kapsam ve programa alınabilecektir.
Uygulamada, kuruluşların tamamına yakınının özelleştirme kapsam ve programına alınması, İdarenin, kuruluş “kapsam” sürecinde iken çözümlenmesi gereken sorunlarla uğraşmasına, böylece kuruluşların uzun yıllar kapsam ve programda bulunmasına ve özelleştirme uygulamalarının kilitlenmesine neden olmaktadır.
-Özelleştirme programında bulunan kuruluşların, özelleştirilmesi işlemlerinin uzun zaman alması, işletme faaliyetlerinin belirsizlik içinde yürütülmesine, kalifiye personelin azalmasına ve mevcut personelin de çalışma verimi ve motivasyonunun düşmesine neden olmakta, bu da yönetimin etkinliğini olumsuz yönde etkilemektedir.
-Özelleştirme kapsam ve programına alınacak kuruluşlarla ilgili yapılan ön çalışmalarda yeterli inceleme ve araştırmanın yapılamaması, bu kuruluşların özelleştirme programına alınmasından sonra çeşitli sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Örneğin TDÇİ ve Eti Holding A.Ş. gibi kuruluşlara bağlı bazı bağlı ortaklıkların ana teşekkülden ayrılarak özelleştirme programına alınmaları, bu kuruluşların kendi teşkilatlarında ilgili birimlerin bulunmaması nedeniyle ana teşekkülleri aracılığı ile yürüttükleri ihracat, ithalat gibi hizmetlerin yürütülmesinde aksamalara yol açmaktadır.
Ana teşekküllerinden bağımsız olarak özelleştirme programına alınan ve kendi teftiş kurulları bulunmayan şirketlerin özelleştirme sürecinin uzaması, daha önce genel müdürlük müfettişleri tarafından yapılan rutin denetimlerin bu süreç içinde yapılamamasına neden olmaktadır.
-Kuruluşların gereksinim duyduğu teknolojik yatırımların yapılamaması ise, mevcut teknolojilerinin her geçen yıl aşınmasına neden olmakta, kuruluşların fiyat, maliyet, ürün çeşitlendirmesi gibi alanlarda rekabet olanaklarını daraltmaktadır.
-Kapsama alınacak kuruluştaki kamu payının tamamının özelleştirilmek üzere programa alınmaması, alınan payın özeleştirilmesinden sonra diğer kamu payının programa alınması, özelleştirme uygulamalarında bürokratik işlemleri uzattığı gibi, gerçek değere ulaşılmasını da engellemektedir.
-4046 sayılı Kanunla Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na, özelleştirme kapsamındaki kuruluşların özelleştirmeye hazırlanması amacıyla mali yapılarında düzenleme yapma yetkisi verilmiştir. Uygulamada bu yetki, borç verme, tahvil ihracında bulunma ve sermaye tahsisi şeklinde kullanılmaktadır. Ancak sermaye tahsisi, birikmiş borçlarının alacaklılara menkul kıymet verilerek devralınması ve Fon kaynaklarından kredi kullandırılması yoluyla kaynak sağlanan kuruluşların tamamına yakını, işletmecilik faaliyetleri karlı ve verimli olmayan, rekabet gücü bulunmayan, teknolojilerinin yenilenmesi ve ilave yatırımların yapılması gereken, mevcut yapıları itibariyle sürekli kaynak tüketir nitelikte olan kuruluşlardır.
Bu kuruluşlarda özelleştirme programında olmaları nedeniyle, yapısal düzelme sağlayacak teknolojik iyileştirme doğrultusunda yatırımların yapılmaması; sağlanan kaynakların personel maaş ve ücretleri ile borç ödemeleri gibi yalnızca cari harcamalarda kullanılmasına yol açmakta, özelleştirme sürecinin uzamasıyla da kuruluşların rekabet edebilme özellikleri tamamen ortadan kalkarak mali yapılarında düzelmesi olanaksız hale gelen bozulmalar meydana gelmektedir.
-Elde edilmiş özelleştirme gelirlerinden başka, gelecekte elde edilecek gelirlerin de tahsisi ile sağlanan kaynaklarla finansman ihtiyacı karşılanmak zorunda kalınan kuruluşlardan başlıcaları; Sümer Holding A.Ş., T. Gemi Sanayii A.Ş., SEKA gibi kuruluşlardır.
Öte yandan henüz mali durumları itibariyle sorun yaratmayan, ancak yatırım ihtiyacı bulunmakla beraber özelleştirme programında olmaları nedeniyle yeterli seviyede yatırım yapılmayan kuruluşların da (Petkim gibi) özelleştirme sürecinin uzaması ya da ihtiyaç duyulan yatırımların bu süreçte yapılmaması nedeniyle bir süre sonra kaynak tüketir hale gelmeleri kaçınılmaz olacak, Özelleştirme Fonu da sadece KİT açıklarını kapatmak için kullanılan bir fon haline gelecektir.
-Özelleştirmeye hazırlık sürecinde KİT’lerin mali yapılarında köklü değişiklikler yapılmaması, bunların giderek ekonomik olmaktan çıkması, ilerde satışlarını da zorlaştırabileceği gibi, üretim amaçlı satıştan ziyade yalnızca gayri menkullerinin değer taşır hale gelmesiyle rant amaçlı alımlara neden olabilecek, bu da özelleştirmeden beklenen makro ekonomik faydalara ulaşılamamasına yol açabilecektir.
-Özelleştirmenin sürat kazanmasında, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın çalışmalarının yanı sıra ekonomik ve siyasi istikrar ile kararlılığın bulunması ve devam ettirilmesinin de önemli etkisi olduğu bilinmektedir. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca satış işlemleri tamamlandığı ve onay için ÖYK’ya sunulduğu halde, onay veya onaylamama işlemlerinin uzun zaman aldığı gözlemlenmektedir. 1997-1999 yıllarında, ÖYK Kararlarındaki gecikmeye bağlı olarak bazı yatırımcılar, koşulların değişmesi gerekçesiyle tekliflerinden vazgeçmişlerdir.
-4046 sayılı Kanunda özelleştirilmesi tamamlanan kuruluşlarda çalışan nakle tabi personelin nakil işlemlerinin, özelleştirme işleminin tamamlanmasından sonra 90 gün içinde sonuçlandırılması öngörülmüştür. Ancak, atama yapılacak kamu kurum ve kuruluşlarında uygun kadronun bulunmaması, atamaya yapılması uygun görülen kuruluşun atama işlemlerini, özelleşen kuruluşun ise ilişik kesme işlemlerini geciktirmesi gibi nedenlerle bu süre aşılmakta, bazı personelin naklinin 1-2 yılı bulduğu görülmektedir.
-233 sayılı KHK hükümleri çerçevesinde faaliyet gösteren şirketlerde kapsam dışı statüde çalışan personel, özelleştirme uygulamaları sonucunda diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilirken, sosyal güvenlik yönünden statü değişikliğine uğramaktadırlar. Söz konusu personelin emeklilik durumunda ise, mevcut mevzuat hükümleri çerçevesinde, SSK’ya tabi olarak çalıştıkları döneme ilişkin kıdem tazminatlarının ödenmesi mümkün olmamaktadır. Özelleştirme uygulamalarının artması ve bu personelin ileride emekli olmaları ile söz konusu personelin hak kaybına uğramaları gündeme gelebilecektir.
b) Öneriler :
-Özelleştirme kapsam ve programına alınacak kuruluşların belirlenmesinde; gereken ön çalışmalar titizlikle yapılmalı, ayrıca hazırlık çalışmaları kapsamında kuruluşların mali yapılarında köklü iyileşmeler meydana getirecek çalışmalar yapılmadan, bu kuruluşlar finansal ve örgütsel olarak yeniden yapılandırılarak, özelleştirilebilir hale getirilmeden başka kuruluşlar özelleştirme programına alınmamalıdır.
-Özelleştirilmeleri hedeflenen, ancak idari, mali yönden özelleştirmeye hazır olmayan ve mevcut mevzuat doğrultusunda yeni düzenlemeler gerektiren kuruluşlar, önce özelleştirme kapsamına alınmalı, bu süreçte iken söz konusu sorunları giderilmeli, daha sonra özelleştirme programına alınmalıdır.
-Özelleştirmeden beklenen amaçların gerçekleşmesi, özelleştirme uygulamaları sonucunda ekonomide etkinliğin arttırılması, istihdama ve üretime olan katkının artarak devamının sağlanması ve kuruluşların ekonomik değerlerinin ortadan kalkarak yalnızca gayri menkulleriyle değer ifade eder bir hale gelmemeleri için, özelleştirme programındaki kuruluşların yeniden değerlendirilerek; kısa sürede özelleştirilmesi mümkün görülmeyenler ile mali yapılarının düzelmesi olanaksız olanlar programdan çıkarılmalı, işletmecilik gerekleri çerçevesinde faaliyetlerinin durdurulması ve benzeri şeklinde acil ve gerçekçi çözümler oluşturulmalıdır.
-Para ve insan gücü kaynakları kısa sürede özelleştirilebilir kuruluşlar üzerinde yoğunlaştırılarak, bu tip kuruluşların hızla özelleştirilmeleri sağlanmalıdır.
-Özelleştirme programına alınan kuruluşlarda, özellikle nitelikli personel konusunda ortaya çıkacak sorunların giderilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.
-Uzun yıllardan beri portföyde olan ve kısa sürede özelleştirilmeleri mümkün görülmeyen, özelleştirme süreci nedeniyle yatırım da yapılmayan, ancak bu uygulamalar sonucunda giderek rekabet edebilir özelliklerini yitirmeye başlayan kuruluşlar için, zorunluluk arz eden yatırımların yapılması da dahil uzun vadeli stratejiler geliştirilmelidir.
-4046 sayılı Kanunla yalnızca KİT’lerin özelleştirilmesi değil, genel ve katma bütçeli idarelerle, bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların mal ve hizmet üretim birimleri, varlıkları ve benzerlerinin de özelleştirilmesi öngörülmüş olup, bu kapsamda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın, hem mevcut portföyü etkinlikle yönetmesini, hem de ileriye yönelik çalışmalarda bulunabilmesini sağlayacak örgütlenmesi hızla gerçekleştirilmelidir.
-Yapılan özelleştirme uygulamalarının kamuoyu, çalışanlar ve çeşitli toplumsal gruplar tarafından desteklenmesi için; bu kesimler ayrıntılı olarak bilgilendirilmeli, özelleştirme sonucu kuruluşların kârlılık, verimlilik, kalite, yatırım ve istihdama katkı gibi göstergelerinde meydana gelen iyileşmeleri ön plana çıkaracak kampanya, açık oturum, panel gibi etkinliklere yönelinmeli, 4046 sayılı Kanunda yer alan “değer tespit sonuçlarının kamuoyuna açıklanması” hükmüne hayatiyet kazandırılarak, özelleştirmede şeffaflık sağlanmalıdır.
-Özelleştirme programına alınacak kuruluşlarla ilgili kapsamlı
bir şekilde ön hazırlık çalışması yapılmalı, özelleştirmeye konu olabilecek
kamu paylarının tamamının aynı anda programa alınarak özelleştirilmesi sağlanmalıdır.
-Nakle tabi personelin nakil işlemlerinde gecikmeler olmaması ve bu personelin
hukuksal statüsüne açıklık kazandırılması için; Devlet Personel Başkanlığı,
ÖİB ve atama yapılması uygun görülen kuruluşun görev yetki ve sorumlulukları
yapılacak yasal düzenlemelerle açık bir şekilde belirlenmelidir.
-Özelleştirme uygulamaları sonucu nakle tabi tutulan kapsam dışı personelin,
kıdem tazminatı haklarının nakil sürecinde ödenmesi veya emekli ikramiyelerinin
hesabında dikkate alınmasını sağlayacak yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
B- SOSYAL GÜVENLİK KURULUŞLARI İLE İLGİLİ SORUNLAR VE ÖNERİLER
1-Sorunlar :
-SSK, BAĞ-KUR ve işsizlik sigortası ile ilgili faaliyetleri yürütmekle görevli İŞ-KUR’un, kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını yeniden düzenleyen kanun hükmünde kararnamelerin, Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinden sonra, iptal kararlarında öngörülen süreler içerisinde yeni yasal düzenlemelerin yapılmaması sonucu ortaya çıkan ve Mayıs/2002 ayı itibariyle de devam eden hukuki boşluk, anılan kuruluşların faaliyetlerinde önemli aksamalara yol açmakta; fiilen var olan bu kuruluşların, hukuki varlıkları ve işlemleri tartışılır hale gelmiş bulunmaktadır.
-Sosyal güvenlik faaliyetleri esas itibariyle, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın ilgili kuruluşları olarak yapılandırılmış SSK, İŞ-KUR ve BAĞ-KUR ile Maliye Bakanlığı’nın bağlı kuruluşu olarak teşkil edilmiş T.C.Emekli Sandığı tarafından yürütülmektedir. Diğer bir ifadeyle, işsizlik sigortası ayrı tutulacak olursa, sigortalılar sosyal güvenliğin üç ayrı şemsiyesi altında toplanmıştır. Anılan kurumlar arasında, uygulanan sigorta programları, prim oranları, emekli aylıklarının alt ve üst sınırları, sağlanan haklar ve yükümlülükler gibi çeşitli uygulamalar açısından norm ve standart birliği bulunmamaktadır. Bu da sosyal güvenliğin temelini oluşturması gereken adalet ve eşitlik ilkesini zedelemektedir.
-Sosyal güvenliğin temel hizmetleri arasında yer almamakla birlikte, SSK tarafından sağlık hizmeti üretiminde bulunulması ve genel olarak kamu sağlık hizmetlerinin belli bir politikaya bağlı olmaksızın çeşitli kurum ve kuruluşlar tarafından ayrı ayrı üretilmesi; standart farklılıklarına, maliyet artışlarına ve kaynak israfına yol açmaktadır.
-Sosyal güvenlik sisteminde finansman darboğazına yol açan başlıca faktörlerden biri, sosyal sigortalar kapsamındaki nüfus içerisinde, sisteme kaynak sağlayan aktif sigortalıların payının düşük olmasıdır. Bunun nedenlerinin başında da kayıt dışı istihdam gelmektedir. Kayıt dışı istihdamın etkisiyle sosyal güvenlik sisteminin daralması, sistemin ana gelir kaynağı niteliğinde olan prim gelirlerinin yetersiz düzeyde kalmasına, dolayısıyla aktueryal dengelerin bozulmasına yol açmaktadır.
-Sosyal güvenlik kuruluşlarında sağlıklı bir finansman ve aktuerya sistemi bulunmamakta; işsizlik sigortası da dahil olmak üzere, gerçek anlamda sigortacılık tekniği uygulanmamaktadır. SSK’da matematik karşılıklar, BAĞ-KUR’da ise kısmen yasal karşılıklar ayrılması hususu mevzuatta yer almış olmasına rağmen; uygulamanın gerçekçi aktueryal hesaplamalara dayanmaması ve gider fazlalıkları nedeniyle karşılık ayrılamaması sonucu fon tesisi mümkün olamamaktadır. SSK’da uzun vadeli denge kurmayı amaçlayan kapitalizasyon sistemi de bu açıdan fiilen işlerliğini yitirmiş olup, matematik karşılıklar açığı büyük boyutlara ulaşmıştır.
-Sosyal sigorta uygulamalarında nimet-külfet dengesi yeterince kurulamamış durumdadır. Sigortalılara prim karşılığı olmaksızın verilen hizmetler ve yapılan ödemeler aktueryal dengeleri olumsuz yönde etkilemektedir.
-Çalışanların gelir ve aylıklarının tamamından prim kesilmemesi nedeniyle, çalışırken sağlanan kazançla, emekli olunduğunda alınan aylık arasında önemli farklılıklar ortaya çıkmaktadır. SSK’da asgari ve azami kazanç sınırları tespit edilerek, T.C.Emekli Sandığı’nda ise bir kısım gelirler istisna tutulup, kazançların belli bir kısmı prim ve keseneğe tabi tutulmaktadır. Bunun yanı sıra, T.C.Emekli Sandığı’na tabi kamu kuruluşları arasında, aynı unvan ve kadrolarda farklı özlük haklarının uygulanması, çalışırken olduğu gibi emeklilikte de, bağlanan aylıklar açısından genellik ve eşitlik ilkesini zedelemektedir. Yine, kesenek karşılığı olmaksızın bazı iştirakçilere ödenen ve emekli aylıklarına yansıtılan makam, temsil ve görev tazminatı gibi ödemelerle, kısmen kesenek ve kurum karşılığına tabi özel hizmet tazminatı ödemelerinde, hiyerarşik dengelerin yeterince kurulamamasının olumsuz etkisi emekli aylıklarına da aynen yansımaktadır.
-SSK ve BAĞ-KUR’da, prim tahsilatlarında ortaya çıkan aksaklıklar, anılan kurumlardaki finansman sıkıntısını daha da artırmaktadır. Prim alacaklarının tahsiline işlerlik kazandırmak amacıyla 2001 ve 2002 yılında yürütülen tecil ve taksitlendirme uygulamalarıyla alacakların belirgin bir kısmı tahsil edilmiş; ancak BAĞ-KUR’da hiç prim ödememiş durumda olan kesim üzerinde, söz konusu uygulamanın önemli bir etkisi olmamıştır. Diğer yandan; SSK’da prim alacaklarına karşılık olarak, özellikle belediyelerden olmak üzere, borçlu işverenlerden devralınan taşınmazlarla birlikte, Kurumun atıl durumdaki gayrimenkul stoku önemli boyutlara ulaşmış; bunların büyük bir kısmının satışı veya değerlendirilmesi mümkün olamamıştır.
-T.C. Emekli Sandığına tabi hizmeti olmakla beraber, son kez Sandığa tabi olmadan bir başka kurumdan emekli olanlara, Sandığa tabi hizmetleri için emekli ikramiyesi ödenmemektedir. Oysa, Sandığa tabi olarak emekli olanların bir başka kurumda örneğin SSK’ya tabi hizmetleri varsa, kıdem tazminatı almamış olmaları kaydıyla bu hizmet süreleri de emekli ikramiyesine dahil edilmektedir. Diğer yandan emekli ikramiyesine esas hizmet süresi 30 yılla sınırlı bulunmaktadır. Bir başka ifadeyle, 30 yıldan fazla hizmet süreleri emekli ikramiyesinin hesabında dikkate alınmamaktadır. Oysa kıdem tazminatı ödemesinde böyle bir sınırlama söz konusu değildir. Dolayısıyla tüm bu uygulamalar, eşitlik ve hakkaniyet ilkelerine uygun düşmemektedir.
-SSK’nın ilaç alımları önemli boyutlarda bulunmaktadır. İlaçların miatlı olması ve fiyatlarının değişken olması nedeniyle, toplu alım uygulaması yerine, ihtiyaç duyulan ilaçların, her sağlık tesisinin kendi sorumlu eczacıları tarafından satın alınması şeklinde bir uygulama esas alınmıştır. Ancak, üniteler arasında yeterli koordinasyon sağlanamaması ve satınalma birimlerinin İstanbul Sağlık Müdürlüğü bünyesinde oluşturulan “İlaç Bilgi Bankası” verilerine zamanında ulaşamaması nedenleriyle, aynı zamanda farklı birimler tarafından satın alınan aynı ve eş değer ilaçlar arasında Kurum aleyhine fiyat farklılıkları ortaya çıkabilmektedir.
-SSK’da ortopedi ve travmatoloji başta olmak üzere, çeşitli branşlardaki tıbbi sarf malzemesi alımlarına ilişkin olarak; rekabete dayalı sağlıklı bir tedarik sisteminin bulunmaması, bu konudaki alımların belirli usul ve esaslara bağlanması yönündeki komisyon çalışmalarının yıllardır sonuçlandırılamaması ve sağlıklı bir kayıt düzeni ile merkezi kontrol sisteminin kurulmamış olması, önemli aksaklıklara ve suiistimale açık bir yapının oluşmasına yol açmıştır.
-SSK’da üst yönetim kadrolarında çok sık değişiklikler yapılması, yönetimde istikrar sağlanamamasına neden olmakta; bunun olumsuz etkileri aşağı kademelere kadar yansımaktadır. Diğer yandan orta ve alt düzey yönetim kademeleri de dahil olmak üzere, çok sayıdaki personel kadrolarında yürütülen uzun süreli vekaleten ve tedviren görevlendirmeler sonucu istikrarsızlık daha da artmaktadır.
-SSK ve BAĞ-KUR’da hizmet ve faaliyetlere ilişkin olarak ortaya çıkan aksaklıklarda, anılan kurumlarda sağlıklı bir bilgi akış sistemi olmamasının önemli bir etkisi bulunmaktadır. Faaliyet yapılarının özelliği ve toplumun büyük bir kesimini ilgilendiren hizmet hacminin genişliği, bu kurumların bilgi işlem teknolojisinden azami ölçüde yararlanmasını, diğer bir ifadeyle tam otomasyon sisteminin kurulmasını gerekli kılmaktadır. Ancak, her iki kurum için hazırlanan tam otomasyon yatırım projeleri ile ilgili olarak, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile DPT arasında önemli görüş ayrılıkları ortaya çıktığından, bu konudaki çalışmalar aksamıştır.
-İşsizlik sigortası uygulamasında; çalışanların SSK primine esas ücretlerinin tamamı üzerinden prim kesintisi yapılırken, işsizlik yardımının azami sınırının asgari ücret olarak belirlenmesi, dolayısıyla yüksek prim ödeyenlerle, düşük prim ödeyenlere aynı tutarda işsizlik yardımı yapılması, asgari ücretin asgari geçim standartları karşısındaki yetersizliği de göz önünde bulundurulduğunda, nimet-külfet dengesi açısından hakkaniyete uygun düşmemektedir.
2- Öneriler :
-SSK, BAĞ-KUR ve işsizlik sigortası ile ilgili faaliyetleri yürütmekle görevli İŞ-KUR’un, kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklarını yeniden düzenleyen kanun hükmünde kararnamelerin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesinden sonra, hazırlanan yeni yasa tasarılarının iptal kararlarında öngörülen süreler içerisinde yasalaştırılmamış olmasının ortaya çıkardığı hukuksal boşluktan kaynaklanan sakıncaları önlemek amacıyla, tasarılar bir an önce yasalaştırılmalıdır.
-Sosyal sigorta, sosyal yardım ve sosyal hizmetlerin temel esaslarını belirleyecek Sosyal Güvenlik Temel Yasası bir an önce çıkarılarak, sosyal güvenlik kurumlarının sigorta program ve uygulamalarında norm ve standart birliği sağlanmalı; sosyal güvenlik sisteminin iyileştirilmesine yönelik projeksiyonlar, sosyal güvenlik kurumlarının aynı çatı altında birleştirilmesi amacı esas alınarak belirlenmeli ve bu amaç doğrultusunda gerekli çalışmalar yürütülmelidir.
-Genel sağlık sigortası çıkarılmak suretiyle, sağlık sigortası sunumu ile sağlık sigortası programı ve uzun vadeli sigorta programları ile kısa vadeli sigorta programları birbirinden ayrılmalı; SSK’nın da içinde bulunduğu farklı kamu kurum ve kuruluşları tarafından ayrı ayrı sürdürülen kamu sağlık hizmet üretiminin, tek çatı ve aynı organizasyon altında yürütülmesi hususu etüt edilerek, gerekli çalışmalar yürütülmelidir.
-Sosyal sigortalar kapsamındaki aktif sigortalı nüfusun artırılması ve dolayısıyla kaynak artışı sağlanması amacıyla, kayıt dışı istihdamın önlenmesine yönelik etkin tedbirler alınmalı, bu kapsamda; güçlü bir denetim mekanizması oluşturulmalı; bilgi işlem teknolojisinden de yararlanılarak sosyal güvenlik kurumları ile ilgili kamu birimleri, meslek odaları ve diğer sivil toplum kuruluşları arasında işbirliği ve koordinasyon sağlanmalı; toplumda sosyal güvenlik bilincinin yerleştirilmesine yönelik çabalar arttırılmalıdır.
-İşsizlik sigortası dahil olmak üzere, sosyal güvenlik uygulamalarının sigortacılık tekniğine uygun olarak yürütülmesini sağlamak üzere, sağlıklı bir aktüerya sistemi oluşturulmalı; demografik ve finansman yönünden, teknik bilanço ve analizlere dayalı, gelir-gider dengesini gözeten kısa, orta ve uzun vadeli projeksiyonlar ayrı ayrı belirlenmelidir.
-Sigorta hizmetleri nimet–külfet dengesi gözetilerek yürütülmeli, bu amaçla sosyal devlet anlayışı çerçevesinde; özürlü, yaşlı, muhtaç gibi sosyal yardıma ihtiyacı olan kesimler dışında, karşılığı ödenmemiş sigorta hizmeti verilmesinden kaçınılmalı, bu kapsamda, 4447 sayılı Kanun gereği fiilen arttırılma olanağı bulunmayan ve ödenen emekli maaşı içindeki payı giderek küçülen sosyal yardım zammı uygulamasına son verilmelidir.
-Sosyal güvenlikteki mevcut prim ve kesenek sistemi gözden geçirilerek, öncelikle prim ve keseneğe esas kazançlar, çalışırken alınan gelir ve aylıkla, emekli olunduğunda alınacak gelir ve aylıklar arasında paralellik sağlayacak şekilde belirlenmeli; çalışırken sağlanan kazançların çok sınırlı istisnalar dışında bir bütün olarak prime tabi tutulması hususunun yanı sıra, kazanca göre değişen prim sisteminin kurulması hususu etüt edilmeli; gerek çalışanlar, gerekse emekliler arasında, Anayasanın genellik ve eşitlik ilkesine uygun düşmeyen ayrıcalıklı uygulamalara son verilmelidir.
-SSK ve BAĞ-KUR’da birikmiş prim alacaklarının tahsiline işlerlik kazandırılması amacıyla yürütülen uygulamalar ve sonuçları titizlikle değerlendirilmeli; BAĞ-KUR’da defalarca af, basamak yükseltilmesi, tecil ve taksitlendirme gibi olanaklar tanınmasına rağmen, hiç prim ödememiş durumda olan kesimden beklenen ilginin olmadığı dikkate alınarak, Kuruma tescilli sigortalıların ne kadarının gerçek sigortalı olduğu konusu tespit edilmeli; SSK’da, başta belediyeler olmak üzere, prim borcu bulunan işverenlerden bu borçlarına karşılık taşınmaz devralınması şeklinde sürdürülen ve giderek önemli boyutlara ulaştığı gözlenen uygulama, ancak zorunlu hallerde ve satışı veya değerlendirilmesi mümkün olan gayrimenkullerle sınırlı olarak yürütülmeli, esas itibariyle primlerin nakden tahsili cihetine gidilmelidir.
-Çeşitli sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi birleştirilmiş hizmetleri üzerinden emekli olanlara, son kez tabi oldukları sosyal güvenlik kuruluşu T.C.Emekli Sandığı olmasa bile, Sandığa tabi hizmetleri için emekli ikramiyesi ödenmesini sağlayacak yasal düzenlemelerle; emekli ikramiyesine esas hizmet süresinin 30 yılla sınırlı tutulmamasını, hizmet süresi 30 yıldan fazla olsa bile, her hizmet yılı için bir aylık tutarında ikramiye ödenmesini, böylece işçilere ödenen kıdem tazminatı ile emekli ikramiyesi arasında norm ve uygulama birliği sağlanmasını mümkün kılacak yasal düzenlemeler bir an önce gerçekleştirilmelidir.
-SSK’da önemli boyutlara ulaşan ilaç alımlarının belirli bir düzen içinde yürütülmesi ve hastanelerle diğer sağlık birimlerinde sorumlu eczacılar tarafından ayrı ayrı gerçekleştirilen ilaç alımları sırasında, Kurum aleyhine ortaya çıkan fiyat farklılıklarının önlenmesini teminen; yeni ilaç fiyatları en seri şekilde ilaçlara yansıtılmalı, aynı ve eşdeğer ilaçlardan en ucuz olanların seçilmesi amacıyla oluşturulan “İlaç Bilgi Bankası”na etkinlik ve işlerlik kazandırmak suretiyle, ilaç alımı aşamasında, sorumlu eczacıların en uygun fiyatı oluşturmak için, belirtilen sisteme zamanında ve kolayca erişebilmelerini sağlayacak tedbirler alınmalı ve gerekli bilgisayar ortamı oluşturulmalı; ilaç tüketiminde tasarruf sağlanmasına yönelik olarak, kamu sağlık kurumları arasında koordineli ve ortak çalışmalar yürütülmelidir.
-SSK’da, ortopedi ve travmatoloji başta olmak üzere, çeşitli branşlardaki, iyileştirici nitelikte tıbbi sarf malzemelerinin teminine ilişkin olarak, ithalatçı firmalarla yeni protokoller imzalanması amacıyla oluşturulan protokol komisyonu çalışmalarına hız verilmek suretiyle, malzemelerin sınıflandırılması, fiyatlandırılması ve dolayısıyla protokol esaslarının belirlenmesi işlemleri bir an önce sonuçlandırılarak, rekabete dayalı sağlıklı bir tedarik sistemi oluşturulmalı; söz konusu malzemelerin temini, kaydı ve muhafazası hususlarında uygulama birliği sağlamak için tüm işlemler iç mevzuat hükümlerine bağlanmalı; malzemelerin merkezi takip ve kontrolünü yürütmek üzere, sağlık birimleri ile bağlantılı bilgisayar sitemi kurulmalıdır.
-SSK’da faaliyetlerle ilgili aksaklıkların giderilmesi ve hizmet veriminin yükseltilmesi için öncelikle yönetimde istikrar ve etkinlik sağlanması gerektiği hususu üzerinde önemle durularak, üst yönetim kadrolarındaki görevliler sık sık değiştirilmemeli; yönetim kademelerinde uzun süreli ve yaygın bir biçimde yürütülmekte olan vekaleten ve tedviren görevlendirmelere son verilerek, bu şekilde merkez ve taşra teşkilatında bulunan tüm yönetim kadrolarına bir an önce asaleten atamalar yapılmalı; vekalet ve tedvir uygulaması mevzuatın öngördüğü sınırlı hallerde, geçicilik özelliğine riayet edilerek yürütülmelidir.
-SSK ve BAĞ-KUR için hazırlanan Tam Otomasyon (T5) projeleri ile ilgili olarak; Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ile DPT arasında, projelerin kapsamı, içeriği, finansmanı, diğer kamu kuruluşlarıyla ilgilendirilmesi ve uygulama zamanı başta olmak üzere, çok çeşitli yönlerden ortaya çıkan görüş ayrılıklarından kaynaklanan sorunlar bir an önce çözüme kavuşturulmalıdır.
-İşsizlik sigortası uygulamasında, çalışanların SSK primine esas ücretlerinin tamamı üzerinden işsizlik sigortası prim kesintisi yapıldığı, bu nedenle sigortalı işsizlere yapılan işsizlik yardımının, ödenen primlerle paralellik arz etmesi gerektiği hususu dikkate alınarak; İşsizlik Sigortası Fonu’nun mali kaynaklarındaki artışlar ve portföyündeki gelişmeler çerçevesinde, işsizlik yardımındaki mevcut asgari ücret sınırlaması yeniden gözden geçirilmelidir.
C- FONLARLA İLGİLİ SORUNLAR VE ÖNERİLER
1-Sorunlar :
-Ekonomide çok önemli roller üstlenen bazı fonların, bütçe kapsamına alınarak, toplanan paraların büyük ölçüde bütçe içinde tutulması, harcamaların genel bütçede ayrılan ödeneklerle sınırlandırılması ve kuruluş amaçlarına yönelik kullanımlar için kendilerine yeterli ödenek ayrılmaması sonucu fonksiyonları giderek azalmış ve 2001 yıl sonu itibariyle de çoğu fonun tasfiyesi kararlaştırılmıştır.
Fonlardan bütçeye, hazineye ve diğer fonlara yapılan kaynak transferleri ve mali katkılar, fon kaynaklarının ve ödeneklerinin tamamının kendi işlevlerine uygun projelerde kullanılmasını engellemiş; fonların yatırım projelerinde ve harcamalarında büyük ölçüde kesintiler yapılmasına neden olmuştur.
-Fon sayısındaki artış, Bütçe içi ve dışı fonların harcamalarındaki genişleme, Genel Bütçe birliğini ve mali disiplini olumsuz yönde etkilemiş, kamu finansman açıkları büyümüştür.
2-Öneriler :
-Uygulanmakta olan “Ekonomik Program” uyarınca varlığını sürdürmesi öngörülen bütçe dışı fonların şeffaflığının artırabilmesi için yasal düzenlemeler yapılmalı; fonların gelir ve giderleri genel bütçe ilkeleri çerçevesinde belirlenmeli; özellikle fonlardan yapılacak kaynak ve ödenek aktarımlarına ilişkin usul ve esasları ayrıntılı olarak içeren fon yönetmelikleri çıkarılmalı; bu fonların Avrupa Birliği standartlarına göre yeniden yapılandırılması ve kurumsallaştırılmasının sağlanması için gerekli hukuki alt yapı hazırlanmalıdır.
-Kalan fonlardan finanse edilecek projeler önceden bilimsel araştırmaya dayandırılmalı, fon faaliyetlerinde; ülke ekonomisine teknoloji transferi, üretim, istihdam ve katma değer sağlayıcı yeni projelere önem ve öncelik verilmelidir.
D- İŞTİRAKLERLE İLGİLİ SORUNLAR VE ÖNERİLER
1-Sorunlar :
-Tasfiye halindeki kuruluşlar dahil 66 iştirakteki KİT, bağlı ortaklık ve sosyal güvenlik kuruluşlarının payı %15'in altında bulunmaktadır. Bu durum 233 sayılı KHK hükümlerine aykırılık oluşturması yanında iştirakçi kuruluşların, bu şirketlerin yönetiminde temsil edilmelerini önlediğinden kamu menfaatlerinin korunmasını da güçleştirmektedir.
-Yabancı sermayeli kuruluşlar ile tasfiye halindeki kuruluşlar hariç 24 adet iştirakte birden fazla KİT veya bağlı ortaklığın iştirak payı bulunmaktadır. 233 sayılı KHK'nın geçici 3 üncü maddesini tadil eden 308 sayılı KHK'nın 15 inci maddesinde "Hazine'nin veya çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarının mevcut iştiraklerdeki hisseleri, iştirakin faaliyet alanına en yakın teşebbüslere veya bağlı ortaklıklara on yıl içinde devredilebilir" hükmüne yer verilmesine karşılık bu konuda önemli bir gelişme kaydedilmemiştir. Aynı iştirake birden fazla kamu kuruluşunun iştirak etmesi bu kuruluşların paylarının yeterince temsil edilmesini engellemektedir.
-Birden fazla KİT, bağlı ortaklık veya sosyal güvenlik kuruluşunun iştiraki sonucu kamu payı %50'nin üzerine çıkan şirketlerde yönetim ve ekonomik işletmecilik açısından nasıl bir yol izleneceği açıklığa kavuşturulamamıştır.
2-Öneriler :
-Kamu payı %15 oranının altında bulunan iştirak payları öncelikle elden çıkarılmalıdır.
-233 sayılı KHK'nın geçici 3 üncü maddesini tadil eden 308 sayılı KHK'nın 15 inci maddesindeki hükümlerin mümkün olduğu ölçüde yerine getirilmesi için; zorunlu nedenlerle sahip olunan ve faaliyet alanı ile ilgili olmayan iştirakler süratle elden çıkarılmalı veya faaliyet alanı ile ilgili kuruluşlara devredilmeli, söz konusu kuruluşların yeniden yapılandırılarak yaşatılmasına yönelik oluşumlardan kesinlikle kaçınılmalıdır.
-Birden fazla sayıda KİT'in
iştiraki sonucu sermayelerindeki kamu payı %50 oranının üstünde olan kuruluşların
hukuki statüsünü düzenleyen 233 sayılı KHK ile bunların özelleştirilmelerini
düzenleyen 4046 sayılı Kanun hükümleri dışında faaliyet gösteren şirketlerin
hukuki statüleri belirlenmelidir.