Untitled

  • ANASAYFA
  • KURUMSAL
  • DENETİM PORTFÖYÜ
  • DENETİM SÜRECİ
  • YÜKSEK DENETİM
  • MEVZUAT
  • YAYINLAR
  • FAALİYET RAPORU

TBMM

 

 
 
 

 

 

 

 

 

 


GENEL VE ORTAK SORUNLAR İLE ÖNERİLER

A- Hukuki Durumla İlgili Sorunlar ve Öneriler:

1- Sorunlar:

-1983 yılına kadar, KİT’lerle ilgili genel düzenlemelerin kanunla yapılması ve KİT’lerin kanunla kurulması yöntemi benimsenmiş iken, bu tarihten sonra yapılan düzenlemelerde, kanunların yerini KHK’lar almış, mevcut KİT’lerin kuruluşları hakkındaki kanunlar yürürlükten kaldırılarak, yerine ana statüler yürürlüğe konulmuş ve yeni KİT kurma yetkisi Bakanlar Kurulu’na verilmiştir. Bu değişikliklerle kamu kaynaklarının KİT’ler eli ile kullanılmasındaki yetki, yasama organından yürütme organına geçmiştir.

Anayasa’nın KİT’lerin denetimine ilişkin 165 inci maddesinde, sermayesinin yarısından fazlası doğrudan veya dolaylı olarak Devlete ait olan kamu kuruluş ve ortaklıklarının KİT kapsamı içerisinde değerlendirilmesine ve hiç bir ayırım gözetilmeksizin çıkarılacak kanun çerçevesinde TBMM’ce denetlenmeleri öngörülmesine karşın, Anayasanın bu hükmü uyarınca çıkarılan 3346 sayılı Kanunun yanı sıra KİT’lerle ilgili çerçeve mevzuat niteliğindeki 233 sayılı KHK ile de; kamu kaynaklarını kullanmak suretiyle işletmecilik yapan genel ve katma bütçeli idarelerle, mahalli idarelere ait olan bazı kuruluşlar ve özellikle, belediyelerce kurulan ve giderek yaygınlaşma eğilimi gösteren belediye iktisadi teşebbüsleri (BİT) kapsam dışında bırakılmıştır. Ayrıca, KİT tanımına giren bazı kuruluşlar için istisna hükümleri getirilmek suretiyle kapsam daha da daraltılmıştır. Arızî nedenlerle sermayesindeki kamu payı yüzde ellinin üzerine çıkmış olup, mevzuatta öngörülmüş olmasına karşılık, bağlı ortaklık statüsüne dönüştürülmemiş durumdaki iştirakler ile 4046 sayılı Kanuna göre özelleştirme programına alınan KİT’ler de KİT statüsünden farklı bir statüde yönetilmektedirler.

Son olarak, 15.11.2000 tarihinde kabul edilen 4603 sayılı Kanunla, T.C.Ziraat Bankası, T.Halk Bankası A.Ş. ve T.Emlak Bankası A.Ş., özelleştirilmeye hazırlanmalarını sağlayacak şekilde yeniden yapılandırılmaları ve hisselerinin tamamına kadarının özel hukuk hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişilere satışının gerçekleştirilmesi amacıyla KİT mevzuatı dışına çıkarılmışlardır.

Sermayelerinin yarıdan fazlası kamuya ait kuruluşların farklı mevzuat ve statülerde faaliyette bulunması, Devlet’in ekonomideki payının bir bütünlük içerisinde yönetilmesine ve değerlendirilmesine olanak vermemektedir.

-Özellikle özelleştirme maksadına yönelik bir yaklaşım olarak kuruluşların müessese veya işletmelerinin, anonim şirket haline getirildiği gözlenmektedir. 4046 sayılı Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra işletme, müessese ve kuruluş düzeyinde özelleştirme yapılması imkanı sağlandığı için yukarıdaki yaklaşıma gerek kalmamıştır. Bu uygulama sonucu oluşan şirketlerde yönetim ve denetim kurullarının, yasaların tanıdığı en üst sayıda üyeden oluşturulduğu, bu durumun kuruluşlara ek yükler getirdiği görülmektedir.

-KİT’lerin kendilerine bağlı işletme ve müesseselerini, T.Ticaret Kanunu'nun 277 nci maddesinde öngörülen beş kurucu şartını yerine getirmek için, kendi üst düzey yöneticilerinden 4’ünün sermayeye sembolik bir katılımını sağlayarak anonim şirket statüsüne dönüştürmelerinin çoğu kez kuruluşların gerçek bir ihtiyacından kaynaklanmadığı görülmektedir.

Yöneticilerin şirket sermayesine katılımı suretiyle oluşturulan anonim şirketlerde katılınan sermaye tutarlarının çok sembolik olduğu, bu sembolik tutarların da kişilerden tüm haklarını ana kuruluşa devrettiğine dair taahhütname alınarak kuruluş tarafından ödendiği ve tüm haklarının kuruluş tarafından kullanıldığı dikkate alındığında; T.Ticaret Kanunu'nda öngörülen beş kurucu şartının gerçek anlamda yerine getirilmediği görülmektedir.

2- Öneriler:

-Kamu iktisadi teşebbüsleri, Anayasanın 165 inci maddesine paralel olarak sermayelerinin yarısından fazlası doğrudan veya dolaylı olarak Devlete ait kamu kurum ve kuruluşları ve ortaklıklarının tümünü kapsayacak şekilde yeniden tanımlanmalı ve KİT’lerle ilgili tüm düzenlemeler tek bir kanunda toplanmalıdır.

-Sermayesinin yarısından fazlası tek başına bir KİT’e ait olan şirketler 233 sayılı KHK’de bağlı ortaklık olarak tanımlanmasına karşın, sermayesinin yarısından fazlası birden fazla KİT’e ait olup faaliyetini tümüyle özel hukuk hükümlerine göre sürdüren şirketlerin hukuki yapısının KİT mevzuatı ile uyumlu hale getirilmesi suretiyle mevzuata aykırı uygulamalara son verilmelidir.

-4046 sayılı Kanunun getirdiği imkanlar da dikkate alınarak özelleştirme maksadıyla sadece biçimsel anlamda anonim şirketler oluşturulması yerine, zorunluluk olmadıkça birimlerin mevcut durumlarıyla özelleştirilmesine gidilmeli, gereksiz harcamalara sebebiyet veren yönetim ve denetim kurullarının oluşturulmasından kaçınılmalıdır.

-Özelleştirme programında bulunmayan ve önceliği de olmayan KİT'lerin bünyesinde işletme veya müessese olarak faaliyet göstermekte iken, anonim şirket haline getirilen kuruluşların, tekrar eski statülerine dönüştürülmek suretiyle; T.Ticaret Kanunu ile 233 sayılı KHK'ye uygun düşmeyen yapıları sona erdirilmelidir.

B- Organizasyon ve Yönetimle İlgili Sorunlar ve Öneriler:

1- Sorunlar:

-Ülkenin ihtiyaç duyduğu mal ve hizmetleri üretmek üzere kurulan KİT’lerin  kuruluş amaçlarından biri de, kuruldukları yörelerde ticareti canlandırmak ve sanayinin gelişmesine katkıda bulunmaktır. Hal böyle iken, zaman içinde KİT’lerin esas amaçları dışında gereksiz yere büyüdüğü görülmüştür. Bugün, birçok KİT’te esas çalışma konusunun yanı sıra, personel taşımacılığı, kamp, misafirhane ve lokanta işletmeciliği, oto tamiri, torna tezgahları gibi özel teşebbüsün çok daha ucuza görebileceği iş ve hizmetlerin kuruluşlar tarafından oluşturulan birimlerce gördürülmeye çalışıldığı, bu organizasyonların da geniş ve aşırı tutulduğu görülmektedir.

Zamanında bir ihtiyaçtan kaynaklandığı için kurulduğu halde, günümüzde dışardan daha ucuza sağlanacak hizmetlerin bünye içerisinde üretilmesi, fazla istihdama ve gereksiz maliyet artışlarına yol açtığı gibi, aynı zamanda kuruluşların kuruldukları bölgenin sosyo-ekonomik yapısına olan katkılarını da azaltmaktadır.

-Genel olarak norm kadrolar belirlenmemiş ve istihdam edilen personelin nitelikleri saptanmamıştır. Bu durum, özellikle 1970 yılında, KİT’lerde çalışan idari ve teknik personelin mali haklarının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile ilgilendirilmesinden sonra yapılan bazı uygulamalar, hiç bir bilimsel veriye dayanmaksızın personele parasal haklar sağlamaya yönelik olarak yeni birimler oluşturulmasına, kadro ve unvanlar ihdas edilmesine neden olmuştur. Gereksiz birim, kadro ve unvanlar, bir yandan özellikle merkez teşkilatında aşırı istihdama, diğer yandan da koordinasyonun aksamasına ve birimler arasında görev ve yetki çatışmalarına yol açmaktadır.

-Kuruluşlarından itibaren KİT’lerin “ekonomik gereklere göre özerk bir tarzda” yönetilmeleri gereği üzerinde önemle durulmasına ve bu husus mevzuatta da sürekli olarak yer almasına rağmen, uygulamada, özerklik ilkesiyle bağdaşmayan müdahalelerin yapılageldiği görülmektedir.

-Mevzuatta yerinden yönetim ilkesine ağırlık verilmiş ve bu bağlamda, KİT’lerin mal ve hizmet üreten birimleri, tüzel kişiliği haiz müessese ve bağlı ortaklık statüsünde teşkilatlandırılmış olmakla birlikte, ana teşebbüslerin bu kuruluşlar üzerindeki merkeziyetçi uygulamalarının devam ettiği görülmektedir.

-Yönetim kurullarının oluşumunda, yasal gereklilik, gerekli bilgi birikimi ve deneyimin ön planda tutulması gerekmesine karşın, yönetim kurullarına yapılan üye atamalarında zaman zaman  bu hususlara yeterince özen gösterilmemektedir.

-Üst düzey yöneticilerin atanmalarında ve görev değişikliklerinde objektif kriterlere dayalı performans değerlemelerine yer verilmemesi, yönetimde istikrarsızlığa ve doğal olarak, orta ve uzun vadeli plan ve programların yapılamamasına, yapılanların ise uygulanamamasına neden olmaktadır.

2- Öneriler:

-Kuruluşların kuruluş amaçları dışında ve modern işletmecilik ilkelerine aykırı olarak oluşturulan birimleri tasfiye edilerek, piyasadan daha ucuza sağlanabilecek yan ve destek hizmetler piyasa ekonomisi koşullarında dışarıdan sağlanmalı, her KİT’in organizasyon şeması, esas çalışma konusuna uygun şekilde ve bilimsel verilere dayalı olarak yeniden düzenlenmeli ve teşkilat yapısının, personele parasal haklar sağlamak amacıyla şekillendirilmesinden kaçınılmalıdır.

-KİT'lerin mevzuatta öngörüldüğü şekilde, tamamen ekonomik gereklere ve çağdaş işletmecilik tekniklerine göre, müdahaleden uzak ve özerk bir tarzda çalışmalarına imkan tanınmalıdır.

-Yerinden yönetim ve yetki devri ilkelerine önem verilmeli, öncelikle bağlı ortaklık ve müesseseye verilen yetkiler, doğrudan ve dolaylı olarak ana teşebbüsçe kullanılmamalıdır.

-Yönetim kurulları ve diğer üst düzey yöneticilerinin atanmalarında, yasal gerekliliklerin yanı sıra bilgi ve deneyime yeterince özen gösterilmeli, atama, görevlendirme ve görevden almada objektif ölçütlere göre değerlendirilen performans esas alınmalıdır.

C- Denetimle İlgili Sorunlar ve Öneriler:

1- Sorunlar:

-Kuruldukları yıllardan itibaren, ülke gündemindeki yerini koruyan ve çeşitli yönleriyle tartışıla gelen ve sanayinin yapılanmasında önemli derecede rol oynayan kamu iktisadi teşebbüsleri ile ilgili olarak yapılan yasal düzenlemelerde, KİT tanımı ve kapsamında birlik sağlanamamıştır. KİT’lerce yapılan ve görülen işlevler, doğal olarak bunların diğer Devlet kuruluşlarından farklı usul ve esaslarla denetlenmelerini zorunlu kılmıştır. Bu nedenle de, KİT’lerin tanımı ve kapsamındaki faklılıklar doğal olarak bunların denetimlerine de yansımaktadır.

1982 Anayasası’nda KİT’lerin sadece TBMM’nin denetimine tabi olduğunun belirtilmesiyle yetinilmeyerek KİT’lerin bir tanımlaması da yapılmıştır. Anayasa’da yer alan kamu iktisadi teşebbüsü tanımı ile Kamu İktisadi Teşebbüslerinin ve Fonların TBMM’ce Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında 3346 sayılı Kanunda ve Kamu İktisadi Teşebbüsleri Hakkında 233 sayılı KHK’de yer alan KİT tanımları arasında farklılıklar bulunmaktadır. Bu nedenle 3346 sayılı Kanun gereği TBMM’nin denetimine giren Acıpayam Selüloz San.ve Tic.A.Ş., Uşak Seramik San.A.Ş., Kalkınma Menkul Değerler A.Ş. gibi bazı kuruluşlar, Başbakanlık YDK’nın denetimi dışında kalmıştır. Denetim dışında kalan bu kuruluşların denetimi, KİT Komisyonu’nca alınan bir karar üzerine Başbakanlığın görevlendirmesi ile YDK’ya verilmek suretiyle, 3346 sayılı Kanun gereği TBMM’nin denetimine tabi olan KİT’lerin aynı zamanda YDK’nın denetimine de tabi olması sağlanmıştır.

Sermayesinin yarıdan fazlası kamuya ait olan bazı kuruluşlar (T.C. Merkez Bankası, Mahalli İdarelerin ve Kamu kurum niteliğindeki meslek kuruluşlarının ödenmiş sermayesinin yarısından fazlasını sağladıkları kurumlar ile bu kurumların ödenmiş sermayesinin yarısından fazlasını sağladıkları kurumlar) 3346 sayılı Kanun’la TBMM’nin denetimi dışında tutulurken, bazı kuruluşlar da (Atatürk Orman Çiftliği, T.C. Merkez Bankası, Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları T.A.Ş., Türkiye İş Bankası A.Ş.( 31.12.1999 tarihi itibariyle kamu payı %0,09’a düşmüştür), Devlet Sanayi ve İşçi Yatırım Bankası (Türkiye Kalkınma Bankası), İller Bankası Genel Müdürlüğü ile İl Özel İdareleri ve Belediyelerin sermayelerinin yarısından fazlasına tek başına veya birlikte sahip oldukları iktisadi teşebbüsler 233 sayılı KHK’nin kapsamı dışında tutulmuşlardır.

Son olarak 15.11.2000 tarihinde çıkarılan 4603 sayılı Kanunla T.C.Ziraat Bankası, T.Halk Bankası A.Ş. ve T.Emlak Bankası A.Ş. de YDK ve TBMM’nin denetimi dışına çıkarılarak, bu kuruluşların denetiminin bağımsız denetim kuruluşlarınca yapılması, denetim sonuçlarının kendi genel kurullarına sunulması esası getirilmiştir. Bu düzenleme, KİT’lerin Türkiye Büyük Millet Meclisince denetlenmesini zorunlu kılan Anayasa’nın 165 inci maddesine aykırı olduğu gibi, ekonomik denetimin bütünlüğü açısından da olumsuz bir gelişme olmuştur.

03.07.2001 tarih ve 24451 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4684 sayılı Kanunla; 4603 sayılı Kanun’un 1 inci maddesinde yer alan “3346 sayılı Kamu İktisadi Teşebbüsleri ile Fonların Türkiye Büyük Millet Meclisince Denetlenmesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna tabi değildir.” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

233 sayılı KHK’nın kapsamı dışında tutulan kuruluşlardan Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Atatürk Orman Çiftliği ve T.Kalkınma Bankası kendi özel kanunları ile; MTA, EİEİ  ve İller Bankası ise TBMM KİT Komisyonu’nun kararı ile Başbakanlık YDK’nın denetimine tabi tutulmuşlardır.

Öte yandan 3332 sayılı Kanunun verdiği yetkiye dayanılarak Bakanlar Kurulu’nun 17.6.1987 tarih ve 87/11914 sayılı kararı ile Devlet Yatırım Bankası’nın yeniden düzenlenmesi suretiyle kurulan T.İhracat Kredi Bankası A.Ş. (EXİMBANK)’nin sermayesinin en az %51’inin Hazine’ye ait olması öngörülmüş olması nedeniyle, Anayasa ve 3346 sayılı Kanun gereğince TBMM’nin denetimine tabi olması gerekmektedir. Ancak söz konusu Banka, TBMM’ce denetlenmediği gibi YDK’nın denetimine de tabi bulunmamaktadır.

-3346 sayılı Kanun'un 9 uncu maddesi gereğince genel kurulları T.Ticaret Kanunu'na veya özel kanunlarına tabi şirket ve kurumların bilanço ve netice hesaplarının ibra edilmesi veya edilmemesi hususunda TBMM Genel Kurulunda karar verilmemekte, bu raporlar sadece genel görüşme konusu yapılmaktadır. Özelleştirme programında bulunan kuruluşlar ile müessese ve işletmelerini bağlı ortaklık statüsüne dönüştüren KİT'lerde diğer ortakların paylarının çok sembolik olması nedeniyle ana kuruluşun genel kurullarda tek kişi ile temsil edilmesi, daha önce TBMM'de olan ibra etme veya etmeme yetkisinin sermayeye hakim olan kuruluşa geçmesine neden olmaktadır.

-KİT’lerin TBMM tarafından denetlenmesinde zaman zaman gecikmeler meydana gelmekte, bu nedenle, bilanço ile kâr ve zarar hesaplarının kamuya açıklanmasında, yönetim kurullarının aklanması ve aklanmaması kararının verilmesinde de gecikmeler ortaya çıkmakta, bu durum denetimin güncelliğini ve etkinliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Öte yandan ibra edilmeyen yönetim kurulları hakkında genel hükümlere göre işlem yapılması yanında idarî olarak nasıl bir işlem yapılacağı konusu yasalarla düzenlenmemiştir.

-Bir ihtisas kuruluşu olan Başbakanlık YDK’nın yıllık denetim raporlarında yer alan, KİT’lerin ekonomik gereklere göre daha verimli ve kârlı bir şekilde çalışmalarını sağlamaya yönelik önerilerinden uygulamada yeterince yararlanılmadığı görülmektedir.

-Başbakanlık YDK raporlarında yer alan ve ilgili bakanlıklarca yerine getirilmesi gereken çeşitli konularla ilgili soruşturma ve inceleme isteklerinin yerine getirilmesi zaman zaman gecikmekte ve zamanında sonuçlandırılmamaktadır.

-233 sayılı KHK ile ilgili bakanlıklara verilen gözetim ve denetim yetkisinin, kuruluşların görev ve yetkilerini daraltmayacak ve normal faaliyetlerini aksatmayacak şekilde kullanılması öngörülmüş olmasına karşın, tatbikatta kuruluşların ekonomik gereklere göre çalışmasını engelleyici müdahalelere sık sık rastlanmaktadır.

2- Öneriler:

-Anayasanın 165 inci maddesinde tanımlanan tüm kamu iktisadi teşebbüslerinin ve il özel idareleri ile belediyelerin sermayelerinin yarısından fazlasına sahip oldukları iktisadi teşebbüslerin TBMM’nin denetimine tabi tutulması sağlanarak, EXİMBANK, il özel idareleri ve belediyelerin sermayelerinin yarısından fazlasına tek başına veya birlikte sahip oldukları iktisadi teşebbüsler, fonlar gibi TBMM’nin denetimine tabi olması gereken bazı kuruluşların denetim dışında bırakılması şeklindeki istisnai uygulamalardan kaçınılmalıdır.

-KİT bünyesinde işletme veya müessese olarak faaliyet göstermekte iken, gerçek bir ihtiyaçtan kaynaklanmadığı halde bağlı şirket haline getirilen kuruluşların, tekrar eski statülerine dönüştürülmek suretiyle; T.Ticaret Kanunu ile 233 sayılı KHK'ye uygun düşmeyen yapıları sona erdirilerek TBMM'ce ibralarına imkan sağlanmalıdır.

-KİT’lerin TBMM tarafından denetiminde ibra edilmeyen yönetim kurulları hakkında genel hükümlere göre işlem yapılması yanında idarî olarak yapılması gerekli işlemler konusunda da yasal düzenlemelere gidilmelidir.

-Başbakanlık YDK raporlarında yer alan ve KİT’lerin faaliyetlerini yasal, ekonomik gereklere, kârlılık ve verimlilik esaslarına uygun bir tarzda sürdürmelerine yönelik önerilerin daha dikkatle değerlendirilmesi konusunda etkin önlemler alınmalıdır.

-Başbakanlık YDK’ca yapılan denetimler sonucu  düzenlenen raporlarda yer alan ve ilgili bakanlıklarca yapılması istenen soruşturma ve incelemelerin, konuların güncelliği kaybolmadan süratle sonuçlandırılması ve ayrıca konunun yeterince değerlendirilebilmesi açısından, inceleme ve/veya soruşturma sonucunda düzenlenen raporların YDK’ya da gönderilmesi sağlanmalıdır.

-İlgili bakanlıkların KİT’ler üzerindeki denetim ve gözetim yetkilerinin, bu kuruluşların görev ve yetkilerini daraltmayacak ve normal faaliyetlerini aksatmayacak şekilde kullanılmasına özen gösterilmelidir.

D-İstihdamla  İlgili Sorunlar ve Öneriler :

1. Sorunlar

-KİT’lerde değişik statülerde personel çalıştırılması ile işçi, memur-sözleşmeli personel ayrımının tam olarak yapılmamış olması ve 399 sayılı KHK ile belirlenen görevlerde 1475 sayılı İş Kanunu’na tabi personel çalıştırılmasının önlenememiş olmasının sonucu olarak aynı ve benzer nitelikteki hizmetlerin değişik statülerde çalışan personele gördürülmesi ve dolayısıyla değişik imkanlar sağlanması, personel arasında ayırım yaratmakta ve verimliliği olumsuz yönde etkilemektedir.

-Kuruluşların organizasyon  yapılarının ekonomik gereklere ve faaliyet amaçlarına uygun düşmeyen bir nitelik arz etmesi ve sık sık değişikliğe uğraması, kadroların değişmesine neden olmakta, bu durum ise personel yönetimi üzerinde olumsuz etkiler yaratmaktadır.

-Bilimsel yöntemlerle hazırlanmış norm kadroların bulunmaması; personel ihtiyacının isabetli bir şekilde tespitini ve işin niteliğine uygun eleman seçimini güçleştirmekte, mevcut kadroların ihtiyaca göre dağılımını da olumsuz yönde etkilemektedir.

-İş değerlendirmesine dayalı bir ücret sisteminin olmayışı, personel giderleri ile üretim tutarı arasında sağlıklı bir ilişkinin kurulmasını önlemektedir. Nitekim, amacı; kalifiye personeli daha iyi ücretle çalıştırmak, KİT’lerden kalifiye personel kaçışını önlemek, çalışana daha iyi ücret ödeyerek çalışmayı teşvik etmek ve verimliliği artırmak  olan sözleşmeli personel uygulamasının mevcut personele daha fazla ücret ödenmesi şeklinde başlaması, daha sonra da seyyanen verilen zamlar dışında başkaca bir değerlendirmeye yer verilmemesi ve toplu iş sözleşmelerinde seyyanen yapılan zamların ağırlık kazanması ücret dengesini ve verimliliği olumsuz yönde etkilemektedir.

-1984 yılından itibaren uygulanan ülke ekonomisi içindeki kamu payının küçültülmesine yönelik politikaların bir sonucu olarak kuruluşların bir kısım tesislerinde ortaya çıkan ihtiyaç fazlası personelin gerekli olan yerlere naklinde karşılaşılan güçlükler ve personel alımına getirilen kısıtlamalar nedeniyle; süreklilik arz eden işlerde geçici işçilerin daimi olarak istihdamı, yine sürekli  işlerde ve bürolarda müteahhit vasıtasıyla temin edilen işçilerin çalıştırılması uygulaması yaygınlaştırılmıştır. Tamamen mevzuat dışı olan bu uygulama sonucunda, müteahhit işçilerin toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlanmak amacıyla açtıkları davaları kazanmaları ile ödenen tazminatlar da kuruluşlara ek yükler getirmektedir.

-2320 sayılı Kanun’la değişik 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14 üncü maddesi gereğince özel bir kanunla düzenlenmesi öngörülen “Kıdem Tazminatı Fonu”nun tesis edilmemiş olması kuruluşların mali yönden sıkıntıya düşmelerinde etkin olmaktadır.

-Emekli personele SSK tarafından ödenen sosyal yardım zammının, yalnızca KİT’ler için getirilen bir zorunluluk olarak, kuruluşlarca SSK’ya ödenmesi kamu kuruluşları ile özel sektör kuruluşları arasında ayrıcalık yarattığı gibi mali yönden de KİT’lerin yaşadığı sıkıntıları arttırmaktadır.

Sosyal yardım zammı tutarı, 08.09.1999 tarih ve 4447 sayılı Kanunla 4.690 bin lira olarak dondurulmuş olduğundan, yıllar itibariyle kişi başına düşen sosyal yardım zammı yükü artmayacak olmasına karşılık, emekli maaşı alanların sayısındaki artış kamu kuruluşları aleyhine olan durumun devam etmesine neden olmaktadır.

-Hizmet içi eğitim faaliyetlerine ve eğitim faaliyetlerinin sonuçlarının değerlendirilmesine gereken önem verilmemektedir.

-Özelleştirme kapsamına alınan kuruluşlarda, özelleştirme işlemlerinin uzaması personel üzerinde olumsuz etkiler bırakarak, verimliliğin ve iş disiplininin menfi yönde etkilenmesine neden olabilmektedir. Yine özelleştirme kapsamındaki kuruluşlarda personelin mali hakları yanında, atama ve terfilerinin genel uygulama dışında olması bu kuruluşlar açısından sorunları da beraberinde getirmektedir.

-Çok sık değiştirilen yönetim kademesi, yönetim performansını düşürmekte ve kuruluşların idari ve mali yapılarını olumsuz yönde etkilemektedir. Yine Müessese ve işletme statülerinin Şirket statüsüne dönüştürülmesi ise yeni yönetim organlarının oluşumunu gerektirmekte, bu yapısal değişimde yeni maliyetleri beraberinde getirmektedir.

2. Öneriler

-KİT’lerin tamamına uygulanmak üzere, karlılık ve verimlilik prensiplerine uygun teşvik edici, işgücü planlamasına, liyakat ve eğitime önem veren bir personel rejimi düzenlenerek işçi-memur-sözleşmeli personel ayrımı ve kapsamı açık ve net olarak belirlenmeli; 399 sayılı KHK ile belirlenen görevlerde 1475 sayılı İş Kanunu’na tabi personel istihdamını önleyici tedbirler alınmalıdır.

-Kuruluşların modern işletmecilik ilkelerine uygun bir şekilde teşkilatlanmaları sağlanmalı; faaliyet amacına ve ihtiyaca uygun düşmeyen  organizasyon ve kadro değişikliklerinden kaçınılmalıdır.

-Bakanlar Kurulu’nun 06.11.2000 tarih ve 2000/1658 kararı gereğince; KİT'lerde (ve diğer kamu kuruluşlarında) bilimsel esaslara dayalı  norm kadroları tespit etmek üzere başlatılmış olan çalışmalar etkinlikle sürdürülerek bir an önce sonuçlandırılmalı, faaliyetlerin en uygun sayı ve nitelikte personelle yürütülmesi sağlanmalıdır.

-Personel ücret politikası,  yapılacak iş değerlemesi sonuçlarına göre belirlenmeli, özellikle aynı ya da benzer işi yapan personel arasındaki ücret farklılıkları giderilerek dengeli ve teşvik edici bir ücret sistemi oluşturulmalı; toplu iş sözleşmelerinde, ücret artışlarının  seyyanen  zamlarla belirlenmesi yerine, üretim ve verimlilikle  ilgilendirilmek suretiyle dengeli bir şekilde yapılması yönünde gerekli düzenlemelere gidilmelidir.

-Personel alımına yönelik kısıtlamalar özellikle üretim hattında çalışan kalifiye personel ihtiyacını karşılamaya imkan verecek şekilde yeniden düzenlenmeli, daimi kadrolarda geçici işçi, süreklilik arz eden işlerde (yardımcı hizmetler hariç) ve bürolarda Genel Yatırım ve Finansman Programlarında belirlenen esaslara aykırı olarak, müteahhitler vasıtasıyla temin edilen işçilerin çalıştırılması uygulamasına son verilmelidir.

-1475 sayılı İş Kanunu’nun 14 üncü maddesinde; özel bir kanunla düzenlenmesi öngörülen “Kıdem Tazminatı Fonu”nun kurulması sağlanmalıdır.

-Sosyal Yardım Zammı ödemeleri ile ilgili olarak KİT’ler aleyhine yaratılan durum ortadan kaldırılmalıdır.

-Hizmet içi eğitim faaliyetlerine önem verilerek, personel verimini artırıcı tedbirler alınmalıdır.

-Kuruluşların özelleştirme kapsamına alınmasında ve özelleştirme işlemlerinin yürütülmesinde iş disiplinini ve verimliliği olumsuz yönde etkilemeyecek düzenlemeler yapılmalı, özelleştirme işlemlerinin ve kapsama alınacak kuruluşların makul bir zaman diliminde özelleştirilebilir nitelikte olmasına daha fazla özen gösterilmeli, özelleştirmenin gerçekleştirilmemesinden dolayı oluşan belirsizliklerin personel üzerindeki olumsuz etkisi ortadan kaldırılmalıdır.

-Özelleştirme kapsamındaki kuruluşların personelinin; atama, terfi ve diğer özlük hakları ile mali hakları konusunda getirilen tüm ayrıcalıklar kaldırılarak, bu personel de genel uygulama içinde değerlendirilmelidir.

-Yönetici kadrolarında istikrar sağlanmalı, üretim verimliliğine olumsuz etkisi olan nitelikli personel açığının kapatılması yanında, üretime ve verimliliğe katkısı olmayan personelin ihtiyaç duyulan başka birim ve kuruluşlarda değerlendirilmesi koşulları aranmalıdır.

E- Mali Durumla İlgili Sorunlar ve Öneriler :

 1- Sorunlar:

-KİT’lerin kullandığı kaynaklar içinde öz kaynaklar oranının giderek azalması sonucu işletme sermayesinin dışında bağlı değerlerin bir kısmının da yabancı kaynaklarla karşılanmak zorunda kalınması finansman yüklerinin giderek artmasına neden olmaktadır.

KİT ürünlerinde yapılan fiyat ayarlamaları ve sermaye ödemeleri finansman açısından olumlu katkı sağlamış olmasına karşılık, bazı KİT’lerin finansman sorunlarının giderilmesi ve mali durumlarının düzeltilmesi yönünde kalıcı bir çözüm getirilememiştir. Özellikle TTK ve TCDD gibi kuruluşlarda, sağlanan kaynaklar dönem zararlarının etkisiyle kısa bir süre sonra tüketilmektedir.

Destekleme alımı yapmakla görevlendirilen KİT’lerin ihtiyaç duydukları finansmanın yeterince sağlanamaması ve bu görevlerden doğan zararlara ilişkin alacakların Hazineden zamanında tahsil edilememesi, bu kuruluşların mali yapılarını olumsuz yönde etkilemektedir.

-KİT’lere tahsis edilen sermayenin, verilen görevlere göre yetersiz kalması ve taahhüt edilen sermayenin de zamanında ödenmemesi nedenleriyle, kısa ve uzun vadeli kaynak ihtiyacının yüksek faizli ticari banka kredileriyle karşılanması, kuruluşları kaçınılmaz olarak mali darboğazlara sürüklemektedir.

KİT’lerin alacaklarının tahsilindeki gecikmeler ve takiplerde yeterli etkinliğin sağlanamaması, finansman yükünün artmasının başka bir nedenini teşkil etmektedir.

Diğer taraftan KİT’lerde ekonomik gereklere uygun bir stok politikasının geliştirilmemiş olmasının yanı sıra zaten kıt olan kaynakların hareket görmeyen stoklara bağlanması, stoka yönelik üretim yapılması finansman yükünü arttırmakta, dolayısıyla mali yapının bozulmasına neden olmaktadır.

-Aşırı istihdam nedeniyle kuruluşlar yüksek maliyetle çalışmak zorunda kaldıklarından, bu durum mali durumu olumsuz yönde etkilemektedir. Diğer taraftan nitelikli personel yetersizliği nedeniyle işletme verimliliğinin düşmesi de kaynak yaratılması imkanlarını önemli ölçüde sınırlandırmaktadır.

B- Öneriler :

-Destekleme alımı yapmakla görevli kuruluşlara kampanya dönemlerinde gerekli finansman zamanında sağlanmalı ve kuruluşların görev zararlarından doğan alacakları Hazinece zamanında ödenmelidir.

-Kuruluşların ödenmemiş sermayelerinin ödenmesi, alacaklarının zamanın tahsil edilmesi sağlanmalı ve yüksek maliyetli stok birikimlerinin önlenmesi hususlarında etkin tedbirler uygulamaya konulmalıdır.

-Kuruluşların karlılık ve verimliliğini olumsuz yönde etkileyen aşırı istihdamın önlenmesine  yönelik tedbirler alınmalıdır.

F- İşletme Çalışmaları İle İlgili Sorunlar ve Öneriler :

1- Alımlar ve stoklarla ilgili sorunlar ve öneriler :

a) Sorunlar :

-Kuruluşların faaliyet hacmindeki ve piyasa şartlarındaki değişikliklere paralel olarak, alım yönetmeliklerinde ve alım organlarında gerekli düzenlemelerin yapılmaması, alımların maliyetini artırmakta veya aksamasına neden olabilmektedir.

-Alım programlarının sağlam verilere dayalı olarak yapılmaması veya üretim programındaki değişikliklerin alım programlarına yansıtılmaması nedeniyle zaman zaman  ödeneksiz harcamada bulunulduğu, bazı ek ödenek alımı ve ödenek aktarmalarının ise harcamadan sonra, hatta takip eden yılda yapıldığı görülmektedir.

-Alımlarla ilgili yönetmelik, şartname ve sözleşmeler arasında farklılıklar olması, malın teslimi sırasında ortaya çıkan anlaşmazlıkların çözümünü geciktirmekte, bu durum da zaten girdi ve kaynak sıkıntısı çeken kuruluşların maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır.

-Yeterli piyasa araştırması ve duyuru yapılmadan gerçekleştirilen alımlar, rekabet ortamında uygun fiyat oluşumunu etkilediği gibi, kuruluşların belirli firmaların ürün ve hizmetlerine bağlı kalmalarına neden olabilmektedir.

-Kuruluşların içinde bulundukları finansman darboğazı, toplu alımların avantajını ortadan kaldırdığı gibi, üretimde de aksamalara yol açabilmektedir.

-Kuruluşların ihtiyacı olan stok kontrol sistemlerinin  kurulmamış olması nedeniyle alım ihtiyaçlarının zamanında tespit edilememesi ve alım prosedürünün zamanında başlatılamaması, alımların ihtiyaç duyulan sürede neticelendirilmesini engellemekte, acil durumlarda gerçekleştirilen ekonomik olmayan alımlar ise maliyetleri olumsuz yönde etkilemektedir.

-KİT’ler arasında gerekli koordinasyonun sağlanmamış olması ve etkin stok kontrol sistemlerinin tamamlanamamış bulunması; kuruluşlar arası işbirliğini güçleştirmektedir. Bazı kuruluşlarda yıllardır hareket görmeyen ihtiyaç fazlası malzemelerin, ihtiyacı olan diğer kuruluşlara gönderilerek değerlendirilmesi imkanı sağlanamamaktadır.

-Özellikle destekleme alımı görevi verilmiş kuruluşlarda, gerçek bir ihtiyaca dayanmamasına rağmen alımların gerçekleştirilmesi, varlıklar içerisinde stokların payının artmasına neden olurken, genel olarak finansman yetersizliği olan ve maliyeti yüksek yabancı kaynak kullanan KİT’lerde karlılığı olumsuz yönde etkilemektedir.

b) Öneriler :

-Kuruluşların alım sürecindeki aksamalardan kaynaklanan maliyet artışlarından ve üretim darboğazlarından kurtarılabilmesi için, piyasalardaki gelişmelerin yakından takip edilerek mevcut yönetmelikler ve organizasyon yapıları kuruluşların ihtiyacına göre düzenlenmelidir.

-İşletme bütçelerinin ve alım ödeneklerinin kontrol fonksiyonunu yerine getirebilmesi için alım programlarının sağlam verilere dayalı olarak hazırlanmasının yanı sıra, üretim programındaki değişikliklerin alım programlarına yansıtılması ve yıl içindeki ödenek kullanımları yakından takip edilerek, ödenek aşımları veya ödeneksiz harcama yapılmamalıdır.

-Alım şartname ve sözleşmeleri yönetmeliklere uygun olarak hazırlanmalı, alım sürecinde yönetmelik, şartname ve sözleşmeler arasındaki farklılıklardan ortaya çıkan belirsizlikler ortadan kaldırılmalıdır.

-Alımlarda yeterli piyasa araştırılması yapılmalı ve ihalelere mümkün olan en çok satıcının katılımı sağlanmalıdır.

-Toplu alımların avantajından faydalanılabilmesi için kuruluşların ihtiyaç duydukları finansman zamanında temin edilmelidir.

-Kuruluşlarda etkin stok kontrol sistemleri kurularak, ihtiyaçlar zamanında tespit edilmeli ve alım prosedürünün zamanında başlatılması sağlanmalıdır.

-Etkin stok kontrol sistemlerinin KİT’ler arasında koordinasyon sağlanacak şekilde kullanılması suretiyle, başta ilk madde ve malzeme stokları olmak üzere diğer KİT’lerin ellerinde bulunan hareket görmeyen stokların değerlendirilmesine çalışılmalıdır.

-Destekleme alımı görevi verilmiş kuruluşlarda finansman sorununun çözümüne yönelik tedbirler alınmalıdır.

-Önceki yıllarda geçekleştirilen alımlardan kaynaklanan ve kullanılma alanı olmayan stokların, sürekli olarak stoklama giderlerine neden olduğu hususları da dikkate alınarak, bu stoklar hakkında bir karar verilmelidir.

2- Üretimle ilgili sorunlar ve öneriler:

a) Sorunlar:

-Devletçilik uygulamasının ağır bastığı 1930’lu yıllarda kurulmaya başlanan KİT’lerin sahip oldukları tesislerin önemli bir kısmı teknolojik bakımdan eskimiştir. 1980’li yılların başından bu yana genel olarak modernizasyon yatırımları yapılmayan bir çok KİT, teknolojilerinin eski olması nedeniyle serbest piyasa koşullarında rekabet edebilir kalite ve maliyette ürün üretememektedirler.

İthal ikamesi politikasına göre kurulan ve diğer ülkeler karşısında mukayeseli üstünlüğü olmayan ürünleri üreten bazı KİT’ler, 1980’li yıllardan sonra dışa açılan ekonomide, gümrük birliği sürecinin de etkisiyle, ithal ürünlerle kalite ve fiyat yönünden rekabet edememektedirler.

Bazı KİT’lerde daha kuruluş aşamasında yapılan fizibilite hataları, kuruluş yeri tercihlerinin ekonomik gereklere uygun olmaması, yatırım kararı ve teknoloji transferlerinde yapılan yanlışlıklar ile yatırım süresinin çok uzaması gibi etkenler rekabet gücü zayıf tesislerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

-KİT’lerde araştırma-geliştirme faaliyetlerine yeterince kaynak ayrılmamış,  dizayn mühendisliği, üretim planlaması, kalite kontrol, sistem analizi, değer analizi vb. verimi artıracak tekniklerle ürün geliştirme konularında yeterli gelişme sağlanamamıştır. Teknoloji geliştiremeyen ve know-how üretemeyen KİT’lerin, teknolojilerini sürekli olarak geliştiren şirketlerle serbest piyasa koşullarında rekabet imkanı giderek azalmaktadır.

-Özelleştirme kapsam ve programına alınan KİT’lerde özelleştirme sürecinin uzaması nedeniyle ortaya çıkan yetişmiş personel kaybı, çalışanlarda işi benimseme eksikliği, kısa sürede getiri sağlayacak küçük idame yatırımlarının yapılamaması vb. sorunlar, kapasite kullanımından, ürünün kalitesine kadar üretimin her aşamasını olumsuz yönde etkilemektedir.

-Bir çok KİT’de  finansman darboğazı nedeniyle modernizasyon ve rehabilitasyon yatırımları bir yana yeterli idame yatırımları dahi yapılamamaktadır.

-Çevre konusunun yeterince önemsenmediği yıllarda faaliyete geçen kuruluşlarda çevre kirliliğini önleyici yatırımların yapılmaması ve daha sonra yapılan arıtma tesislerinin yeterli etkinlikte olmaması veya kirlilik yükünün değişmesi gibi nedenlerle bazı kuruluşlar atık su ve baca gazlarıyla çevreyi kirletmektedirler.

-Türkiye’nin giderek artan elektrik enerjisi ihtiyacının karşılanması amacıyla, özel sermayenin katkısının sağlanması için “yap-işlet-devret”, “yap-işlet” ve “işletme hakkı devri” gibi yeni modeller geliştirilmiş,  ancak bu modellerde yaşanan ve hala devam eden hukuki sorunlar nedeniyle özel sektör katkısı beklenen seviyede olmamış ve enerji üretimi ağırlıklı olarak kamu kuruluşlarında kalmıştır. Elektrik enerjisi sektörüne tahsis edilen kaynakların yetersizliği ve yaratılan kaynakların önemli bir bölümünün özel üretici kuruluşlardan yüksek fiyatla alınan enerji için harcanması, üretimin ve üretim kapasitesinin artırılması hususunda darboğaz yaratmaktadır.

b) Öneriler:

-Gümrük birliği sonrası serbest piyasa koşullarında rekabete dayalı karlı ve verimli çalışma olanağı bulunmayan eski teknolojili, küçük ölçekli, üretim ve pazarlama sorunları olan, sosyal ve ekonomik etkinliğini yitirmiş işletmeler kısa zamanda özelleştirilmeli ve/veya tasfiye edilmelidir. Yine aynı şekilde KİT’lerin temel faaliyet konuları dışındaki üretimleri durdurulmalı ve bu tür tesisler de özelleştirilmeli veya tasfiye edilmelidir.

-KİT’lerde tüketim tercihlerine uygun, rekabet edebilir üretim olanakları araştırılmalı, verimliliği artırıcı çalışmalara ağırlık verilmeli, araştırma ve geliştirme çalışmaları için yeterli kaynak sağlanmalıdır.

-Özelleştirme kapsam ve programına alınan KİT’lerin en kısa sürede özelleştirilmesi sağlanarak, özelleştirme çalışmalarının uzaması nedeniyle sorunların ağırlaşmasına yol açılmamalıdır.

-Kamu işletmesi olarak faaliyetlerini sürdürmesinde yarar görülen kuruluşlar tespit edilerek, bu kuruluşlara ait  tesisler, bir program dahilinde ve bir an önce modernizasyon ve rehabilitasyona tabi tutulmalı, kalite ve maliyet sorunları çözümlenerek, toplam kalite ilkesinden hareketle hammaddeden nihai ürüne kadar kalite kontrol sistemleri geliştirilmeli, iç ve dış pazarlarda rekabet edebilir bir yapıya kavuşturulmalıdır.

-Atık su, baca gazı ve diğer atıklarıyla, “Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği”, “Hava Kalitesinin Korunması Yönetmeliği” ve diğer ilgili yönetmeliklerde öngörülen limitlerin üstünde kirlilik yaratan tesislerin çevreye olan olumsuz etkilerinin giderilmesi amacıyla gerekli yatırımlar yapılmalı, kurulan tesislerin işletilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.

-Elektrik enerjisi ihtiyacının zamanında ve daha güvenilir bir şekilde karşılanabilmesi için; projesi hazır olan santraller yatırım programına alınmalı, orta ve uzun dönem üretim planlamasında yerli kaynaklara dayalı projeler üzerinde önemle durulmalı, mevcut santrallerde üretim artışını amaçlayan rehabilitasyon çalışmaları hızlandırılmalı, santrallere yeterli miktar ve kalitede kömür verilmeli, santrallerde çevre sorunlarını önleyici gerekli yatırımlar yapılmalı ve yatırımlar için yeterli miktarda kaynak ayrılmalıdır.

-Araştırma geliştirme, teknoloji üretimi ve transferi ile hizmet içi eğitim konularına gereken önemin verilerek uygulamaya konulmalıdır.

3-Pazarlama İle İlgili Sorunlar ve Öneriler :

a) Sorunlar :

-KİT ürünlerinin kalitesini iyileştirici çalışmaların  yetersizliği ve bu konuda yeterli önlem alınmaması, öte yandan pazarlanan mal ve hizmetlerin alıcıların taleplerindeki değişmelere zamanında ve yeterince uygunluk gösterememesi, KİT satışlarının  azalmasına ve bu nedenle pazar payının küçülmesine sebep olmaktadır.

-KİT pazarlama birimlerinde bu konuda; bilgili, deneyimli ve yabancı dil bilen yeterli sayıda nitelikli personel bulunmaması, uygulanan  mevcut ücret sisteminin de nitelikli personel çalıştırmaya olanak tanımaması, bu birimlerin yetersiz kalmasında etkili olmaktadır.

-KİT’lerde reklam ve tanıtım araçlarının  tam etkili  olmaması, pazar araştırması, dağıtım kanalları, garanti verilmesi  gibi konularda modern pazarlama teknik ve yöntemlerine ağırlık verilmemektedir.

-KİT’lerin üretimlerini talebe bağlı olarak değiştirememeleri, yeni teknolojileri getirememeleri, esnek üretime geçebilen ve yeni teknolojileri uygulayan özel sektör ile rekabet edilememesine neden olmaktadır.

-Sektör yapıları itibariyle, tam zamanında üretim/sıfır stokla üretim sistemine geçebilecek KİT’lerin bu sisteme geçememeleri, geçenlerin ise sistemi uygulamada tam başarılı olamamaları, birim maliyetlerin düşürülmesini engellemekte, bu ise stok maliyetlerinin artmasına neden olarak birim maliyetlerin yükselmesine sebep olmaktadır. Bu durumun sonunda ise hem KİT ürünlerinin satış fiyatları yükselmekte hem de bu ürünlerin rakip ürünlerle rekabet şansı azalmaktadır.

-KİT’ler ürün maliyet artış hızını azaltıcı, piyasayı yakından izleyerek satış fiyat ve şartlarına esneklik kazandıracak, bayi satışlarında peşin sistemi uygulayacak, kampanyalı satışları doğru zamanlama ile yapacak önlemleri uygun zamanda alamamaktadırlar.

-Özellikle demir-çelik ve petrol ürünlerinde görüldüğü gibi, Doğu Avrupa, Bağımsız Devletler Topluluğu Ülkeleri ve Kuzey Irak’dan sınır-kıyı ticareti  yoluyla ya da dampingli fiyatlarla belli bir kalite ve standarda tabi olmadan yurda giren mallar haksız rekabet ortamı yaratarak KİT’lerin yurt içi satışlarını olumsuz yönde etkilemektedir.

-KİT iç ve dış pazarlama birimlerinin bu pazarlarda oluşan değişiklikleri ve taleplerdeki gelişmeleri zamanında ve yeterli düzeyde izleyecek etkinlikte olmamaları, diğer taraftan esnek üretim sistemi ile mamul çeşitlendirme politikalarının oluşturulamaması  KİT’lerin pazarlamada karşılaştığı önemli sorunlardan biri olmuştur.

-Serbest Pazar ekonomisine geçilmesiyle birlikte ithalat rejiminde yapılan düzenlemelerle ithalattaki bazı sınırlandırmaların kaldırılması, gümrük vergileri ve ithalattan alınan fonların azaltılması, KİT’leri yeni rekabet koşulları ile karşı karşıya bırakmıştır. Bu rekabet koşullarına hazır olmayan KİT’ler, ithal ve yeni teknoloji ile üretilmiş yeni mamuller karşısında bir pazarlama darboğazı ile karşılaşmışlardır.

-Bazı KİT’ler satışlardan doğan alacaklarını yeterli teminata bağlamamakta, mali ve hukuki işlemleri satışlar sırasında eksiksiz yapamamakta ve fiyat ayarlamalarını zamanında gerçekleştirememektedir.

b) Öneriler :

-Pazarlama faaliyetlerine gereken önem verilerek, ürün kalitesinin iyileştirilmesi, pazarlama birimlerinin nitelikli personel ile takviye  edilmesi, iç ve dış pazarlarda pazar payının arttırılması, yeni pazar bulma ve ürün çeşitlendirme stratejileri geliştirilmelidir.

-Müşteri taleplerini  karşılamak için esnek üretime geçilmesi, üretim ve pazarlama birimleri arasında işbirliği yapılarak alıcı taleplerine uygun üretim yapılmalıdır.

-En elverişli maliyet düşürme yöntemi olan tam zamanında üretim sistemine geçmek suretiyle asgari stokla çalışmanın avantajlarından yararlanılmalıdır.

-Maliyetleri düşürücü önlemlerin alınmasının yanı sıra, pazarlardaki gelişmeler yakından izlenerek satış fiyatı ve şartlarına esneklik kazandıracak önlemlere başvurulmalıdır.

-Serbest Pazar ekonomisine geçişin gereği olarak ithalattaki bazı sınırlamaların kaldırıldığı da dikkate alınarak, ihracatı özendirici  önlemlerin alınmasının yanı sıra, sınır-kıyı ticareti ile ülkeye giren damping fiyatlı, kalite ve standart yönünden haksız rekabet yaratan mallar kontrol altına alınmalı, girdi  maliyetleri yüksek ürünlerde koruma ve teşvik uygulanmalıdır.

4- Mali kuruluşlar ile sorunlar ve öneriler  :

a) Sorunlar  :

-Bankaların aktif kalitesinin önemli bir göstergesi olan takipteki alacakların (brüt) 1999 yılında %129 oranında artması, sektörün donuk alacaklar sorununun ağırlaştığını göstermektedir.

Bankaların net takipteki alacakları %56,5 oranında artarak 886 trilyon liraya, KİT bankalarının takipteki alacakları %160 oranında artarak 396 trilyon liraya yükselmiştir. Bu durumda sektördeki net takipteki alacakların %44,7’si KİT bankalarına aittir.

1999 yılında takipteki alacaklar (Brüt)/toplam krediler rasyosunun; T.C.Ziraat Bankası A.Ş.’de 0,7 puan yükselerek %6’ya, T.Halk Bankası A.Ş’de 4,2 puan yükselerek %12,6’ya, T.Emlak Bankası A.Ş.’de 20,2 puan yükselerek %25,8’e ulaşması takipteki alacakların tahsil ve tasfiyelerine verilmesi gereken önemi daha da artırmıştır.

-Firmaların yurt dışından temin ettikleri kredilerin garantisi olarak bazı KİT bankalarınca verilen Dövize Natık Teminat Mektupları ve aval kredileri, firmaların dış kaynaklı kredilerinin ana para veya dönem faizlerini ödememeleri nedeniyle banka kaynağına dönüşerek tazmin edilmişlerdir. Bu durum, bankaların takipteki alacaklarının hızla artmasına, döviz pozisyonlarının olumsuz etkilenmesine ve TL üzerinden alınan teminatların yetersiz kalmasına neden olmuştur.

Özellikle yurt dışından nakdi kredi teminine yönelik garantilerin vadeleri 1999 ve 2000 yılında yoğunlaşmış, vadeleri geldiği halde borçluları tarafından ödenmeyenlerin bir kısmı tazmin edilmiş, bir kısmı ise vadelerinin uzatılması sonucu risk ileriki yıllara ertelenmiştir.

-1999 yıl sonu itibariyle öz kaynakların aktif toplamına oranı T.C.Ziraat Bankası A.Ş.’de ve T.Halk Bankası A.Ş.’de %2,4 , T.Emlak Bankası A.Ş.’de %3,7 oranında belirirken, sektörde bu oran %2,7 düzeyindedir. Sektördeki oranın 1998 yılındakine göre 3,1 puan gerilemesi, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kapsamındaki bankaların yüksek tutarlı zararlarından kaynaklanmıştır.

Ödenmiş sermayenin aktif toplamına oranı ise sektörde %4,4 iken, T.C.Ziraat Bankası A.Ş.’de ve T.Halk Bankası A.Ş.’de %1,2 , T.Emlak Bankası A.Ş.’de 1,9 düzeyinde olmuştur.

Bu durum, KİT bankaları ödenmiş sermayelerinin aktif toplamına oranlarının yetersizliğini ortaya koymaktadır.

-Yürürlüğe konulan İstikrar Programı çerçevesinde gerçekleştirilen yapısal reformlar ve mali sisteme yönelik düzenlemeler enflasyonun düşürülmesine elverişli bir ortam yaratmıştır. Düşük enflasyon sürecinde bankacılık sisteminde önemli gelişmeler yaşanacaktır.

Buna göre, devlet iç borçlanma senetlerinin cazibesi azalacak, bu durum kaynakların başta bireysel olmak üzere kredilere yönlendirilmesine neden olacak, sektörde rekabet artacak, bankaların kar marjlarında daralma gözlenecek, toplam gelirlerinde azalma meydana gelecek, kaynak maliyetinin önemi daha da artacak, açık pozisyonun cazibesini yitirmesi ile bankalar açısından yabancı para kaynağın avantajı azalacak, enflasyona göre belirlenen yeniden değerleme oranlarının düşmesi öz kaynak artış hızını zayıflatacak, yüksek enflasyon döneminde üzerinde durulmayan işletme giderlerinin toplam giderler içindeki payı belirgin şekilde artacağından sabit giderlerin azaltılması ve  risk yönetimi önem kazanacaktır.

Bütün bu gelişmelerden doğal olarak KİT bankaları da önemli ölçüde etkilenecektir.

-Bankaların personel başına yaptıkları ortalama personel gideri 1999 yılında 4.751 milyon liradan 8.180 milyon liraya yükselmiştir. Aynı yılda personel başına gider T.C.Ziraat Bankası A.Ş.’de 5.418 milyon lira, T.Halk Bankası A.Ş.’de 5.286 milyon lira ve T.Emlak Bankası A.Ş.’de 5.755 milyon liradır.

1999 yılında personel giderlerinin toplam giderlere oranı T.C.Ziraat Bankası A.Ş.’de %3,8, T.Halk Bankası A.Ş.’de %5,3 ve T.Emlak Bankası A.Ş.’de %5,8 oranlarında gerçekleşmiş olup, sektördeki 81 banka içinde T.Emlak Bankası A.Ş. 75, T.C.Ziraat Bankası A.Ş. 77, ve T.Halk Bankası A.Ş. 78. sıradaki konumları ile son sıralarda yer almışlardır.

KİT bankaları, kamu bankası olarak personelinin ücret rejimi yönünden 657 sayılı Kanun ile 399 sayılı KHK’ya tabi olması nedeniyle nitelikli eleman çalıştırılmasında zorlanmıştır.

Kamu bankalarının yeniden yapılandırılarak özelleştirilmesine ilişkin 4603 sayılı yasanın getirdiği imkanlardan yararlanarak, bugünkünden daha az, ancak etkin ve nitelikli kadro oluşturulması önem arz etmektedir.

-Tarımsal ve mesleki kredilerden kaynaklanan gelir kayıplarının 2000 yılı başından itibaren Hazine’ce karşılanması ile görev zararı alacaklarına yürütülen ve gerektiğinde değiştirilebilen faiz oranları T.C.Ziraat Bankası A.Ş. ve T.Halk Bankası A.Ş.’nin karlılıklarına doğrudan etki yapar hale gelmiş olup, bu durum bu bankaların faaliyetlerinin sağlıklı bir şekilde değerlendirilmesini engellemektedir.

-Yedinci ve Sekizinci  Beş Yıllık Kalkınma Planlarında, nüfusu 100 bini aşan belediyelerde, alt yapı ile proje ve inşaat işlerinin yürütülmesini teminen su ve kanalizasyon idarelerinin kurulmasının öngörülmesine karşın, bunun gerçekleştirilememesi nedeniyle İller Bankası’nın yatırım programında yer alan projelerin önemli bölümü, nüfusu 100 bini aşan belediyelere ait olup bu durum diğer küçük belediyelerin Banka faaliyetlerinden yararlanma olanaklarını önemli ölçüde azaltmaktadır.

b) Öneriler :

-Takipteki alacaklar (Brüt)/ toplam krediler rasyosunun bazı KİT bankalarında önemli oranda yükseldiği dikkate alınarak, büyük bölümü ticari kredilerden kaynaklanan takipteki alacakların tahsil ve tasfiyelerine etkinlik kazandırılması yanında, konjonktür ve kredilendirilen sektörler yakından izlenmeli, kredilendirme aşamasında titiz olunmalı, istihbarat ve risk emniyetine önem verilmeli, gayrimenkullerin gerçek değerleri üzerinden ipotek alınarak risk-teminat dengesi sürekli şekilde gözetilmelidir.

-Firmaların yurt dışından sağladığı kredilerin garantisi olarak bazı KİT bankalarınca verilen Dövize Natık Teminat mektuplarının, firmalarca kredilerin anapara ya da faizlerinin zamanında ödenmemesi nedeniyle tazmin edilerek önemli tutarlara ulaştığı göz önünde bulundurularak, gayri nakdi kredilerin kullandırılmasında çok titiz ve hassas olunmalı, vade uzatımı suretiyle risklerin ileriki yıllara ertelenmesinden kaçınılmalıdır.

-KİT bankaları ödenmiş sermayelerinin aktif toplamına oranının yetersizliği dikkate alınarak, öz kaynaklarının güçlendirilmesini teminen ödenmemiş sermayelerinin ödenmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.

-KİT bankaları bilanço yapılarının düşük enflasyonlu ekonomiye uyum sağlayacak yönde değiştirilmeye çalışılması, gelir-gider dengesine yönelik olarak faiz dışı giderleri azaltma, faiz dışı gelirleri artırma ve kaynak maliyetini düşürme yönünde önlemler geliştirilmesi ile sektörde büyük önem kazanan bireysel ürün ve hizmetlere daha fazla ağırlık verilmelidir.

-Kamu bankalarının yeniden yapılandırılarak özelleştirilmesine ilişkin 4603 sayılı Kanunun getirdiği imkanlardan yararlanılarak, finans sektörünün gelişen, değişen esnek ve dinamik yapısına uyum sağlanması için gerekli tedbirler alınmalı, bu bankaların daha az ancak daha etkin ve nitelikli bir kadroya kavuşturulmaları sağlanmalıdır.

-Kamu bankaları karlılıklarının, görev zararı alacakları için Hazinece verilen Devlet İç Borçlanma Senetlerine uygulanacak faizlerden ziyade, gerçekleştirilecek verimlilik ile bankacılık faaliyet ve işlemlerinden elde edilecek gelirlere dayandırılmasına çalışılmalıdır.

-İller Bankası faaliyet alanı ve görevleri günün koşullarına göre yeniden belirlenmeli, bankanın kaynak yaratabilen dinamik bir yapıya kavuşturulması amacıyla köklü ve kapsamlı değişikliğe gidilmeli, yerel yönetimlerin merkezi idareye bağımlılıkları azaltılmalı ve özellikle nüfusu 100 binin üzerinde olan belediyeler İller Bankasının görev alanından çıkartılmalıdır.

G-İştiraklerle İlgili Sorunlar ve Öneriler :

1-Sorunlar :

-Tasfiye halindeki kuruluşlar dahil 79 iştirakteki KİT, bağlı ortaklık ve sosyal güvenlik kuruluşlarının payı %15'in altında bulunmaktadır. Bu durum 233 sayılı KHK hükümlerine aykırılık oluşturması yanında iştirakçi kuruluşların, bu şirketlerin yönetiminde temsil edilmelerini önlediğinden kamu menfaatlerinin korunmasını da güçleştirmektedir.

-Yabancı sermayeli kuruluşlar ile tasfiye halindeki kuruluşlar hariç 20 adet iştirakte birden fazla KİT veya bağlı ortaklığın iştirak payı bulunmaktadır. 233 sayılı KHK'nın geçici 3 üncü maddesini tadil eden 308 sayılı KHK'nın 15 inci maddesinde "Hazine'nin veya çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarının mevcut iştiraklerdeki hisseleri, iştirakin faaliyet alanına en yakın teşebbüslere veya bağlı ortaklıklara on yıl içinde devredilebilir" hükmüne yer verilmesine karşılık, bu konuda önemli bir gelişme kaydedilmemiştir. Aynı iştirake birden fazla kamu kuruluşunun iştirak etmesi bu kuruluşların paylarının yeterince temsil edilmesini engellemektedir.

-Birden fazla KİT, bağlı ortaklık veya sosyal güvenlik kuruluşunun iştiraki sonucu kamu payı %50'nin üzerine çıkan şirketlerde yönetim ve ekonomik işletmecilik açısından nasıl bir yol izleneceği açıklığa kavuşturulamamıştır.

2-Öneriler :

-Kamu payı %15 oranının altında bulunan iştirak payları öncelikle elden çıkarılmalıdır.

-233 sayılı KHK'nın geçici 3 üncü maddesini tadil eden 308 sayılı KHK'nın 15 inci maddesindeki hükümlerin mümkün olduğu ölçüde yerine getirilmesi için; zorunlu nedenlerle sahip olunan ve faaliyet alanı ile ilgili olmayan iştirakler süratle elden çıkarılmalı veya faaliyet alanı ile ilgili kuruluşlara devredilmeli, söz konusu kuruluşların yeniden yapılandırılarak yaşatılmasına yönelik oluşumlardan kesinlikle kaçınılmalıdır.

-Birden fazla sayıda KİT'in iştiraki sonucu sermayelerindeki kamu payı %50 oranının üstünde olan kuruluşların hukuki statüsünü düzenleyen 233 sayılı KHK ile bunların özelleştirilmelerini düzenleyen 4046 sayılı Kanun hükümleri dışında faaliyet gösteren şirketlerin hukuki statüleri belirlenmelidir.

H-Yatırımlarla ilgili Sorunlar ve Öneriler:

1-Sorunlar:

-1990’lı yıllarda başlayan yurt dışı borçlanma seviyesindeki artış ve 1999 yılında Dünya ekonomisinde Doğu Asya da başlayıp, Rusya ve Brezilya’da beliren ekonomik krizin yansınmaları Türkiye ekonomisinde de hissedilmiş Kamu Yatırım Ödenek tekliflerine yapılan tahsisler önemli ölçüde azaldığından KİT yatırımlarının toplam sabit yatırımlar içindeki payı %5,6’ya kadar gerilemiştir.

-1999 yılında yatırım ve istihdam politikasının yerini istikrar politikası tedbirlerinin alması ve GSMH’daki yıllık büyüme oranının özellikle yatırım ve dış kaynak açığı nedeniyle %2 nispetinde düşmesi KİT’lerin yatırım GSMH oranının %16,9 seviyesine inmesine ve bazı KİT’lerde “Borçlanma gereği/GSMH “oranının artmasına yol açmıştır.

-Tarım politikasında gerekli düzenlemelerinin bir türlü tamamlanamaması, yatırımcı KİT’ler arasında yeterli bir koordinasyon kurulamayışı, bu sektördeki KİT’lerin yatırımlarının gecikmesine ve sık proje revizyonlarına yol açmıştır.

-Madencilik sektöründe, özellikle kömür madenlerinde verimsiz çalışma alanlarına geçilmesi sonucu yeterli üretim için konsantrasyon ve mekanizasyon yatırımlarına kaynak bulunamayışı, yatırım harcamalarının daralmasına neden olmuştur. Metal madenciliğinde tesislerin modernizasyon yatırımları tamamlanamazken, petrol aramaları yatırımları asgari seviyeye düşmüştür.

-1999 yılında Marmara bölgesinde yaşanan depremin TÜVASAŞ, İGSAŞ, SEKA, PETKİM ve Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.’nin kıymetlerinde oluşturduğu hasar bu kuruluşlarda yenileme ve idame yatırımı ihtiyaçlarına yol açmış ancak kaynak sıkıntısı nedeniyle bu yatırımlar belirlenen düzeyde gerçekleştirilememiştir.

-KİT’lerin imalat sanayi sektöründe özellikle çimento, orman ürünleri, seramik, basım, lastik, meslek ölçü sanayilerine ait alanlardan özelleştirme sonrası çekilmesi ve bazı alanlarda özelleştirme işlemlerinin devam etmesi bu sahalardaki önceden başlayan yatırımları durma noktasına getirmiştir.

-Enerji yatırımlarında; Yap-İşlet-Devret modeliyle gerçekleştirilecek projelerde enerji alımı ve fiyat garantisi verilmesinin sözleşmelerin yüksek fiyatla bağlanmasına neden olduğu, bu durumun ise uzun vadede rekabet ortamının kurulmasını güçleştireceği anlaşılmaktadır.

-Ulaştırma sektöründe çeşitli yıllar TCDD rasyonel bir hale getirilmesi için büyük yatırım hedefleri verilmesine rağmen, yetersiz kaynaklar ve organizasyon etkinliğinin olmayışı bu yatırımların başlatılmasını, başlatılsa bile bitirilmesini imkansız kılmıştır. Bir çok ilde yapılan, ancak düşük kapasitede çalışan veya atıl kalan havalimanı yatırımları “fayda/masraf” kriterlerine göre faydasından çok masrafa yol açmıştır.

-Haberleşme alanında Türk Telekom A.Ş.’nin teknolojik yenileme yatırımları özelleştirme işlemlerindeki belirsizlikler nedeniyle başlatılamamış ve Türk Telekom A.Ş.’nin piyasa payının gerilemesine yol açmıştır. PTT yatırımları ise alınan ödeneklere rağmen teknik personel sıkıntısı nedeniyle düşük nispetlerde gerçekleşebilmiştir.

2)Öneriler:

-Başlatılan istikrar politikası tedbirleri ve özelleştirme aşamasındaki KİT’ler dikkate alınarak, kısa vadede; başlatılan yatırımlar tamamlanmalı, orta vadede önemli projelerin yatırım öncesi hazırlıkları sürdürülürken yatırım ödenekleri rasyonel kullanılarak ek kaynak talebine yol açılmamalıdır.

-KİT’lerde yatırım öncelikleri tekrar gözden geçirilerek finansman açıkları doğrultusunda öncelikle kaynaklar işletme sermayesi ihtiyacı ve borç ödemlerine kaydırılmalı “Performans Kriterleri” esaslarına göre borçlanma ve öz kaynakları kontrole alınan KİT’lerde ise sadece çok önemli yatırımlara kaynak aktarılması sağlanmalıdır.

-Tarım sektöründe yapısal sorunların çözüme kavuşturulması için gerekli kurumsal ve hukuki düzenlemeler gecikilmeden tamamlanmalı, koordinasyon sorunları çözümlenerek yatırımcı KİT’lerin gelecekte yapacakları yatırımlar öncesi bir master plan hazırlanmalıdır.

-Madencilik sektöründe, kömür üretiminde verimsiz çalışma alanlarında faaliyetin sürdürülmesini sağlayacak konsantrasyon ve mekanizasyon yatırımları öncesi rödavans imkanlarının veya tasfiye çalışması alternatiflerinin etüt edilmesi, aşırı derecede yıpranan iş makinelerinin bir program içinde yenilenmesi, Metal madenciliğinde başlatılan modernizasyon yatırımlarının tamamlanması, Jeotermal enerji yatırımları imkanlarının geliştirilmesi, özelleştirilecek madencilik tesislerinde bilhassa yabancı sermayenin yeni teknoloji ve rehabilitasyon yatırımlarını getirmesine öncelik verilmelidir.

- KİT’lerin deprem bölgelerinde  başlatılan yatırımları veya kurulu tesisleri için ivedilikle zemin mekaniği ve temel mühendislik araştırmaları yapılmalı, hasar gören tesislerin onarılıp tekrar ekonomiye kazandırılmasına yönelik yatırım finansmanları gereksinimi temin edilmelidir.

-Özelleştirilecek veya özelleştirilmesine başlanan imalat sanayiine ait KİT’lerde rehabilitasyon yatırımlarının süresi içinde bitirilmesine çalışılmalı, bu amaçla proses tipi tesislerde verimi düşüren proses akımındaki aksaklıklar giderilmeli, atölye tipi tesislerde ise sorunlu noktalardaki tezgah yenilenmeleri programlı şekilde sürdürülmelidir.

-Enerji sektöründeki yatırımlar için; yeni teknik termik ve hidroelektrik santral etüt projelerine ağırlık verilmeli, YİD projelerinde kuruluşlar arası koordinasyon sağlanmalı, iletim ve dağıtım tesisleri ile şehir şebekesi yatırımlarının yenileştirilmesine hız kazandırılmalı, rekabet ortamının yaratılması için üreticilere alım garantisi verilmemelidir.

-Ulaştırma sektöründe; TCDD’de başlatılması hedeflenen önemli projeler öncesi yeniden yapılanma çalışmaları hızlandırılıp kuruluş kaynak tasarruf eder hale dönüştürülmeli, Yeni liman ve havalimanı yatırımlarında “fayda/masraf” kriteri göz önünde tutulup atıl yatırımlara yol açılmamalı, düşük verimde çalışanların ise geçici olarak kapatılması cihetine gidilmelidir.

-Telekomünikasyon alanında özelleştirme konusundaki belirsizliğin sürmesi sonucu teknolojik yenilenmesini gerçekleştiremeyip piyasa değeri giderek düşen şirketin teknolojik yenileştirme hedefleri doğrultusundaki yatırım etütleri ve öncelikli yatırımlara başlaması sağlanmalıdır. PTT’de alınan ödenekleri süresi içinde nakli yatırım harcamalarına çevirip yatırım gerçekleşme oranlarını yükseltecek teknik kadroların ivedilikle temini yolunda önlemler alınmalıdır.

I-Sosyal Güvenlik Kuruluşları ile İlgili Sorun ve Öneriler :

1-Sorunlar :

-İlk kez 1984 yılında uygulamaya konulan makam tazminatı ile başlayan, yıllar itibariyle uygulama alanı genişletilen ve 1997 yılında da 570 sayılı KHK ile düzenlenen makam tazminatı, yüksek hakimlik tazminatı, 2000 yılında 4505 ayılı Kanunla uygulamaya başlanan temsil tazminatı ödemeleri sosyal güvenlik açısından genellik ve eşitlik ilkesine aykırı uygulamalar olarak ortaya çıkmıştır.

Öte yandan; Cumhurbaşkanlığı, TBMM, Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, Milli İstihbarat Teşkilatı, Merkez Bankası, Rekabet Kurulu, TRT gibi personelinin ek gösterge ve buna bağlı olarak diğer tazminatları kendi özel kanunlarında tespit edilen kuruluşlar ile diğer kamu kuruluşlarının  yönetici kadrolarından emekli olanların aylıkları arasında önemli ölçüde farklılıklar bulunmaktadır.

-Yedinci Beş Yıllık Kalkınma Planında Sağlık Finansmanı Kanunu kurulması öngörülmüş olmasına karşılık, yasal düzenleme konusunda bir gelişme olmamış, sağlık giderlerinin ödenmesi görevi 5434 sayılı Kanun’un Geçici 139 uncu maddesi ile T.C.Emekli Sandığı’na verilmiş, gerçekleştirilen ödemeler ise Sandığın giderlerini olumsuz yönde etkilemiştir.

-1475 sayılı İş Kanununa tabi olarak çalışanlara ödenen kıdem tazminatı açısından hizmet süresine ilişkin bir sınırlama bulunmamasına karşılık, 5434 sayılı Kanuna tabi olarak çalışanların 30 yılı aşan hizmet süreleri emekli ikramiyesinin hesabında dikkate alınmamaktadır. Bu durum, aynı statüde çalışan farklı hizmet sürelerini doldurmuş kişilerin aynı emekli ikramiyesi almasına neden olurken, farklı statüde çalışan aynı hizmet yılını doldurmuş kişilerin farklı ikramiye veya tazminat almalarına neden olmaktadır.

-Topluluk sigortasına ve isteğe bağlı sigortaya tabi olanlardan hastalık primi kesilmemesine karşılık, bunların emekli olmaları halinde kendilerine ve aile fertlerine hastalık sigortası yardımlarının sağlanması hastalık sigortası giderlerinin artmasına neden olmaktadır.

-Kayıtlı iş yerlerinde tahakkuk eden primlerin tahsilinde yaşanan güçlüklerin yanı sıra, kayıtsız iş yerlerinin veya kayıtlı iş yerlerinde sigortasız çalışan işçilerin varlığı sosyal güvenlik şemsiyesinin yaygınlaştırılmasını ve SSK’nın prim gelirlerini olumsuz yönde etkilemektedir.

-Yıllar itibariyle SSK adına tahakkuk eden primlerin tahsilatındaki gecikmeler sonucu biriken prim alacaklarının tahsili için, zaman zaman bütçe kanunlarıyla belediye ve bağlı kuruluşların borçları Maliye Bakanlığı’na devredilmiş, zaman zaman çıkarılan kanunlarla SSK’nın alacaklarının bir kısmından vazgeçilmiş, bu tür uygulamalar ise prim tahsilatlarına getirilecek af beklentisiyle primlerin zamanında ödenmemesinin alışkanlık haline getirilmesine neden olmuştur.

-1999 yıl sonu itibariyle Bağ-Kur’a kayıtlı 3.065 bin sigortalının; %26,2 oranında 802 bini hiç sigorta primi ödememekte, %67,8 oranında 2.077 bini sigortalılığı kaybetme korkusu yanında sağlık sigortasından da yararlanmak için ara sıra prim ödemekte, %6 oranında 186 bin sigortalıda muntazaman prim ödemektedir.

Primlerini düzenli ödeyenlerinin sağlık sigortasından yararlanmak isteyenler olduğu dikkate alındığında, sağlık sigortası alanında yoğunlaşmanın Kurumun sağlık sigortası kolu dengesini bozduğu gibi genel mali yapısını da olumsuz yönde etkilemektedir.

2-Öneriler :

-Ek göstergeleri 6400 ve dolayısıyla makam tazminatı göstergesi 7000 ve üstünde olanlara ödenen temsil tazminatı nedeniyle, bu konumda bulunanlara T.C.Emekli Sandığınca yapılan ödemelerin, bir alt göstergeden emekli olanlara bağlanan aylığın iki katını geçtiği ve ayrıca aynı hizmet yılı üzerinden ve aynı unvanı taşıyan kadrodan emekli bulunanlar arasında da emekli oldukları sosyal güvenlik kuruluşları itibariyle büyük gösterge farklılıklarının bulunduğu dikkate alınarak; sosyal güvenlik isteminin adalet ve eşitlik ilkeleriyle bağdaşmayan bu olumsuzlukların önlenmesi amacıyla, bağlanan aylıklar arasında kadro unvanlarının hiyerarşisi itibariyle makul bir kademelendirmeyi öngören yasal düzenleme yapılmalıdır.

-5434 sayılı Kanun’un Geçici 139 uncu maddesi ile T.C.Emekli Sandığına geçici görev olarak verilen ve gider fazlasının oluşmasında önemli rol oynayan sağlık giderlerinin finansmanı için Genel Sağlık Sigortası Kanunu biran önce çıkarılmalıdır.

-Diğer sosyal güvenlik kuruluşlarının uygulamalarıyla paralellik sağlanabilmesi için; 5434 sayılı Kanun’un Ek 20 nci maddesinde öngörülen “30 hizmet yılını aşan sürelerin emekli ikramiyesi hesabında değerlendirilmemesi” hususu yeniden düzenlenerek, kıdem tazminatı ödemesi ile uygulama birliği sağlanmalıdır.

-İsteğe bağlı sigortalılar ile topluluk sigortasına tabi bulunanların, aktif sigortalılık dönemlerinde ve emekli olduklarında SSK yardımlarından yararlandırılabilmeleri için; malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası priminin yanı sıra isteğe bağlı olarak belli bir süre hastalık sigortası primi de ödemeleri hususunda yasal düzenleme yapılmalıdır.

-Sosyal güvenlik şemsiyesinin yaygınlaştırılarak, prim gelirlerinin zamanında tahsiline ve iş yeri denetimleriyle sigortasız çalışan işçilerin tespitine ağırlık verilmelidir.

-Tahsilatı hızlandıracağı gerekçesiyle sık aralıklarla çıkarılan kanunlarla vazgeçilen prim alacaklarından doğan mali yükün önlenmesi için, söz konusu kanunlar yerine, süresinde tahsil edilemeyen prim alacaklarının zaman aşımına uğramadan ve tahsil olanağını yitirmeden tahsil edilebilmesi için, 6183 sayılı Kanunun takip ve tahsilata yönelik hükümlerinin eksiksiz uygulanması için gerekli tedbirler alınmalıdır.

-Bağ-Kur’un tüm gelirlerinin Hazine yardımları dışında sigortalılardan alınan prim ve prime ilişkin gelirlere dayalı olduğu dikkate alınarak; prim gelirlerinin artırılması için gerçek sigortalı sayısının tam olarak tespit edilmesi ve resen tescil işlemlerine önem verilmeli, sigortalılar yakından takip edilerek prim tahsilatının hızlandırılması için her türlü idari ve kanuni yollara başvurulmalı, büyük boyutlara ulaşmış bulunan sağlık sigortası kolu açığının asgari düzeye indirilmesi için sağlık harcamalarında gerekli kontroller yapılmadan ödeme yapılmamalıdır.

J-Fonlarla ilgili sorunlar ve öneriler:

1-Sorunlar:

-Yasal düzenlemelerle ekonomide çok önemli roller üstlenen bazı fonların Bütçe kapsamına alınması, fonlarda toplanan paraların büyük ölçüde Bütçe içinde tutulması, fon harcamalarının Genel Bütçe'den ayrılan ödeneklerle sınırlandırılması ve fonların kuruluş amaçlarına yönelik kullanımlar için kendilerine yeterli ödenek ayrılmaması nedenleriyle fon yönetimlerinin etkinlikleri büyük ölçüde azalmıştır.

-Fonlardan Bütçe'ye, Hazine'ye ve diğer fonlara yapılan kaynak transferleri ve mali katkılar, fon kaynaklarının ve ödeneklerinin tamamının kendi işlevlerine uygun projelerde kullanılmasını engellemekte; fonların yatırım projelerinde ve harcamalarında kesintilere neden olmaktadır.

-Son yıllarda fon sayısındaki artış, Bütçe içi ve dışı fonların harcamalarındaki genişleme, Bütçe birliğini ve mali disiplini olumsuz yönde etkilemiş, kamu finansman açıklarının artmasına yol açmıştır.

-Bu haliyle fonların, verimli ve etkin bir şekilde faaliyet gösteremedikleri anlaşılmaktadır.

-Faaliyet amaçları göz önüne alındığında, kar amacı gütmeyen ve hizmet üretmek amacıyla kurulmuş olan bazı fonların, genellikle maliyet ve kar-zarar hesapları oluşmamakta; fon faaliyetleri ve harcamaları, yasal olarak tespit edilen kaynaklardan elde edilen gelir transferleri ile finanse edilmektedir. Öncelikle kamu yararının öngörülmesi ve sermayelerinin de bulunmaması nedeniyle, bu fonların mali analizleri de yeterince yapılamamaktadır.

-Yürürlüğe konulan "Ekonomik İstikrar ve Enflasyonla Mücadele Programı" çerçevesinde, Bütçe kapsamı içinde bulunan DFİF haricindeki 61 adet fonun kademeli olarak 2001 yılı Haziran ayının sonuna kadar yürürlükten kaldırılması, Bütçe dışı fonların bir an önce tasfiye edilmesi, Bütçe içi veya Bütçe dışı yeni fonlar kurulmaması ile ilgili olarak yasal düzenleme yapılması öngörülmüştür. Buna göre hazırlanan 21.02.2001 tarih ve 4629 sayılı Kanun 03.03.2001 tarihinde, 20.06.2001 tarih ve 4684 sayılı Kanun 03.07.2001 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 4629 ve 4684 sayılı kanunlarla fonların tasfiye tarihi 01.01.2002 olarak belirlenmiştir.

2-Öneriler:

-Yürürlükten kaldırılması öngörülen fonların kamusal işlevlerinin ve mevcut faaliyetlerinin hangi idarelerce yürütüleceği önceden değerlendirilmelidir.

-Varlığını sürdürmesi öngörülen önemli fonların, işlevleri çerçevesinde, Avrupa Birliği (AB) standartlarına göre yeniden yapılandırılması ve kurumsallaştırılmasının sağlanması için hukuki alt yapı hazırlanmalıdır.

-Yürürlükte kalacak fonların temel işlevleriyle uyumlu gerçek personel ihtiyacının nitelik ve nicelik yönlerinden belirlenmesine yönelik norm kadrolarının, 20.12.2000 tarihinde yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu'nun 6.11.2000 tarih ve 2000/1658 sayılı Tebliği ile diğer mevzuatta belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde oluşturulması ve uygulamaya konulması için, Maliye Bakanlığı ve Başbakanlık Devlet Personel Başkanlığı nezdinde gerekli girişimlerde bulunulmalıdır.

-Fonların mevzuatlarında belirlenen sınırlar içinde, etkin ve verimli alanlarda kullanılmasının sağlanması için, fon kullanımlarına ilişkin yasal düzenlemeler ayrıntılı olarak yapılmalı; özellikle fonlardan yapılacak kredi, teşvik, bağış, hibe ve karşılıksız yardım şeklindeki ödemeleri ayrıntılı olarak içeren fon yönetmelikleri çıkarılmalıdır.

-Fonlardan finanse edilecek projelerin önceden bilimsel araştırmaya dayandırılması yanında sosyal ve ekonomik analizleri yapılmalıdır.

-Fon faaliyetlerinde, ülke ekonomisine olumlu katkılar sağlayıcı, yeni teknoloji transferi, üretim ve istihdamı artırıcı projelere önem ve öncelik verilmelidir.

-Fon gelir ve kaynaklarının kontrol, takip ve zamanında tahsiline olanak sağlanmasına, fonlardan aktarılan proje kredilerinin zamanında ve usulüne göre yönlendirilmesine, geri dönmeyen kredilerin akıbetinin yakından izlenmesine ve gerekli yasal önlemlerin zamanında alınmasına yönelik bir sistem geliştirilmelidir.

-Fonlarda, Bütçe ödeneklerinden fazla ödeme yapılmamalı, denk Bütçe uygulanmalı, mali disiplin sağlanmalı, harcamalarda azami tasarruf ilkelerine uyulmalı, açık finansmana gidilmemeli, Devlet katkısı azaltılmalı, ek kamu kesimi açıklarına yol açılmamalı ve fon nakit akışlarına etkinlik kazandırılmalıdır.

-Fonların  birbirlerine yaptıkları kaynak ve ödenek aktarmaları kaldırılmalıdır.

-Fonların gelir ve giderleri Genel Bütçe ilkeleri çerçevesinde belirlenmelidir.

K- Özelleştirme ile ilgili sorun ve öneriler:

1)Sorunlar:

-Özelleştirme uygulamalarının yasal alt yapısını oluşturmaya yönelik hukuki düzenlemeler 1984 yılında yürürlüğe giren 2983 sayılı Tasarrufların Teşviki ve Kamu Yatırımlarının Hızlandırılmasına Dair Kanunla başlatılmasına rağmen, Telekom, Tekel, şeker fabrikaları, kamu bankaları gibi kuruluşlarda yasal alt yapı hazırlama  çalışmaları henüz devam etmektedir. Mevcut uygulamalar ise 1994 yılında yürürlüğe giren 4046 sayılı Kanun uyarınca gerçekleştirilmektedir. 16 yılı aşkın bir süredir gerçekleştirilen uygulamalara karşılık, özelleştirme konusunda önemli bir aşama kaydedilememiş, mevcut uygulamalar ise meydana gelen üretim azalışları, şirket faaliyetlerinin sona ermesi gibi nedenlerle sürekli olarak kamuoyunda eleştiri konusu olmuştur.

-Özelleştirme uygulamalarının başlangıcından 1999 yılı sonuna kadar 113 şirketteki kamu paylarının tamamı özelleştirilmiş, 26 kuruluşta ise kısmen özelleştirme işlemi yapılmıştır. 1999 yılında özelleştirme uygulamaları arazi-arsa gibi varlık satışlarıyla sınırlı kalmış, özellikle geçmiş yıllardan beri özelleştirme programında olan Sümer Holding, Gemi Sanayii, PETKİM, THY, ORÜS, TURBAN gibi kuruluşların özelleştirilmeleri tamamlanamamıştır.

-Özelleştirme programında bulunan kuruluşların, özelleştirilmesi işlemlerinin  uzun zaman alması, işletme faaliyetlerinin belirsizlik içinde yürütülmesine, kalifiye personelin azalmasına ve mevcut personelin de çalışma verimi ve motivasyonunun düşmesine neden olmakta, bu da yönetimin etkinliğini olumsuz yönde etkilemektedir.

Yine özelleştirme kapsam ve programına alınacak kuruluşlarla ilgili yapılan ön çalışmalarda yeterli inceleme ve araştırmanın yapılamaması, bu kuruluşların özelleştirme programına alınmasından sonra çeşitli sorunların ortaya çıkmasına neden olmaktadır.  Örneğin TDÇİ ve Eti Holding A.Ş. gibi kuruluşlara bağlı bazı bağlı ortaklıkların ana teşekkülden ayrılarak özelleştirme programına alınmaları, bu kuruluşların kendi teşkilatlarında ilgili birimlerin bulunmaması nedeniyle ana teşekkülleri aracılığı ile yürüttükleri ihracat, ithalat gibi hizmetlerin yürütülmesinde aksamalara yol açmaktadır.

Ana teşekküllerinden bağımsız olarak özelleştirme programına alınan ve kendi teftiş kurulları bulunmayan şirketlerin özelleştirme sürecinin uzaması, daha önce genel müdürlük müfettişleri tarafından yapılan rutin denetimlerin bu süreç içinde yapılamamasına neden olmaktadır.

-Kuruluşların gereksinim duyduğu teknolojik yatırımların yapılamaması ise, mevcut teknolojilerinin her geçen yıl aşınmasına neden olmakta, kuruluşların fiyat, maliyet, ürün çeşitlendirmesi gibi alanlarda rekabet olanaklarını daraltmaktadır.

-Kapsama alınacak kuruluştaki kamu payının tamamının özelleştirilmek üzere programa alınmaması, alınan payın özeleştirilmesinden sonra diğer kamu payının programa alınması, özelleştirme uygulamalarında bürokratik işlemleri uzattığı gibi, gerçek değere ulaşılmasını da engellemektedir.

-4046 sayılı Kanunla Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na, özelleştirme kapsamındaki kuruluşların özelleştirmeye hazırlanması amacıyla mali yapılarında düzenleme yapma yetkisi verilmiştir. Uygulamada bu yetki, borç verme, tahvil ihracında bulunma ve sermaye tahsisi şeklinde kullanılmaktadır. Ancak sermaye tahsisi, birikmiş borçlarının alacaklılara menkul kıymet verilerek devralınması ve Fon kaynaklarından kredi kullandırılması yoluyla kaynak sağlanan kuruluşların tamamına yakını, işletmecilik faaliyetleri karlı ve verimli olmayan, rekabet gücü bulunmayan, teknolojilerinin yenilenmesi ve ilave yatırımların yapılması gereken, mevcut yapıları itibariyle sürekli kaynak tüketir nitelikte olan kuruluşlardır.

Bu kuruluşlarda özelleştirme programında olmaları nedeniyle, yapısal düzelme sağlayacak teknolojik iyileştirme doğrultusunda yatırımların yapılmaması; sağlanan kaynakların personel maaş ve ücretleri ile borç ödemeleri gibi yalnızca cari harcamalarda kullanılmasına yol açmakta, özelleştirme sürecinin uzamasıyla da kuruluşların rekabet edebilme özellikleri tamamen ortadan kalkarak mali yapılarında düzelmesi olanaksız hale gelen bozulmalar meydana gelmektedir.

-Elde edilmiş özelleştirme gelirlerinden başka, gelecekte elde edilecek gelirlerin de tahsisi ile sağlanan kaynaklarla finansman ihtiyacı karşılanmak zorunda kalınan kuruluşlardan başlıcaları; Sümer Holding A.Ş., T. Gemi Sanayii A.Ş., TURBAN turizm A.Ş. gibi kuruluşlardır.

Öte yandan henüz mali durumları itibariyle sorun yaratmayan, ancak yatırım ihtiyacı bulunmakla beraber özelleştirme programında olmaları nedeniyle yeterli seviyede yatırım yapılmayan kuruluşların da (Petkim gibi) özelleştirme sürecinin uzaması ya da ihtiyaç duyulan yatırımların bu süreçte yapılmaması nedeniyle bir süre sonra kaynak tüketir hale gelmeleri kaçınılmaz olacak, Özelleştirme Fonu da sadece KİT açıklarını kapatmak için kullanılan bir fon haline gelecektir.

-Özelleştirmeye hazırlık sürecinde KİT’lerin mali yapılarında köklü değişiklikler yapılmaması, bunların giderek ekonomik olmaktan çıkması, ilerde satışlarını da zorlaştırabileceği gibi, üretim amaçlı satıştan ziyade yalnızca gayri menkullerinin değer taşır hale gelmesiyle rant amaçlı alımlara neden olabilecek, bu da özelleştirmeden beklenen makro ekonomik faydalara ulaşılamamasına yol açabilecektir.

-Özelleştirmenin esas amaçlarının ekonomik çalışmaktan uzak kamu kuruluşlarının, özel teşebbüs elinde karlı ve verimli çalışabilir hale gelmelerini sağlamak, böylece kıt kamu kaynaklarının daha verimli alanlarda kullanılmasını mümkün kılmak ve uzun vadede hem ekonomik olarak artı değer yaratmak hem de istihdama olumlu katkıda bulunmak olduğu dikkate alınırsa, mevcut uygulama ile bu amaçlara ulaşmaktan giderek uzaklaşıldığı görülmektedir.

-Özelleştirmenin sürat kazanmasında, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın çalışmalarının yanı sıra  ekonomik ve siyasi istikrar ile kararlılığın  bulunması ve devam ettirilmesinin de önemli etkisi olduğu bilinmektedir. Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nca satış işlemleri tamamlandığı ve onay için ÖYK’ya sunulduğu halde, onay veya onaylamama işlemlerinin uzun zaman aldığı gözlemlenmektedir. 1997-1999 yıllarında, ÖYK Kararlarındaki gecikmeye bağlı olarak bazı yatırımcılar, koşulların değişmesi gerekçesiyle tekliflerinden vazgeçmişlerdir.

-4046 sayılı Kanunda özelleştirilmesi tamamlanan kuruluşlarda çalışan nakle tabi personelin nakil işlemlerinin, özelleştirme işleminin tamamlanmasından sonra 90 gün içinde sonuçlandırılması öngörülmüştür. Ancak, atama yapılacak kamu kurum ve kuruluşlarında uygun kadronun bulunmaması, atamaya yapılması uygun görülen kuruluşun atama işlemlerini, özelleşen kuruluşun ise ilişik kesme işlemlerini geciktirmesi gibi nedenlerle bu süre aşılmakta, bazı personelin naklinin 1-2 yılı bulduğu görülmektedir.

2)Öneriler:

-Özelleştirme kapsam ve programına alınacak kuruluşların belirlenmesinde; gereken ön çalışmalar  titizlikle yapılmalı, ayrıca hazırlık çalışmaları kapsamında kuruluşların mali yapılarında köklü iyileşmeler meydana getirecek çalışmalar yapılmadan, bu kuruluşlar finansal ve örgütsel olarak yeniden yapılandırılarak özelleştirilebilir hale getirilmeden başka kuruluşlar özelleştirme programına alınmamalıdır.

-Özelleştirmeden beklenen amaçların gerçekleşmesi, özelleştirme uygulamaları sonucunda ekonomide etkinliğin arttırılması, istihdama ve üretime olan katkının artarak devamının sağlanması ve kuruluşların ekonomik değerlerinin ortadan kalkarak yalnızca gayri menkulleriyle değer ifade eder bir hale gelmemeleri için, özelleştirme programındaki kuruluşların yeniden değerlendirilerek; kısa sürede özelleştirilmesi mümkün görülmeyenler, mali yapılarının düzelmesi olanaksız olanlar programdan çıkarılmalı, işletmecilik gerekleri çerçevesinde faaliyetlerinin durdurulması ve benzeri şeklinde acil ve gerçekçi çözümler oluşturulmalıdır.

-Para ve insan gücü kaynakları kısa sürede özelleştirilebilir kuruluşlar üzerinde yoğunlaştırılarak, bu tip kuruluşların hızla özelleştirilmeleri sağlanmalıdır.

-Özelleştirme programına alınan kuruluşlarda, özellikle nitelikli personel konusunda ortaya çıkacak sorunların giderilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.

-Uzun yıllardan beri portföyde olan ve kısa sürede özelleştirilmeleri mümkün görülmeyen, özelleştirme süreci nedeniyle yatırım da yapılmayan, ancak bu uygulamalar sonucunda giderek rekabet edebilir özelliklerini yitirmeye başlayan kuruluşlar için, zorunluluk arz eden yatırımların da yapılması dahil uzun vadeli stratejiler geliştirilmelidir.

-4046 sayılı Kanunla yalnızca KİT’lerin özelleştirilmesi değil, genel ve katma bütçeli idarelerle, bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşların mal ve hizmet üretim birimleri, varlıkları ve benzerlerinin de özelleştirilmesi öngörülmüş olup, bu kapsamda Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’nın, hem mevcut portföyü etkinlikle yönetmesini, hem de ileriye yönelik çalışmalarda bulunabilmesini sağlayacak örgütlenmesi hızla gerçekleştirilmelidir.

-Yapılan özelleştirme uygulamalarının kamuoyu, çalışanlar ve çeşitli toplumsal gruplar tarafından desteklenmesi için; bu kesimler ayrıntılı olarak bilgilendirilmeli, özelleştirme sonucu kuruluşların karlılık, verimlilik, kalite, yatırım ve istihdama katkı gibi göstergelerinde meydana gelen iyileşmeleri ön plana çıkaracak kampanya, açık oturum, panel gibi etkinliklere yönelinmeli, 4046 sayılı Kanunda yer alan “değer tespit sonuçlarının kamuoyuna açıklanması” hükmüne hayatiyet kazandırılarak, özelleştirmede şeffaflık sağlanmalıdır.

-Özelleştirme programına alınacak kuruluşlarla ilgili kapsamlı bir şekilde ön hazırlık çalışması yapılmalı, özelleştirmeye konu olabilecek kamu paylarının tamamının aynı anda programa alınarak özelleştirilmesi sağlanmalıdır.

-Nakle tabi personelin nakil işlemlerinde gecikmeler olmaması ve bu personelin hukuksal statüsüne açıklık kazandırılması için; Devlet Personel Başkanlığı, ÖİB ve atama yapılması uygun görülen kuruluşun görev yetki ve sorumlulukları ile nakle tabi personelin hukuksal statüsünü belirleyecek şekilde 4046 sayılı Kanunda değişiklik yapılmalıdır.

T.C. BAŞBAKANLIK YÜKSEK DENETLEME KURULU

Bilgi Edinme e-Posta Telefon Fax

                Nevzat Tandoğan Caddesi No:4

               Kavaklıdere - Ankara

ydk@ydk.gov.tr 0.312.419 21 45 (10 hat) 0.312.419 16 99