|
Ekonomik
gelişmede öncülük görevi yapmak, gelecekteki yatırımlar
için sermaye birikimi sağlamak, deneyimli ve bilgili personel
yetiştirmek amacıyla kurulan devlet teşebbüsleri
planlanırken, denetim şekli ve usulü üzerinde de durulmuş
ve Yüksek Denetleme kurulu (YDK) bu ihtiyaçtan doğmuştur.
Bu
denetim ihtiyacı, kamu iktisadi teşebbüslerinin gerek
iş hacmi, gerekse sayısal olarak giderek ekonomideki
etkinliklerinin artması sonucu yoğun bir şeklide
hissedilmeye başlanmış ve nihayet bu ihtiyaç,
Atatürk’ün 1 Ekim 1937 tarihinde yaptığı TBMM
açış konuşmasında:
“...
Endüstrileşme karar ve hareketimize mütenazır olarak
bugünkü mevzuatımızda düşünülecek tadiller ve
ilave edilecek bazı yeni hükümler vardır. Bunların
başlıcalarını şöyle hülasa edebiliriz:
“Sermayesinin
tamamı veya büyük kısmı devlete ait ticari, sınai
kurumların mali kontrol şeklini, bu kurumların
bünyelerine ve kendinden istediğimiz ticari usul ve zihniyetle
çalışma icaplarına süratle tevfik etmek...” şeklinde
dile getirilmiştir.
Atatürk’ün
yaptığı TBMM açış
konuşması üzerine, 4 Temmuz 1938 tarihinde, kamu iktisadi
teşebbüslerini; yönetim, çalışma esasları
ve denetim yönünden ortak bir düzenlemeye tabi tutan 3460 sayılı
Sermayesinin Tamamı Devlet Tarafından Verilmek Suretiyle
Kurulan İktisadi Teşekküllerin Teşkilatıyla
İdare ve Murakabeleri Hakkında Kanun çıkarılmıştır.
Bu Kanun, aynı zamanda Yüksek Denetleme Kurulu (Kanundaki
adıyla Umumi Murakabe Heyeti)’nun kuruluş, görev ve
çalışma esaslarını da düzenlemiştir.
Bu
Kanunu göre YDK, iktisadi devlet teşekkülleri, müesseseleri
ve sermayesindeki kamu payı %50’nin üzerinde olan iştirakleri,
mali, idari ve teknik bakımdan sürekli olarak denetim ve
gözetim altında bulundurmak üzere Başbakanlığa
bağlı olarak kurulmuştur.
YDK’nın
görevi; yukarıda sayılan kuruluşların, idare
şekil ve tarzlarını; gayelerine uygun olarak
iktisadi, ticari ve sınai esas ve gereklere paralel şekilde,
rasyonel ve verimli bir tarzda çalışıp çalışmadıklarını,
özellikle, benzer müesseselerle karşılaştırmalı
olarak her hesap yılı içinde en az bir defa incelemek,
tahlil ve denetlemek şeklinde belirlenmiştir.
Ayrıca
YDK, denetime tabi kuruluşların bilançolarıyla
kar ve zarar hesaplarını, bu kuruluşların
hesap ve işlemlerini incelemek ve bunlarla ilgili tahlilleri
kapsayan ayrıntılı bir rapor hazırlamakla
görevlendirilmiştir .
3460
sayılı Kanun’un geçici A maddesinin 1’inci fıkrasında
da, YDK’nın, 1yıl içinde (04.07.1939 tarihine kadar)
bu kanun hükümlerine göre, bu görevi ifa edecek şekilde
teşkilatlanacağı öngörülmüştür.
YDK'nın
kuruluşu esas olarak 6 Eylül 1938
tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile gerçekleşmiş ve
kurulun 1 başkan
ve 7 üyeden oluşacağı tespit edilmiş; 28
Eylül 1938
tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile de Başkanlığa
Şirketi Hayriye eski müdürü Yusuf Ziya
Erzin’in ataması yapılmış, 3
Aralık 1938
tarihli Bakanlar Kurulu Kararnamesi ile üyeliklere, kendi
çalışma alanlarının seçkin kişilerinden
Kemal Süleyman Vaner, Atıf Eker, Şevket Raşit
Hatiboğlu, Muhlis Ete ve Hamit Hasan Can atanmıştır.
Bu
atamaları takiben çalışmalarına başlayan
YDK’ca İktisat Vekaleti’ne yazılan 23.05.1939 tarihli
bir yazıda, “Umumi Murakabe Heyeti, Bahsi geçen kanunun
(3460) muvakkat maddesi 1 inci fıkrası hükmüne ve
maksadına henüz tamamı ile intibak edecek surette
teşekkül ve tekemmül etmiş sayılmaz
ise de, vazifeye başlamış ve kamu iktisadi
teşebbüslerinin 1938 senesi hesap ve muamelelerine de temas
imkanı elde etmiş bulunmaktadır.” denildikten
sonra, denetime tabi teşekküllerin 1938 yılı
bilançoları ile kar ve zarar hesaplarının tahliline
ait raporların kamu iktisadi teşebbüslerinin denetimi
ile görevli “Umumi Heyetin” toplanmasından önce ilgili
makama sunulacağı belirtilmiştir. Nitekim, 1938
yılında 3460
sayılı Kanun kapsamına giren kuruluşlar
için 15 adet rapor düzenlenmiş ve bu raporlar, 30 Kasım
1939 günü Başbakanın başkanlığında
toplanan ilk genel kurulun incelemelerine esas teşkil etmiştir.
YDK’nın
ilk bütçesinin düzenlendiği 1939 yılında; Kurul’un
denetimine tabi 6 teşekkül ile bunlara bağlı
buruluşların adedi 80 olarak hesaplanmış,
kuruluşların denetiminde görevlendirilmek üzere 15
denetçi ve 10 denetçi yardımcısı kadrosu tertip
edilmiştir.
1940
yılında, Türkiye için yepyeni bir konu olan ekonomik
denetimin en etkin şekilde yapılabilmesini teminen,
denetim alanındaki çalışmaları ile tanınmış
yabancı batılı firmaların deneyim ve hizmetlerinden
yararlanılmıştır.
YDK
faaliyetlerini, 1960 yılına kadar, 3460 sayılı
Kanunda yer alan hükümleri göre yürütmüştür. 1960 yılında
3460 sayılı Kanuna ek olarak çıkarılan 23
sayılı Kanunlu Kurul, doğrudan Türkiye Büyük
Millet Meclisi Başkanlığına bağlanmış,
görev alanı diğer bir kısım kuruluşları
da kapsayacak şekilde genişletilmiştir.
3460
ve 23 sayılı kanunlar 12.03.1964 tarihinde kabul edilen
440 sayılı İktisadi Devlet Teşekkülleriyle
Müesseseleri ve İştirakleri Hakkında Kanunla
yürürlükten kaldırılmış; ancak, aynı
Kanun’un geçici 6’ncı maddesi hükmü ile YDK hakkındaki
kanun yürürlüğe girinceye kadar, 3460 ve 23 sayılı
kanunların YDK ile ilgili hükümleri yürürlükte kalmıştır.
12.05.1964 tarihinde kabul edilen 468 sayılı Kamu
İktisadi Teşebbüslerinin Türkiye Büyük Millet Meclisince
Denetlemesinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un
6’ncı maddesi ile de, 23 sayılı Kanun’un
10’uncu maddesi değiştirilerek; YDK tekrar Başbakanlığa
bağlanmış ve görev alanı, 440 sayılı
Kanuna tabi iktisadi devlet teşekkülleri ile müesseseleri
ve özel kanunlarında YDK’nın denetimine tabi olduğu
belirtilen kuruluşların tümünü kapsayacak şekilde
belirlenmiştir.
440
sayılı Kanun, 11.04.1983 tarih ve 60 sayılı
Kanun Hükmünde Kararname ve daha sonra bu Kanun Hükmünde Kararnamenin
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce kabulüne ilişkin 19.10.1983
tarih ve 2929 sayılı İktisadi Devlet Teşekkülleri
ve Kamu İktisadi Kuruluşları Hakkındaki
Kanunla kaldırılmış, ancak, geçici 7’nci
maddesi hükmü ile YDK’ya ilişkin hükümleri yürürlükte bırakılmıştır.
YDK,
24.06.1983 tarihinde kabul edilen 72 sayılı Kanun
Hükmünde Kararname ile “Yüksek Bir Denetleme Organı” sıfatıyla
yeniden yapılandırılmak suretiyle tüzel kişiliğe
kavuşturulmuş olup, denetim faaliyetlerini bu Kanun
Hükmünde Kararnamede yer alan hükümler çerçevesinde sürdürmektedir.
 |
|
Yüksek Denetleme Kurulu’nun Kuruluş Nedenleri |
| |
|
Türkiye’de devletin ekonomik alanda sınai ve ticari işletmeler kurarak
faaliyet göstermesi, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde başlamış,
daha ziyade ordunun ve sarayın ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olmak
üzere, devlete ait bazı fabrikalar kurulmuştur. Ancak, bu tesisler gerek
teknoloji ve gerekse kapasite yönünden istenilen seviyeye ulaşamamıştır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik
çıkması, ülkenin siyasi bağımsızlığını ve toprak bütünlüğünü tehlikeye
düşürmesinin yanı sıra, esasen çok zayıf durumda olan ekonomik yapısın
da ciddi surette etkilemiştir. Bu nedenle, Kurtuluş Savaşı çok güç
şartlarda sürdürülmüştür. Siyasi başarıların, ekonomik başarılarla
desteklenmedikçe sürekli olamayacağı gerçeğinden hareket eden Atatürk,
Büyük zaferin hemen ardından, çökmüş durumdaki ekonomiyi canlandırma ve
ülkeyi ileri bir sanayi ülkesi durumuna getirme çabalarına ağırlık
vermeye başlamıştır.
Nitekim, Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasını müteakip,
henüz cumhuriyetin dahi ilan edilmediği bir sırada, 17.02.1923
tarihinde, izlenecek ekonomik politika konusundaki önerileri tespit ve
buna göre bir strateji takip etmek üzere, İzmir’de bir iktisat kongresi
toplanması öngörülmüştür. Çiftçi, tüccar, sanayici ve işçi
temsilcilerinden oluşan birçok delegenin katıldığı kongrede, özel
teşebbüse ağırlık verilmesi, bu yönde teşvikler ve kolaylıklar
getirilmesi ve devletin de bu gayretleri desteklemesi yolunda kararlar
alınmıştır.
Cumhuriyetin ilk yıllarında milli sanayinin kurulması bir
hedef olarak benimsenmiş ve bu maksatla yapılan araştırmalarda; sermaye
birikiminin yetersizliğinin yanı sıra, fertlerin şirket şeklinde
iktisadi teşebbüsler kurması hususunda da yeterli bir bilgi ve deneyime
sahip olmadıkları görülmüştür. Bu nedenle, ülkede sürekli bir
kalkınmanın, ancak devletin ekonomi alanında daha aktif bir rol alması
yolu ile mümkün olabileceği anlaşılmıştır. Diğer taraftan, ülkede bol
miktarda bulunan ve mamul hale getirilemeyerek ihraç edilen
hammaddelerin, daha sonra işlenmiş şekliyle ithal edildiği
anlaşılmıştır. Büyük sermaye ve teknik bilgi ile teçhiz edilmiş
fabrikalar kurma ve devam ettirme zarureti, önce sanayi bankalarının
kurulmasını gündeme getirmiş, bu maksatla ilk olarak 19.04.1925
tarihinde, 633 sayılı Kanun “Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası”
kurulmuştur.
Banka, Osmanlı İmparatorluğu döneminde kurulmuş olan
Feshane Yünlü Dokuma, Beykoz Deri ve Kundura ile Hereke İpekli ve Yünlü
Dokuma Fabrikalarını devralarak işletmeye başlamıştır.
Bu uygulamada, devlet işletmeciliği geçici bir dönem
için tasarlanmış, bankanın esas görevi, o günün şartları içinde
gelişmeyen özel teşebbüsleri destekleyerek sermaye birikimini sağlamak
şeklinde anlaşılmıştır. Bu arada özel teşebbüse, 28.05.1927 tarihinde
çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu ile çeşitli teşvik ve kolaylıklar da
getirilmiştir.
Ekonomik kalkınmanın özel teşebbüse bir takım teşvik ve
kolaylıklar sağlanmak suretiyle gerçekleştirilmesini öngören bu ekonomik
politika, o günkü şartlar altında ve özel teşebbüsün ekonomik gelişmeyi
sağlayacak imkanlara sahip bulunmayışı nedeniyle başarılı olamamıştır.
Sanayi ve Maadin Bankası’nın, şirket kurma ve kendisine devredilen sınai
tesisleri, kuracağı şirketlere devretme gibi uygulamaları da başarısız
kalmıştır. Ayrıca, banka kaynaklarının yetersizliği, bu şirketlerin
finansman ihtiyacının karşılanmasında ciddi zorluklar doğurmuştur.
Bununla birlikte, kendisine devredilmiş sınai tesislerin tevsii ve
islahı suretiyle modernize edilmesi konusunda sözü geçen banka önemli
hizmetler vermiştir.
1930’lu yıllara gelindiğinde; çeşitli teşvik ve
kolaylıklara rağmen, özel teşebbüsün ekonomik kalkınmayı başarmada
yetersiz kalışı göz önüne alınarak, 1929 yılında bütün dünyada yaşanan
ekonomik krizin, uygulanan ekonomik sisteme olan güveni sarsmasının da
etkisiyle, yeni ekonomik politikaların arayışı içine girildiği
görülmektedir. Nitekim, ilk olarak, bilhassa bankacılık alanında,
başarısız kalan Sanayi ve Maadin Bankası’nın yerine, Devlet Sanayi Ofisi
Türkiye Sanayi Kredi Bankası gibi iki yeni kuruluşun oluşturulması
cihetine gidilmiştir.
Devlet Sanayi Ofisi, Sanayi ve Maadin Bankasından farklı
olarak, sınai tesisler kurmak ve işletmek üzere, 03.07.1932 tarih ve
2058 sayılı Kanunla kurulmuş ve Sanayi ve Maadin Bankasına ait tesisler
Devlet Sanayi Ofisi’ne devredilmiştir.
Türkiye Sanayi Kredi ise, Sanayi ve Maadin Bankası’nın
statüsünde değişiklik yapılması suretiyle 07.07.1932 tarih ve 2063
sayılı Kanunla kurulmuştur.
Ancak, kuruluşundan bir yıl gibi kışa bir süre sonra,
Türkiye Sanayi Kredi Bankası, sermayesinin tamamına yakın bir kısmını
Devlet Sanayi Ofisine verilen görevleri yapamaz duruma düşmüştür. Daha
sonra, Devlet Sanayi Ofissi de, milli sermayenin gelişimine yeterli
derecede yardımcı olamadığı düşüncesiyle, 1933 yılında kurulan
Sümerbank’a devredilmiştir.
Ülke ekonomisinin temel taşlarından biri olarak günümüze
kadar gelen Sümerbank, 03.06.1933 tarih ve 2262 sayılı Kanunla
kurulmuştur.
Sanayileşmenin itici gücü olarak düşünülen Sümerbank,
1933 yılında Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı’nın uygulaması ile
görevlendirilmiş ve ülke sanayiinin kurulmasında büyük rol oynamıştır.
Sümerbank’ı 1935 yılında; özellikle madencilik, metalürji
ve enerji alanlarında büyük görevler üstlenen Etibank’ın kuruluş
izlemiş, daha sonra da yeni bir statüyle T.C. Ziraat Bankası, Denizbank
ve Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumu hizmete girmiştir. Bu yıllardan
sonra, iktisadi alanda faaliyet gösteren devlet teşebbüslerinin sayısı
artmış, faaliyet alanları genişlemiş ve bu gelişme günümüze kadar
sürmüştür.
Devletin ekonomik alanda sınai ve ticari faaliyete
girişmesi ve bunun boyutlarının giderek genişlemesi, bu kuruluşların
denetlenmesi mecburiyetini de beraberinde getirmiştir. Diğer taraftan,
kuruluşların ticari ve sınai faaliyetlerinin, ekonomik alan içinde
rekabete dayalı bir çalışma kolu olması, günün koşullarına göre ve
zamanında kara verilmesini gerektirmesi, karakteri icabı kar-zarar
gerçeğini beraberinde taşıması, tabi olacakları denetim biçiminde ciddi
şekilde etkili olmuştur. |
|